Ekim ihaneti ve dış güçlere güvenmenin sınırı

Kürdistan federe bölgesinde 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumu sonucunda bütün Kürtlerin sevinci zirveye çıktı.

Ekim ihaneti ve dış güçlere güvenmenin sınırı
Ekim ihaneti ve dış güçlere güvenmenin sınırı

Kürdistan federe bölgesinde 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumu sonucunda bütün Kürtlerin sevinci zirveye çıktı. Referandum sonucunun hayata geçmesi için herkes alabildiğine titiz bir davranış ve çalışma içine girdi. Yeni doğmuş bir çocuğun zarar görmemesinin titizliği yaşanıyordu. Yeni bir ulusun yeni koşullarda doğuşunu o günlerde ben de yazdım.

Kürtlerin düşmanları saldırıya geçmek için zaman kolluyorlardı.

Hiç şüphe yok ki, Kürdistan Başkanı Mesud Barzani ve Kürdistan yönetiminin ne adım atacağı merakla bekleniyordu. Kürdistan yönetiminin değişik iç ve dış güçleri bağımsız devlet ilan etme konusunda ikna sürecini belli bir zamana yayma eğilimleri görülüyordu. Buna karşılık, hemen bağımsız devlet ilan etmenin, Kürdistan meselesini ve referandum sonucunu uluslararası hukuk anlamında yeni bir düzeye çıkaracağını düşünenlerden biriydim. Bu yapılmadı. 

Referandumun arifesinde sömürgeci devletlerin, uluslararası güçlerin ve en başta da ABD’nin tutumunun, olumsuzluklara gebe olunduğunun güçlü işaretlerini veriyordu.

Beklenilen tehlike kapıya dayandı. Irak merkezi hükümeti, Haşdi Şabi (İran) ile fiili, Türk devletiyle İttifak, Kürdistan’da KYB’li, Goran’lı bir grup ve PKK ile işbirliği, ABD’nin desteği sonucu 16 Kerkük’ü ve bazı başka Kürt bölgelerini işgal etti. Duhok, Hewlêr, Süleymaniye’nin de işgal edilmesi, Kürdistan federe bölgesinin ortadan kaldırılması için ABD tankları ve silahlarıyla saldırıya geçildi. Bu saldırı ve işgal hareketi kahraman peşmergenin direnişiyle kırıldı.

Ama 16 Ekim 2017 tarihi Kürdistan tarihinin sayfalarında yeni bir ihanet olarak yer aldı. Bu gün ve tarih, Kürtlerin ve Kürdistanlıların yıkım günü oldu. Kürdistan bağımsız devletinin başka bir bahara kalmasına sebep oldu.

Ne yazık ki, bu ihanetin sahipleri hukuk karşısında hesap verip cezalandırılmadılar. Tehlike öyle büyüdü ki, KYB içindeki ihanet grubu YNK’nin yönetimine egemen oldular.  

Kürdistan’daki popülist siyaset ve “ulusal çıkarlar” kavramının tanımındaki sakatlıktan dolayı, KYB ile hükümet yapma zorunluluğundan dolayı, Kürdistan ve Kerkük’e yapılan ihanet dolaylı bir anlamda meşrulaştırıldı.

Kürdistan yönetimi, Kürdistan Başbakanı, KDP yöneticileri, 16 Ekim ihanetinden bahsetmelerine, bu ihanetin Kerkük’te ve Kürdistan’da yol açtığı tehlikelere işaret etmelerine rağmen, ihanet edenlerin kimler olduğu konusunda bir ifade kullanmamaları bu meşrulaştırma sürecinin ifadesi anlamına gelen bir trajediye yol açmış bulunmaktadır.

KYB’li eski ve bazı yeni yöneticilerin bu büyük 16 Ekim İhanetini unutmuş olmalarının da başka bir trajedi olarak boy kendisini açığa çıkarmaktadır.

Bu ihanet de gösteriyor ki, Kürdistan’ın en büyük zaafı ihanetlerin toplumsal ve hukuksal anlamda cezasız kalmasıdır. Bu da siyasi anlamda millet ve devlet olmayı engelleyen bir yaklaşımdır diye düşünüyorum.

