CHP’de köklü ve nitelikli ayrışma yok, olamaz...

CHP, tarihi ömrünün uzunluğu anlamında değil, dediğim anlamdaki köksüzlüğünden dolayı, toplumun isteklerini karşılayan bir parti değildir. Bundan dolayı da yapısal olarak sürekli krizler ve buhranlarla karşı karşıya kalan bir partidir.

CHP’de köklü ve nitelikli ayrışma yok, olamaz...
CHP’de köklü ve nitelikli ayrışma yok, olamaz...

CHP, nesli tükenmiş, çağdaşları tarihe gömülmüş bir partidir. Dünyada ve Batı Avrupa’da CHP gibi partilerin nesli tükenmiş olmasına rağmen, CHP yaşamaya devam ediyor. Bu da Türk toplumunda ne kadar güçlü bir şovenist, ırkçı, faşist, fanatik ve dogmatik bir damarın olduğunu gösteriyor. Aslında bununla Türk toplumuna haksızlık mı ediyorum diye kendime sorduğum zaman, “Bir açıdan haksızlık ediyorum” diyorum. “Türk toplumu” derken, Kemalist resmi ideolojinin yarattığı köksüz topluluktan bahsediyorum. Bu topluluk, saf bir topluluk değildir. Bu topluluk, ağırlıkla devşirmelerden, aslını inkâr edenlerden, Kemalizm’e tapanlardan oluşan bir topluluktur.

CHP, tarihi ömrünün uzunluğu anlamında değil, dediğim anlamdaki köksüzlüğünden dolayı, toplumun isteklerini karşılayan bir parti değildir. Bundan dolayı da yapısal olarak sürekli krizler ve buhranlarla karşı karşıya kalan bir partidir.

CHP’de her dönemde ciddi kopuşlar olmuştur. CHP’deki bu kopuşlar nasıl ifade edilirse edilsin, halkla bütünleşmek isteyenlerle, bürokratik elit arasındaki karşıtlığın kendisini dışa vurmasıdır.

Eğer siyaset bilimi ve sosyal gerçekler açısından durum analiz edilirse, Demokrat Parti (DP), CHP’den kopan bir partidir. Kopuşundan kısa bir süre sonra CHP’yi yenmiştir. CHP’nin hükümetini yıkarak, hükümet olmuştur. Açarak yazarsam, Türk halk güçleri, asker ve sivil bürokrasinin partisi olan CHP’yi yenmiştir.

DP, ana akımdan ayrılarak başarı sağlayan bir parti oldu. Bana göre DP ayrılığı, ana akımdan, CHP’den bir anlamda köklü ve farklı bir ayrışmadır. Başarısı da oradan gelmektedir.

CHP’den en büyük kopuşlardan biri Ecevit’in partide Milli Şef İnönü’yü devirmesi, yönetimi ve genel başkanlığı ele geçirmesidir. Buradaki değişiklik parti içi değişikliktir. Burada da dar anlamda halk damarı ile Kemalist asker ve sivil bürokrasi arasında küçük bir ayrışmadır.  Köklü ve farklı bir ayrışma değildir. Ayrışma Kemalist temelde, Kemalizm’in farklı yorumlanmasını temel almaktaydı.

CHP’de önemli ve iz bırakan ayrışmalardan ve kopuşlarda bir diğeri, yine Bülent Ecevit’in, CHP’ye egemen olan asker sivil bürokrat elitin, cuntayı desteklemesinden dolayı olmuştur. Ecevit Demokratik Sol Parti’yi kurdu. CHP baraj altında kalırken, Ecevit’in partisi halka açılımcı olduğu için koalisyon hükümetinin ortağı oldu.

Bülent Ecevit, karizmatik liderlik vasfıyla öldüğü güne kadar CHP’nin başında Demoklesin Kılıcı gibi kalmaya devam etti.

CHP’de kriz ve çatışmalar bitmez. Baykal Milli Şef’in oğlu Erdal İnönü’yü tasfiye ederek yerine geçti.

Son günlerde aracılık rolüyle tekrar kamuoyu önüne çıkan ve gündeme gelen Karayalçın da Baykal’dan koparak “Sosyal Demokrat Parti” kurdu. Karayalçın’ın partisi PKK’nin açık partisi ile ittifak ederek var olmak istedi. Ama sonuçta ciddi bir varlık da muhalefet de olamadı. Tekrardan yuvaya, CHP’ye döndü.

Deniz Baykal da genel başkanlıktan bir kaset komplosu ve darbesiyle devrildi. Onun yerine Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan oldu. CHP’de en son genel başkan olacak kişi Kemal Kılıçdaroğlu olmasına rağmen, CHP’nin devlet sahibi üst aklı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tercih etti.

Bu da gösteriyor ki CHP’de genel başkan değişiklikleri, dünyada var olan partilerdeki geleneklerden ve prosedürlerden farklı oluyor.                             

CHP’den iki dönem milletvekilliği yapan, Musul Başkonsolosu olan ve CHP’nin çokça kullandığı adam Yılmaz Öztürk de “CHP Atatürkçülükten uzaklaşmış”, “Fetullahçılar partiyi kuşatmış ve hatta egemen olmuş” dediği için partiden ihraç edildi. O da kısa bir süre önce de “Yenilik Partisi”ni kurdu.

