Düşünce düşmanlığının derin tehlikesi

Ortalama her insanın bir kabulü var. O kabulün de insanın düşünen bir varlık olmasıdır. Bu da düşünce olmadan, insanın olmayacağı ve düşünceyi yok ederseniz insanı yok edersiniz anlamına gelir. İnsanın düşüncesini yok etmek, hayata ve canlılığa son vermektir. Hayatı anlamsız kuru, tatsız bir hale getirmektir.

Düşünce düşmanlığının derin tehlikesi
Düşünce düşmanlığının derin tehlikesi

Ortalama her insanın bir kabulü var. O kabulün de insanın düşünen bir varlık olmasıdır. Bu da düşünce olmadan, insanın olmayacağı ve düşünceyi yok ederseniz insanı yok edersiniz anlamına gelir. İnsanın düşüncesini yok etmek, hayata ve canlılığa son vermektir. Hayatı anlamsız kuru, tatsız bir hale getirmektir.

İnsanlar ve milletler düşünceyle varoluşunu sağlar...

İnsanlar ve milletler,  düşüncelerle, yollarını çizerler, sürdürürler, yaşamlarını yeniden yapılandırırlar. Düşüncelerden yoksun insanlar, pusulasız insanlardır. İnsanlar, düşüncelerle, hayat tarzlarını, içinde yaşadıkları sistemleri oluştururlar, üretirler, değiştirirler, dönüştürürler.

İnsanlar, topluluklar, halklar, uluslar kendi kaderlerini düşüncelerle tayin ederler. İnsanların, toplulukların, halkların ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, büyük bir çatışma ve uzlaşma sorunudur. Kendi kaderlerini tayin etmek isteyen halkların ve ulusların düşünceleriyle, egemen uluslar, sömürge ve emperyalist düşünceler arasındaki mücadele birkaç yüz yıllık, Kürtlerin 200 yıllık tarihini kapsayan geniş kapsamlı bir düşünce platformudur.

İNSANLIĞIN VE MİLLETLERİN TARİHİ DÜŞÜNCELERİN MÜCADELESİ TARİHİDİR

Düşüncenin insanı var eden en temel olgu olduğundan,  insanlık tarihi, aynı zamanda ve temel anlamda düşüncelerin mücadelesi tarihidir. Farklı düşünceler, farklı çıkarları temsil ederler. Bu nedenle düşünce sistemlerinin belirlediği farklı siyasi, sosyal, ekonomik sistemler de vardır.

Genel olarak düşünceleri iki kategoride toplamak olanaklıdır.

Bu kategoriler de demokratik olan düşünceler ve demokratik olmayan düşüncelerdir. Demokratik düşünceler, demokratik sistemleri ve rejimleri; demokratik olmayan düşünceler, demokratik olmayan rejimleri ve sistemleri oluştururlar.

Demokratik rejim ve sistemlerde şiddete başvurmayan tüm düşünceler, meşru, birlikte yaşayabilen, birbirlerini etkileyen, dönüştüren yapıdadır. Düşünce ve ifade özgürlüğü vardır. İnsanlar ve topluluklar, resmi ve egemen düşünceyi savunmak zorunda değillerdir. Tersine mevcut olan resmi ve egemen düşünceye karşı olmak, o düşünceleri eleştirmek, yeni proje ve tasarımlar ortaya çıkarmak, yeni bir sistem kurgulamak demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından biridir.

Demokrasilerde,  şiddete başvurmayan, sarsıcı, şoke edici, deprem yaratıcı düşünceler de koruma altına alınmışlardır. Azınlık görüşlerini savunmuş olmak demokratik sistemin bir meziyetidir. Düşünce ve ifade özgürlüğü bu nedenle, uluslararası sözleşmeler ve mekanizmalarla koruma altına alınmıştır.

Demokratik olmayan sistemlerde, tek düşünce egemendir. O egemen düşünce dışındaki tüm düşünceler, düşman, yok edilmesi gereken düşüncelerdir. Bu nedenle, hakim ve egemen düşünce dışındaki tüm düşüncelerin açıklanması yasaktır, farklı düşünceleri ifade eden insanlar, insan toplulukları da düşman, yok edilmesi, hapis edilmesi gereken unsurlardır.

Demokratik olmayan rejimler bu yapılarından dolayı, halkların ve insanların hapishanesi olmuştur. Bu sistemlerde,  “fikir suçu” vardır. İnsanlar, düşüncelerinden dolayı öldürülürler ve büyük cezalara çarptırılırlar.

TÜRK DEVLETİNDE DURUM NE?

