Sömürgeci devletlerin ‘Kürtler devlet istemiyor’ tezinin çürütülmesi

Kürtler, dünyanın dört bir yanından Kürdistan Bölgesi’ne akın etmişlerdi. Referandumun sonucu biliniyormuş gibi halaylar tutuluyor ve festivaller yapılıyordu. Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin kampanyaları akıl almaz büyük kalabalıklarla sürüyordu.

Sömürgeci devletlerin ‘Kürtler devlet istemiyor’ tezinin çürütülmesi
Sömürgeci devletlerin ‘Kürtler devlet istemiyor’ tezinin çürütülmesi

3 yıl önce bugünler, bağımsızlık referandumundan önceki birkaç gündü. Bugünler, Kürdistan’ın tüm parçalarındaki ve dünyadaki tüm Kürtler için en heyecanlı ve endişeli günlerdi. Hiç şüphe yok ki bağımsızlık referandumunun yapılacağı alan olan Kürdistan Bölgesi’nde heyecan ve endişe daha fazlaydı, zirvedeydi.

Kürtler, dünyanın dört bir yanından Kürdistan Bölgesi’ne akın etmişlerdi. Referandumun sonucu biliniyormuş gibi halaylar tutuluyor ve festivaller yapılıyordu. Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin kampanyaları akıl almaz büyük kalabalıklarla sürüyordu.

Ben de Kuzey Kürdistan’dan, HAK-PAR yönetici ve üyeleriyle birlikte Kürdistan Bölgesi’ne giderek Kürdistan Parlamentosu önünde gösteri yaptık, halaylar tuttuk, televizyonlara röportajlar verdik ve açıklamalarda bulunduk. Kürdistan Parlamentosu üyelerine bağımsızlık referandumu kararından dolayı teşekkür ettik.

Tüm Kürtler heyecanlıydılar, çünkü bağımsızlık referandumunun sonucunu sabırsızlıkla bekliyorlardı. Bağımsızlık referandumunun olumlu sonucu belli olmasına rağmen, yine de endişeler vardı. Bağımsızlık referandumu karşıtlarının yapacakları provokasyonlardan ve saldırılardan korkuluyor ve endişe duyuluyordu. Kürdistan Bölgesi’nde 25 Eylül 2017’de gerçekleşen bağımsızlık referandumuna kadar neler oldu kısaca o gelişmelere ve olaylara bir bakalım.

REFERANDUM KARARININ ALINMASI KOLAY OLMADI

Kürdistan Bağımsızlık Referandumu tarihi bir olaydır. Bilinmeli ki, Kürdistan’da bağımsızlık referandumu kararı, değerli ve şerefli sonucu kadar kolay alınmadı. ABD ve müttefikleri, 2003 yılında, Irak’ta Baas ve Saddam rejimini yıkmaya karar verdikleri zaman Kürdistan, federe ve demokratik bir yapıya sahipti. Irak’ta demokratik yapılanmaya da örnek teşkil etmekteydi. Irak içinde en güvenlikli bölgeydi. Muhalif Arapların ve sermayedarlarının da sığındığı bir yerdi.

ABD ve müttefikleri Irak’ta rejimi yıktıkları zaman, sömürgeci devlet aparatını da parçaladılar. Baas’ın silahlı güçleri dağıtıldı. Kürdistan’daki yapı diri kaldı ve Kürdistan’daki silahlı güçler ayakta kaldı. Kerkük de fiilen Kürdistan Bölgesi yönetimine geçti.

Irak merkezi yönetiminin Kürtlerle savaşma gücü denilebilir ki sıfır noktadaydı. Bu durumda Kürtlerin, Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi an meselesiydi ve bunun için bütün koşullar olgunlaşmıştı. Ama Kürtler, emrivaki yapmadılar. Kerkük’ü bile terk ederek, Araplarla yeni bir devleti ve yaşamı nasıl birlikte kuracaklarını tartışmaya başladılar. Çetin ve karmaşık tartışmalardan sonra, Irak’ın federal devlet olması konusunda uzlaşma sağlandı. Bunun için yeni bir anayasa yapıldı. Yeni anayasa, 2005 yılında referandumla yüksek bir oy oranıyla kabul edildi. Yeni anayasada Kerkük’ün Kürdistan Bölgesi’ne mi, merkezi yönetime mi bağlanacağı konusunun da 2007 yılında yapılacak referandumla tespit edileceği belirlendi. Ama ne yazık ki, Baas rejiminin yıkılmasının üzerinden 14 yıl geçmiş olmasına rağmen, demokratik federal bir sistem oluşturulamadı. Parlamenter sistem federal yapıya göre işletilmedi. Milletlerin temsili, federal yapıya göre sağlanmadı. Otoriter ve üniter ulus devlet parametrelerine göre hareket edildi.

Sünni Araplar ve güneyde Şii Araplar talep etmelerine rağmen, federe yapılanmalarına izin verilmedi. Kerkük’te referandumun yapılması engellendi. Irak merkezi yönetimi tam anlamıyla otoriter, faşizan bir yapı kazanmaya başladı. Buna karşılık Kürtler, Irak’ın gerçek anlamda federal bir devlet olması için demokratik değerler çerçevesinde arayışlarını sürdürdü. Ama sonuç alamadılar. Bu nedenle “bağımsız devlet” ve “konfederal devlet” yapılanması önermesi yaptılar. Bu önermeyi de demokrasi değerleri içinde yaptılar. Bu önermeye göre, bağımsız Kürt ve Arap devletleri kurulacak. Bu iki devlet, konfederal bir devlet olarak yapılanacak. Oysa Maliki yönetimi,  federal sisteme ve demokrasiye uygun olmayan uygulamalarıyla Irak’ı bölünme aşamasına getirdi. Sünni Araplarla Şii Araplar bile, bir devlet içinde yaşayamayacaklarına karar vermiş durumdaydılar. Bu durumda Kürtlerin kendi kaderlerini bağımsız devlet kurma doğrultusunda tayin etmeleri hem bir hak ve hem de bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktaydı.

