İbrahim Güçlü
Writer
Huzursuzluğun kaynağı, hegemonya savaşları…
Koca bir dünya var. Bu dünya herkese yeten ve artan bir durumda olmasına rağmen, durmadan didişmeler, çatışmalar, savaşlar, katliamlar, kavgalar, kafa kırmalar, aşağılamalar, teslim almalar, egemenlik kurmalar devam ediyor. Bir gün boyunca televizyonları izlemek insanın içini karartacak bir tabloyu önümüze sürüyor. Ye yiyebildiğin kadar. O önüne koyulanı yemeyi bir tarafa bırkalım, insanın içini dışına getiriyor. Ayıp olmasın diye kusuyorsun demiyorum.
Bugün makalemde genel bir sorun üzerine deneme yapmak istiyorum. Bu genel konu üzerinde deneme yaparken bazı tarihsel küçük-büyük olaylara ve günümüz gerçeklerine işaret etmek de kaçınılmaz olacak.
Koca bir dünya var. Bu dünya herkese yeten ve artan bir durumda olmasına rağmen, durmadan didişmeler, çatışmalar, savaşlar, katliamlar, kavgalar, kafa kırmalar, aşağılamalar, teslim almalar, egemenlik kurmalar devam ediyor. Bir gün boyunca televizyonları izlemek insanın içini karartacak bir tabloyu önümüze sürüyor. Ye yiyebildiğin kadar. O önüne koyulanı yemeyi bir tarafa bırkalım, insanın içini dışına getiriyor. Ayıp olmasın diye kusuyorsun demiyorum.
İnsanlığın amacı: Huzur, refah, iyi bir yaşam, karşılıklı iyi ilişkiler, dayanışma, gelişme, geliştirme, iyi bir eğitim, adalet, hukukun üstünlüğü, eşitlik diğer artarda sıralayacağımız iyiler ve güzellikler. O zaman soralım, “İnsanlık bu amacına ulaştı mı, ulaşacak mı, ulaşabilecek mi?” Bu soruya maalesef olumlu cevap vermek olanaklı değildir. Tersine insanlık bu amaca varmak için çabalarken, bu amaçtan uzaklaşıyor. Hem de bu amaçtan uzaklaşmayı kendi eliyle ve kendi yaptıklarıyla yapıyor. Kürtlerin ünlü bir sözü var ve derler ki “Yê ku mirov bi dest û lingên xwe bike, dê û bav ji wî re nikare bike.”
Bunun hayat felsefesi açısından basit açılımı, “İyi şeylerin de ve kötü şeylerin yapılması da insanın kendisinin elindedir.” Başka bir ifadeyle, “İnsanın kendisi ya da kendisinin oluşturduğu organizasyonlar, kendisine en büyük iyiliği ya da en büyük kötülüğü yaparlar.”
Hayatta olup bitenlere baktığımız zaman, bu gerçeğin okunmasını sağlayacak, milyonlarca olay var. Demek ki basit anlamıyla ve karmaşık tanıma kaçmadan denilebilir ki, hayatta ve dünyada olup bitenlerin hepsi insana, insanlara bağlı gelişiyorlar. Yani iyiyi de kötüyü de insanlar yapıyorlar. Bu nedenle, insanın yargılanması ve sorgulanması gelecek açısından, gelecek yeni bir dünya, asıl amaçlar için gereklidir. Yani olup bitenlerin sorumlusu insan ve insanların oluşturduğu yapılardır.
İnsanlık, belirlediğim amacına varmak için, dinleri ve mezhepleri, ideolojileri, aşiretleri ve mirlikleri, imparatorlukları, çeşitli türden devletleri, sistemleri yarattı. Vakıflar, dernekler, siyasi partiler kurdu. Bunların hiçbiri, Hobbs’ın dediği “İnsan insanın kurdudur” akıbetinden insanlığı kurtaramadı. İnsanları, huzura, refaha, iyi bir yaşama, karşılıklı iyi ilişkilere, dayanışmaya, gelişmeye, geliştirmeye, iyi bir eğitime, adalete, hukuka, diğer artarda sıralayacağımız iyiliklere ve güzelliklere ulaştıramadı. İnsanı daha fazla birbirinin kurdu haline getirdi. İnsanlar, birbirlerini yok etmek, alt emek, birbirine egemen olmak için, akıl dışı, vicdanlı ve adaletli olmayan yollara ve yöntemlere başvurdular.
Bütün bu söylediklerimden sonra dünyanın birçok kavramlar ve gerçekler üzerinde tanımlandığını, tanımlayabileceğimizi biliyoruz. Ben de dünyayı, hegemonya savaşların devam ettiği bir arena olarak tanımlıyorum.
