Kürdistan Otonomisi, Türk askeri darbesi, Papa’nın Kürdistan ziyareti

Bilinen tarihi olayların yanında, Vatikan Devlet Başkanı ve Katoliklerin ruhani lideri Papa’nın ziyareti de Mart ayında tarihi bir anlam kazandı.

papa
papa

Mart ayı Kürtler için oldukça önemli bir aydır. Kürtlerin hem acıyı ve hem de sevinci birlikte yaşadıkları bir aydır.  

Bilinen tarihi olayların yanında, Vatikan Devlet Başkanı ve Katoliklerin ruhani lideri Papa’nın ziyareti de Mart ayında tarihi bir anlam kazandı. 

Bu haftaki makalemde Mart ayına dair üç önemli gelişme üzerinde duracağım.

KÜRDİSTAN OTONOMİSİ’NİN KURULUŞU (11 MART 1970)

Irak’ta 1958 yılında Abdülkerim Kasım tarafından monarşik yönetimi yıkıldıktan sonra, yeni bir anayasa gündeme geldi. Bu yeni anayasanın da yapılabilinmesi için Kürtlerin önemli bir aktördü. Bundan dolayı, Kürdistan Devleti’nin yıkılmasından sonra silah arkadaşlarıyla birlikte Sovyetler Birliği’ne iltica etmek zorunda kalan Kürtlerin lideri Mele Mustafa Barzani Irak’a davet edildi. Mele Mustafa Barzani tarihi misyonunu yerine getirmek üzere Irak’a dönüş yaptı. Büyük bir insan kitlesi Kürt milli liderini karşıladı. Bu karşılama, Kürt milli liderine olan güvenin ve başaracaklarının bir işaretiydi.

Kısa zamanda yeni anayasa yapıldı. Irak’ın iki milletten oluştuğu kabul gördü. Kürtlerin ve Arapların haklar ve statü açısından eşit oldukları kabul edildi.

Ne yazık ki Irak merkezi hükümeti, bu anayasanın gereklerini yerine getirmemeye başladı. Bunun üzerine Kürt milli lideri ve KDP, savaşın ayak seslerinin geldiğini duyarak ve tespit ederek Kürdistan’da hazırlıklara başladılar.

Milli Devrim Hareketi Eylül 1961’de başladı. Kürtlerin milli kurtuluş mücadelesi 9 yıl başarıyla devam etti. Eylül Milli Devrimi kendi içinde İbrahim Ahmed ve arkadaşlarının ihanetiyle karşılaşmasına rağmen, zaferle sonuçlandı. Baas rejimi Kürt milli lideri Mele Mustafa Barzani ve KDP ile 11 Mart 1970’te Otonomi Antlaşmasını imzaladı.

Otonomi Antlaşmasının bütün maddeleri incelendiği zaman devlet kapsamında bir Kürdistan otonomisinin kuruluşuna karar verildiği rahatlıkla görülecektir.

Ne yazık ki Irak merkezi hükümeti, Kürdistan Otonomisini yıkmak için 1974 yılında saldırıya geçti. Sovyetler Birliği, İran, ABD’nin ihaneti sonucu başarıyla yürüyen Kürt milli kurtuluş savaşı, Kürtlerin katliamının engellenmesi için Kürt milli lideri Mele Mustafa Barzani tarafından durduruldu.

İran ve Irak yaptıkları 6 Mart 1975 Cezayir Antlaşmasıyla Kürdistan Otonomisine son verildi. İran, Irak’tan Kürdistan Otonomisinin yıkılması karşılığında toprak kazanımı yoluna gitti. Bu sonuç, Kürdistan Devleti’nin yıkılışından sonra Kürtler için ikinci büyük yıkım oldu.

TÜRK ASKERİ DARBESİ VE DARBEYE KARŞITLIĞIMIZ (12 MART 1971)

Kürdistan’ın kuzeyin, milli ayaklanmaların katliamla bastırılmasından sonra (1938), derin bir sessizliğe ve korkuya gömüldü. Mele Mustafa Barzani’nin Sovyetler’den Irak’a dönüşü ve dünyadaki milli kurtuluş hareketlerinin etkisiyle 1959 yılında milli kıpırdama başladı. Milli çalışmalar, 1965 yılına Kürt milli kimliğini açıkça taşımayan siyasal, kültürel, aydın hareketler şeklinde devam etti. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi gizlilik koşullarından 1965 yılında kuruldu. 1969 yılında da açık ve yasal koşullarda Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kuruldu.

Kürt milli hareketindeki gelişmeler, Kürdistan Otonomisinin model olabileceği Türk devletini korkutmaya başladı. Türkiye sosyalist toplumsal hareketler de gelişmeye başladı. Devletin gerçek sahibi sivil-asker bürokrasiyi korkuttu. Bunun için de hem sağ ve hem de Kemalist-sol asker-sivil bürokratlar darbenin hazırlanması için sağ-sol çatışması ve siyasal bir kriz yarattılar. Toplumun darbeyi desteklemesi için maddi ve manevi koşulları olgunlaştırdılar.