Son kongre ile CHP’de pandoranın kutusu açıldı. Parti huzursuzları, muhalifler kutudan dışarı fışkırdılar. Muharrem İnce de bu muhaliflerden biridir. Ama sıradan olmayan, partinin başında her zaman ciddi problem olan bir muhaliftir.

Muharrem İnce ile parti yönetimi ve Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki sorun yeni değil. Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı adaylığından önce, bir önceki kongrede Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı genel başkan adayı olmasıyla açığa çıktı. Kılıçdaroğlu ile Muharrem İnce arasındaki asıl problem, Baykal’a genel başkanlığın bıraktırılması ile başladı. Cumhurbaşkanlığı adaylığı aşamasından ve sonrasında çelişki ve çatışma ciddi bir boyut kazandı.

Muharrem İnce, Meral Akşener’in de desteğiyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığını boşa çıkardı. Bunun Kemal Kılıçdaroğlu tarafından hazmedilmesinin zor olduğu açıktı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Muharrem İmce’nin cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etmesi, ona tam anlamıyla bir darbeydi. Buna karşılık Kemal Kılıçdaroğlu da Muharrem İnce’nin son açıklamalarından anlaşılıyor ki, onun kazanmaması ve özellikle de az oy alması için çok gizliden bir çalışma yürütmüş.

Kılıçdaroğlu’nun, Muharrem İnce’nin kazanmaması ve az oy alması planına rağmen, Muharrem İnce’nin partinin o güne kadar kazandığı oylardan daha fazla oy olmasını Kılıçdaroğlu kendisi için tam anlamıyla bir tehdit olarak değerlendiriyor. Ona göre de Muharrem İnce’ye karşı stratejik davrandığı ortaya çıkıyor.

Bundan dolayı da adım-adım Muharrem İnce’yi partiden uzaklaştırma ve itibarsızlaştırma kuşatma hareketlerine girişiyor. Bu hareket tarzını, son genel kurulda Muharrem İnce’ye sıradan adam muamelesi yapmasıyla, başarıyla gerçekleştiriyor. Açık ki son kongre iplerin kopmasını sağlayan bir platform oldu. Başından beri belirttiğim gibi, bütün aracı girişimlerine rağmen, Kılıçdaroğlu’nun Muharrem İnce’nin kazanılması için bir tutum içine girmemesi, Muharrem İnce’yi gözden çıkardığını ortaya koyuyordu.

Gelinen aşamada, macun tüpten çıkmıştır. Muharrem İnce’nin partiye dönüşü olanaklı değildir. Partinin ileride onu disiplin kurulu kararıyla partiden uzaklaştıracağı, “görünen köyün kılavuz istemeyeceği” kadar açıktır.

Muharrem İnce’nin farklı ve köklü bir ayrışma içinde olmadığı, Atatürkçülük üzerine tepinmeye devam edeceği kendi açıklamalarından görülüyor. O, CHP’nin Kemalizm’den uzaklaşmasını, partide Atatürk düşmanlarının varlığına bağlıyor. Bu hem ciddi ve hem de çok ciddi bir iddia değildir. Atatürkçü bir parti için, Atatürkçüleri uyarma ve harekete geçirme anlamında ciddidir. Ama uzun bir dönemdir iktidar olmak için her kesle ittifak etmeye, yatıp kalkmaya başlayan; bunun için olağanüstü çaba sarf eden Kemal Kılıçdaroğlu, CHP yönetimi, partinin ezici çoğunluğu için önemli ve ciddi bir konu değildir. İnce, CHP’nin ana muhalefet görevini getirmediğini söylüyor. Türkiye muhalefeti olacağını ileri sürüyor. Bu yaklaşımı çık gerçekçi değil. Muharrem İnce Türkiye muhalefeti olma çabasından ziyade, CHP’de ciddi ve güçlü bir muhalefet yapmanın hesaplarını yapmalıdır.

Muharrem İnce, “CHP’de rantçı koltuk sahipleri vardır” diyor. Bunu dar anlamda, bazı şahsiyetlere bağlıyor. Benim makalemin başında yaptığım tanımlamayla CHP’yi ele alırsak, nesli tükenen ve yok olan bir parti olarak geniş anlamda bir rant partisi olduğunu söylemek haksızlık olmaz. Birilerini milletvekili, bakan, genel müdür, belediye başkanı yapan bir rant platformudur. Bundan dolayı, bu konuda da İnce çok fazla bir şey ortaya çıkaramaz.

İnce’nin “Bin Günde Millet Hareketi”ni 4 Eylül’den sonra izlemeye devam edeceğiz. Muharrem İnce diğer muhalifler gibi sıradan birisi konumunda değil. CHP’ye zarar vereceği açıktır. Bu da Cumhur İttifakı’na katkı olur mu? İleride göreceğiz.

DEVA ve Gelecek Partileri, Cumhur İttifakı’na zarar veren aktörler oluyorsa, Muharrem İnce Hareketi de “Millet İttifakına” zarar verebilir.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.