Dinler, sözde ulu amaçlar için ortaya çıktılar. Sonunda savaşların kaynakları oldular. Hristiyanlarla Müslümanlar, Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki savaşlar bunun en somut örneğidir. Bir dinin diğerini yok etme, bir dinin diğerine egemen olma savaşıydı. Bu hegemonya savaşları sadece dinler arasında olmadı, aynı dinlerin bölmüş olan mezhepler, tarikatlar arasında da gerçekleşti. Ortodoksların Katoliklerle savaşı, bir dinin diğer bir dine, Müslümanlığa karşı savaşı değildir. Hristiyanlık dininin içindeki bir hegemonya savaşıdır. Avrupa’da din savaşları tarihini oldukça kanlıdır. Müslümanlar arasında Sünnilerle Şiilerin/Alevilerin savaşı, bir dinin diğer dinle olan bir savaşı ve hegemonya savaşı değildir. Müslümanlık dini içinde bir savaş, hem de hegemonik bir savaş, bir mezhebin diğer mezhebi yok etme ve onun üzerinde egemen olma hegemonya savaşıdır. Kanlı bir savaştır. Bu hegemonya savaşı, kanlı bir şekilde, günümüzde de devam ediyor.
İmparatorluklar arasında sadece hegemonya savaşları olmadı. İmparatorlukların kendi içlerinde de hegemonya savaşı devam etti. Klasik sömürgecilik, emperyalizm ve yeni sömürgecilik, bir devletin ve milletin başka milletlerin topraklarını ele geçirme, zenginliklerini kendi çıkarlarını için kullanma ve yok etme, milletleri köleleştirme ve bütün milli değerlerini gasp etme hegemonya savaşlarıdır.
Hiç şüphe yok ki sömürge, yarı-sömürge, bağımlı ulusların sömürgecilere ve emperyalistlere karşı mücadelesi de egemenlik, bağımsızlık kendi devleti kurma için bir hegemonya savaşıdır. Kürtlerin 200 yıllık milli mücadelesi böyle bir mücadeledir.
Sömürgeciler/emperyalistler, sömürge, yarı-sömürge, bağımlı uluslar arasındaki mücadelede haklı ve haksız savaş kavramı gündeme gelmiştir. Sömürgecilikten ve emperyalizmden kurtulmak isteyen milletlerin mücadeleleri haklı mücadeleler kategorisi içinde değerlendirilmiş ve ele alınmıştır. Kürtlerin bağımsızlık mücadelesi bu kategori içindedir. Kürtler haklı iktidar ve egemenlik mücadelesi, Kürtlerin kendi içlerindeki hegemonya savaşını engelleyememiştir. Tersine yeni hegemonya mücadelesinin kaynağı olmuştur. Kürdistan’da günümüzde de bu hegemonya sağlama mücadelesi devam etmektedir.
Emperyalist ve milli büyük devletlerin oluşması hegemonya savaşına son vermedi. Hem emperyalist ve milli büyük devletlerin kendi aralarında ve hem de kendi içlerinde hegemonya savaşı devam etti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, emperyalist ve milli büyük devletlerin dünyayı bölüşmek için hegemonya savaşlarıydı.
İtalya ve Almanya’da faşizm aynı zaman da bir iç hegemonya savaşlarıydı. Bir toplumsal kesimin, diğer toplumsal kesimleri; Alman ve İtalyan milletlerin kendi dışındaki milletleri yok etme hegemonya savaşıydı. Demek ki kapitalistlik de hegemonya savaşlarının önüne geçemedi. Kapitalistler de birbirlerini yok etme ve birbirlerine egemen olmak için hegemonya savaşlarına tutuştular.
- Yüzyılın başlarından itibaren, kapitalistlerle sosyalistler arasından bir hegemonya savaşı başladı. Kapitalist dünya ile Sosyalist dünya, Batı kapitalist ülkeleriyle, Sovyetler Birliği ve Çin arasındaki mücadele bir hegemonya savaşıydı. Bu savaştan kapitalist dünya zaferle ve egemen olarak çıktı. Ama soğuk savaşın son bulmasından sonra yeni bir tarz ve nitelikte bir hegemonya savaşı başladı. Bugün ABD ile Rusya, Özellikle ABD ile Çin arasındaki savaş, yeni bir hegemonya savaşı, egemenlik sağlama, devletlerin birbirlerini sınırlandırma hegemonya savaşıdır.
Kapitalistlerle sosyalistler arasındaki hegemonya savaşı, iç hegemonya savaşını engellemedi. Sosyalist ülkelerde milyonların yok edilmesine sebep olan bir hegemonya savaşı olmuştur. Stalin yönetiminin, Kamboçya’da Pol-Pot yönetiminin, Çin ve diğer sosyalist devletler yönetimlerinin milyonlarca insanı yok etmesi bu iç hegemonya savaşının ürünüdür. Bu hegemonya savaşı sadece makro düzeyde gerçekleşen bir olay değildir. Aşiretler, mirlikler, siyasi partiler, aileler arasında da bu hegemonya savaşı insanlığın başına bela bir savaştır.
Siyasi partiler sadece iktidarda egemen olmak için savaşmıyorlar, kendi içlerinde de savaşıyorlar.
Günümüzde ABD-Çin, ABD -Rusya, ABD- AB, Suriye, Afganistan, Lübnan, Libya, Yemen, Hindistan-Pakistan, Çin Hindistan, say sayabildiğiniz kadar alandaki bütün bu savaşlar hegemonya savaşlarıdır. Değişik gerekçeler ve araçlarla sürdürülüyor.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.