Kürtlerin, kendi bağımsız devletlerini ilan etmelerinin zamanıydı. Kürtler, Kürdistan’ın güneyinde bu fırsatı kesinlikle kaçırmamalıydılar. Bu karar, ahlaki olarak da sorgulanacak bir karar olamazdı. Müttefiklerini yalnız bırakma, terk etme anlamına da gelmezdi. Asıl olarak Kürtlerin müttefikleri, Kürtlerle birlikte olmamak için demokrasi ve hukuk dışı yolu seçmişlerdi.

Ortadoğu’da üçüncü büyük millet olarak, devlet olma, en fazla Kürtlerin hakkıydı. Kürtler dışındaki tüm milletler, Farslar, Türkler ve Araplar devlet sahibiydiler. Üstelik Türkler ve Araplar birden fazla devlete sahiptiler. Bu durumun değişmesinin koşulları en azından Kürdistan’ın güneyinde olgunlaşmış durumdaydı. Kürtler, Kürdistan’ın güneyinde bu koşuları iyi değerlendirmeliydi, dünya da Kürtlere destek olmalıydılar. Kürtler bu çabalarında demokratik değerleri, hak ve özgürlükleri terk etmemeliydiler. Hukuk dışı uygulamalara kaymamalıydılar.

PKK de o devletlere vekâleten bağımsız Kürdistan devletine düşmanlık etmekteydi. O günlerde PKK, Güney Kürdistan’a savaş ilan etmişti. Bütün alanlara saldıracağına dair Rıza Altun’un ağzından açıklamalar yapmıştı.

Bütün parçalardaki Kürtlerin ve dünyadaki Kürtlerin bu ihanete ve tehlikeye karşı mücadele etmesi milli bir görevdi. Kürdistan’ın güneyinde bağımsız devletin olgunlaşan koşullarını bertaraf etmemek için bu konuda mücadele etmek kesin bir görev olarak Kürtlerin önünde durmaktaydı. Bu aşamada, Kürdistan Başkanı, KDP, YNK, Kürdistan Hükümeti 7 Haziran’da bağımsızlık referandumu kararı aldı. Kürdistan Parlamentosu bu kararı onayladı. Bu karar, dünyadaki tüm Kürtleri sevince boğdu.

 Kürdistan Başkanı Mesud Barzani, Kürdistan'ın bağımsızlığının zamanı geldiğini dünyaya açıkladı. Bu konuda Fransa’nın yeni cumhurbaşkanından, tüm AB ülkelerinden, ABD’den ve Birleşmiş Milletler’den Kürtlerin bağımsızlığını desteklemelerini istedi ve talep etti.

REFERANDUM SONUCU OLAĞANÜSTÜ OLUMLU OLDU

25 Eylül 2017 tarihinde bağımsızlık referandumu yapıldı. Sonuç olağanüstü olumluydu. Kürdistanlılar, %93 oyla bağımsız devlete “evet” dediler. Referandum ve sonucu büyük tarihi bir olaydı. Ne yazık ki, 16 Ekim 2017’de ihanete uğradı. Kerkük ve birçok Kürdistan kenti işgal edildi. Buna rağmen, referandum sonucu Kürdistan Devleti’nin anahtarı ve sigortasıdır. Bu sonucun hayata geçirilmesi Kürdistan yönetimi ve partilerinin sorumluluğundadır.

Referandum sonucu, sömürgeci devletlerin, “Kürtler devlet istemiyorlar” tezini tuzla buz etti…

Dört sömürgeci devlet, Kürtleri etkisizleştirmek, Türkleştirmek, Araplaştırmak, Farslılaştırmak;  Kürdistan’daki kölelik, sömürgeci sistemin, sömürü sisteminin devam etmesi için, akılcı-rasyonel ve insanlık tarihi ile ilgisi olmayan, ırkçı,  gerçek ve bilim dışı tezler ileri sürmüşlerdir. Bu tezlerden önemlisi ve en tehlikelisi, “Kürtlerin kendi kendilerini yönetemeyecekleri” ve “Kürtlerin devlet istemedikleri” tezleridir.

Sömürgeci devletler, “Kürtler kendi kendilerini yönetemedikleri” ve “devlet istemedikleri” için Kürdistan’da bulunduklarını ve Kürdistan’ı yönettikleri konusunda dünyada ve Kürtler içinde ikna edici olmaya çalışıyorlar. Bütün sömürgeci devletlerin de kendi sömürgelerinde aynı anlayışla hareket ettikleri de bilinmektedir.

Sömürgeci 4 devletin Kürtlerle ilgili oluşturdukları bu tezleri, Kürtlerin Federe Bölge’de örnek, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir yönetim yapmalarıyla bu tezlerden biri yok edildi. Kürdistan bağımsızlık referandumu da “Kürtler devlet istemiyor” tezini tuzla buz etti.

Kürdistan bağımsızlık referandumunun sonucu, somutta Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşmesine rağmen bütün Kürtlerin duygu ve isteklerini yansıtan bir vakıa ve olaydır. Bundan dolayı, sömürgeci devletler, Kürtler hakkında başka şekilde korkmaya ve Kürtlerle ilgili daha derin hesaplar yapmaya başladılar. Bana göre, korkunun ecele faydası yoktur. Kürtler devletleşme sürecine girdiler.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.