DIŞ GÜÇLERLE İLİŞKİLERİN SINIRI

Milletler, halklar, insan toplulukları hiç şüphe yok ki dünyanın oluşumunda birbirine komşu olarak yaratılmışlardır. Milletlerin oluşturduğu devletler de birbiriyle komşu ve ilişkilidirler. Hiç şüphe yok ki Kürt milletinin de komşu milletleri vardır. Ne yazık ki bu komşu milletleri onların egemenleri ve hükmedenleri oldular. Devletleri vasıtasıyla sömürgeci politikaları Kürtlere karşı uyguladılar. Bu nedenledir ki, Kürtlerin 200 yıllık milli mücadeleleri var.

Hiç şüphe yok ki bütün milletlerin milli mücadeleleri gibi Kürtlerin de milli mücadelelerinde dış güçlerin desteklerine ihtiyaçları olmuştur. Bu destek arayışı içinde olmalarında bir sorun yok. Kürtlerle ilgili bu alandaki sorun, dış güçlerle ilişkide sınır çizgilerini iyi çizmemeleridir.

Bundan dolayı Kürdistan Mahabad devletinin kuruluşunda Sovyetler Birliği'nin ihanetine uğradık. Kürdistan otonomisinde 1975’te İran ve ABD ihaneti ile karşılaştık.

25 Eylül 2017 Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’ndan önce, ABD ve birçok Avrupa Devleti desteklerini açıkladılar. Kürdistan devletini tanıyacaklarını açıklayan Avrupa Devletleri oldu. Ama ne yazık ki, Kürtler olarak en demokratik ve barışçıl biçimde bağımsız devlete “evet” dediğimiz halde, saldırı ile karşı karşıya kalınca 16 Ekim 2017’de yine ABD ve Batıllıların ihanetine uğradık. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlükleri lafları berhava oldular.

Son günlerde AB adına Türk devletini ziyaret eden İsveç Dışişleri Bakanı’nın Kürtlerle ilgili açıklamaları karşısında Kürtler büyük heyecana kapıldılar. Akıl almaz yorum ve görüşler ileri sürdüler. 

Ben de İsveç vatandaşı olduğum için, konuya ilişkin görüşüm soruldu. Ben de şimdi yazıyorum.

Avrupalıların Kürtler hakkındaki görüşlerimi, Kürdistan Bağımsızlık Referandumu öncesi ve sonrasına göre bir kriterle anlamlandırıyorum.

Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’nda önce Avrupalıların görüşüne büyük önem veriyordum. Onların tutumunu hak ve adalete, demokrasiye uygun olarak bir tanıma layık görüyordum.

Avrupalılar, Kürdistan Bağımsızlık Referandumunda sonra Kürtler devlet kurmaya yaklaştığı bir dönem de, dört bir yandan sömürgeci devletler ve onların taşeron örgütleri tarafından saldırıya uğradığı ve Kerkük işgal edildiği zaman suspus oldular.

Üstelik de referandum öncesi çoğu Avrupa devleti Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’nu desteklediklerini ve Kürdistan devletini tanıyacaklarını ifade etmelerine rağmen, Kürtlerin yıkımı karşısında sessiz kaldılar.

Bir de buna Avrupalıların Katalonya'nın bağımsızlık referandumu karşısındaki barbarlıkları işin tuzu ve biberi oldu.

Bu nedenle Avrupalılar için de hak ve hukukun, demokrasinin hikâye olduğu, asıl ölçünün onlar için de dar devlet çıkarları olduğu netleşmiş oldu.

Bundan dolayı Kürtler olarak Avrupalıların ve tüm Batılıların söylediklerine bel bağlamayalım, heyecan duymayalım.

Kürtler olarak kendimize güvenelim ve işlerimize bakalım. Çıkarı biz Kürtlerde olanlar gelir bizi bulurlar. O zaman da o gelişleri abartmayalım. Uygun bir yere koyalım.

Avrupalıların temsilcisi İsveç Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarını da bu kriter ve ölçüler içinde ele alıyor ve değerlendiriyorum.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.