Türk devleti, hem düşünceler v hem de halklar hapishanesidir. Türk devleti kurulduğu zaman, tekçi ve monolitik, otoriter, totaliter bir sistem olarak yapılandı. Üniter devlet olarak oluştu. Tek bir ulusun, resmi düşüncenin, dinin ve mezhebin, egemen sivil ve askeri bürokratik elitin devleti olarak kuruldu. Bu nedenle, devletin ulusu, devletin dini ve mezhebi, devletin düşüncesi, devletin sınıfı dışındaki sınıflar ve uluslar, dinler ve mezhepler, düşünceler ve felsefeler, sınıfsal ve toplumsal çıkarlar hep yasak kabul edilmiştir.

Bu nedenle, resmi ideoloji Kemalizm dışındaki tüm ideolojiler komünizm ve sosyalizm; Türklük dışındaki Kürtlük düşüncesi, devlet dini ve mezhebi dışındaki dinler ve mezhepler, egemen elit dışındaki sınıfsal çıkarlar ve düşünceler yasak olmuştur. Türk Ceza Kanunu’nun meşhur komünizmle ve Kürtçülükle ilgili 141-142. Maddeleri, 159. ve 312. maddeleri yürürlükte oldular. Günümüzde, TCK’nın 215, 216, 218, 301 ve benzeri hükümler yürürlüktedir.

Türk devletinin bu yapısından dolayı, tek parti döneminde, askeri darbeler ve olağan “sivil” iktidar dönemlerinde on binlerce Kürt, komünist, sosyalist, demokrat, resmi ideoloji dışında davrandıkları ve düşünce sahibi oldukları için hapis edildi, yargılandı, işkencelere tabi oldu, cezalara çarptırıldı, katledildiler. Kürtler, liderleriyle birlikte toplu bir şekilde yok edildiler ve katledildiler.

Günümüzde de Türk devletinde bu konsept, farklı düşüncelere ve özellikle de Kürtlük düşüncesine düşmanlık devam etmektedir.

Kürtlüğe, Kürt ulusuna dair düşüncelerin gelişmemesi için büyük gayret gösterilmektedir. Bu nedenle, Kürt ulusunun özgürlüğünü ve Kürdistan bağımsızlığını savunan aydınlar, siyasetçiler baskı altına alınmaktadırlar.

Özgürlükçülük ve demokratlık iddiasında olanların durumu da iç açıcı değil…

Türk devletinin, faşist ve otoriter düşüncelerin, kurumların, örgütlerin, kendisi dışındaki tüm düşüncelere, kurumlara, örgütlere düşman olmaları yapıları ve tabiatları geridir. Bu bağlamda, Türk devletindeki faşist örgütlerin, Kürtlük düşüncesine, diğer etnik grupların düşüncelerine de düşmanlıkları anlaşılır.

Anlaşılır olmayan tutum, yeni bir toplumsal tasarıma sahip olduğunu iddia edenlerin, demokratik bir sistem ve düzen kurma peşinde olanların hak ve özgürlükleri için mücadele edenlerin, kendi dışındaki düşüncelere ve örgütlere düşman olmalarıdır. Bunun nedeni, muhalefet örgütlerinin T.C devletinin resmi ve tekçi ideolojisini kendi ideolojik renkleriyle içselleştirmeleri, sahip oldukları sol düşüncenin de tekçi olması, kendi dışındaki düşüncelere tahammülsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.

Bu düşünce tarzı ve kendi dışındaki düşüncelere ve yapılara düşmanlık, Kuzey Kürdistan siyasi tarihinin de en olumsuz olaylarından biridir. Kürdistan’ın Kuzeyinde 1974 yılı sonrası örgütlenmelerin soğuk savaş döneminin Stalinist otoriter sol düşüncelerin hegemonyası altına girmelerinden dolayı, her örgüt kendi dışındaki örgütlere ve düşüncelere düşmanlık yapması, belirleyici bir kültür oldu. Bu yapısal durumdan dolayı, Kürdistan’daki yurtsever güçler arasında sağlıklı ittifaklar oluşmadı ve en olumsuzu da bu kültür güçler arasında çatışmalara yol açtı.

Kürdistan’ın kuzeyinde PKK bu kültürü çok katı bir şekilde kurumlaştıran, karşıtlarıyla ilişkiyi silahlı çatışmaya çeviren örgütlerin başında gelmektedir. Bu yaklaşım ve tutumun, Kürt ulusunun hak ve özgürlükler mücadelesine zarar verdiği tartışmasızdır.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.