Ali Fikri Işık
Author
Hiçbir şeyin terbiye edemediği duygu: Kıskançlık
Bütün bunları söylerken toplumsal hayatın kendine özgü ve yeterli yasalarını inkar etmeye kalkışmıyorum. Toplumsallığa dair bütün vurgular kıskançlık kavramının içeriğine dairdir; yoksa kıskançlık duygusundan hareketler koca toplumsal yapıyı tarif etme cüretine girişmiyorum.
“Kıskançlık tanrının kırbacıdır” diyordu Bernard Show. Galiba “Borç yiğidin kamçısıdır” türünden bir şey anlatmaya çalışıyordu. Kıskançlığın büyük bir motivasyon kaynağı olduğu doğrudur ama aynı kıskançlığın ani bastıran bir yağmur sonrası sel gibi, büyük tahribatlara yol açtığı da doğrudur. Bana kalırsa kıskançlık her şeyden önce terbiye edilemeyen “Vahşi bir at gibidir”; hiçbir ideolojinin, hiçbir dininin, hiçbir kültürün ve hiçbir ekonomik sosyal statünün sınırlayamadığı, evrensel, diller ve kültürel üstü bir duygudur. O muhteşem nota, o harika pas, o görkemli fırça darbesi, o sarhoş eden dize, o baş döndürücü cümle, o, güzel kadın o yakışıklı erkek, o servet ve o ihtişam nasıl kıskanılmaz.
Kıskançlığın sadece kadınlara özgü bir özenti olduğu söylenir ama bu doğru değil; esasen kıskançlık erkeklerin ideolojisidir. Erkek egemen toplumların tek bağlamı var o da erkeklerin ölçü kabul etmeyen kıskançlığıdır. Kadının kıskançlığında naif bir yan var; yanlış algılanmış bir sevgi, doğru teşhis edilmemiş aşk arzuları, söz konusu naifliğin temelidir. Ama erkeğin kıskançlığı bütünüyle sefil bir ruhun aç gözlülüğüdür.
İster erkek ya da ister kadında görülen kıskanç duygular, her şeyden önce tanrı ile yapılan sözleşmenin dışına çıkma arzusudur. Kendi benliğiyle yetinmemek ve başka benlikleri işgal etme dürtüsüdür. Bu yanıyla kıskançlığın hedefi ilhak etmektir, başkasını ya da başka diğer her şeyi kendine katma nobranlığıdır. Kıskançlık nobranlıktır, başkasının arazisinde mülkiyeti tartışmalı bir kriz yaratmaktır.
Sosyolojik olarak, kıskançlık bir bakıma yoksulluk ve yoksunluk vaziyetiyle açıklanabilir; psikolojik olarak da taklit duygusunun tetiklediği bir kişilik vakası olarak izah edilebilir. Bir yere kadar bu tanımlanmaların içeriklerine katılabilir, bunların makbul açıklamalar olduğunu kabul edebiliriz. Ama bu durum varsıllarda görülen zalim kıskançlığını açıklamaya yetmez. İktidar hırsı, bir kıskançlık krizidir ve hiç kimse kusura bakmasın, bu durum pek de yoksulların hayatında rastladığımız bir şey değildir.
Bütün bunları söylerken toplumsal hayatın kendine özgü ve yeterli yasalarını inkar etmeye kalkışmıyorum. Toplumsallığa dair bütün vurgular kıskançlık kavramının içeriğine dairdir; yoksa kıskançlık duygusundan hareketler koca toplumsal yapıyı tarif etme cüretine girişmiyorum.
Kıskançlıkta edepsiz bir yan var; arzu. Buradaki edepsizlik, kendi eksiğini arayan ve o eksiği tamamlayarak, varlığını inşa eden bir arayış değil; daha çok gasp eden ve tahrip ederek dönüştüren bir kör hırs var.
Kıskanç bireyin abartılmış bir egoya sahip olduğu biliniyor ama kıskançlığın tek sebebi yüksek bir ego değil; kıskanç kişiliklerin aynı zamanda saldırgan bir karaktere sahip oldukları söyleniyor. Yüksek ego ve uzlaşma kabul etmeyen saldırganlık, kıskanç bireyin iki kişilik özelliğidir.
Ama genel olarak kıskançlığı diğer inanç biçimleri gibi keyfi dayanaklar üstüne bina ettiğimizi de unutmamalıyız. Kim bilir belki de kıskanç bir tolum içine doğduğumuz için kıskanç bireyleriz. Bu yanıyla kıskançlık olumlama yoluyla kültürümüze dahil olmuştur. Mesela kıskançlığın sevgiden doğduğuna dair temelsiz anlayışımız gibi. Mesela seviyorsa mutlaka kıskanmalı gibi akıl tutulmasını ifade eden önyargılarımız gibi. Şairin dediği gibi ayrılık sevdaya dahil olabilir ama kıskanmak sevdaya dahil değil; sevgi de üstünlük arayışıdır.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.