Kemalist-sol darbeciler DDKO’dan destek istediler. DDKO, darbelerin hiçbir türüne destek vermeyeceğini (Atatürk dönemindeki askerin katliamlarını, Irak ve Suriye’de sol Baas askeri yönetimlerinin halkımıza yaptıklarını gerekçe göstererek) açıkladı.

Genelkurmayın üst kademesi sağcılar 12 Mart 1971’de hükümete muhtıra sundu. Mevcut Adalet Partisi hükümeti devrildi. Darbeciler CHP’li Nihat Erim başkanlığında bir geçiş hükümeti kurdular.

Askeri darbe için de Kürt bölücülüğü, sol anarşizm ve terörizm gerekçe gösterildi. Darbeciler, Türkiye’de darbeyle uyumlu olmayan tüm aydınları, devrimcileri, sosyalistleri tutuklayarak, tutuklamaları kitlesel bir seviyeye ulaştırdılar. Dernekleri ve Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) kapattılar.

Darbe öncesinden Kürdistan’ın Kuzeyinde komando hareketleri başlatılmıştı. Erkekler çıplak hale getirilip, erkeklik uzuvlarına ip bağlanıp annelerimizin ve bacılarımızın eline verilmişti. Halkımıza akıl almaz işkenceler yapılmaktaydı.

1970 yılının ekim ayında DDKO’lara ve bağımsız Kürt yurtseverlerine yönelik başlatılan tutuklamalar, darbeden sonra kitlesel bir karakter kazandı. Sadece DDKO ve KDP kurucu, yönetici, üyeleri tutuklanmadı. Kürt din adamları, şeyhler, ağalar, aşiret reisleri, beyler de Barzani’ye destek gerekçesiyle tutuklanıp işkencelere tabi tutuldular. Gözaltına alınan Kürtler akıl almaz işkencelere tabi tutuldular.

Tutuklanan DDKO’lu ve KDP’liler idamla yargılandılar. Sonuçta ağır cezalara çarptırıldılar. Ben de en çok ceza alan iki kişiden biri oldum.

PAPA’NIN KÜRDİSTAN ZİYARETİ (7 MART 2021)

Papa’nın Kürdistan ziyareti Türk- Fars Kürt ırkçılığını bir kez daha ortaya çıkardı, HDP’nin Kürtlükle alakasının olmadığını gösterdi.

Papa 7 Mart günü Kürdistan’ı ziyaret etti. Bu ziyaret Irak ziyareti olarak lanse edilmiş olsa da asıl olarak Kürdistan Bölgesi’ne yapılan bir ziyaretti. Papa, Kürdistan Başkanı Mesud Barzani ile yaptığı görüşmede de bunu ifade etti.

Papa, Hewlêr’de Kürdistan Bölgesi Başkanı, Başbakanı, milletvekilleri, devletin yetkilileri, dünya güzeli Kürt çocukları, kadınları, delikanlıları tarafından medeni tarzda içten bir törenle karşılandı. Kürdistan yetkilileri Papa’yı karşılarken, Irak’tan farklı olarak, çağdaş, demokratik, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, farklı dinlerin özgürce ve eşitlikçi bir tarzda birlikte yaşamasının yansıması olan bir devlet davranışını ortaya koydular. Dünya Kürtleri, Kürdistan yetkilerinin bu davranışlarından onur, sevinç, gurur duydular.

Papa’nın ziyaretinin nedeni sadece Kürdistan Başkanı Mesud Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani’nin Papa ile görüşmelerinde yapılan davet değildir. Bundan daha önemli olan neden, tarih boyunca Kürt iktidar sahiplerinin Kürdistan’ın güneyinde farklı dinlere adaletli, eşitlikçi,  özgürlükçü yaklaşımları; farklı dinlerin kendilerini özgürce ifade etmeleri ve inançlarını özgürce yaşamalarıdır. Kürdistan Bölgesi’nde de bütün dinlerin eşit değer bulması, siyasal sistemde,  parlamentoda ve hükümette temsil hakkına sahip olmalarıdır.

Papa’nın Kürdistan’ı ziyaret etmesi tarihi bir olaydır. Tüm dünya Kürtleri de bunun bilincinde ve farkındadırlar.

Papa’nın Kürdistan’ı ziyareti sonrası Kürdistan haritasının üzerinde olduğu pul meselesi, bir kez daha Farsların ve Türklerin, Kürtlere ve Kürdistan’a karşı ırkçılığını, sömürgeci saldırganlığını ortaya koydu. Günlerce Kürdistan Bölgesi’ne, yöneticilerine, Başkan Mesud Barzani’ye saldırılar yapıldı. Halen de bu saldırılar devam ediyor.

Aslında Farslar ve Arapların asıl düşmanlığı Papa’nın Kürdistan ziyaretinedir. Ama Papa’dan korktukları için Kürtlerin şahsında Papa’ya saldırı yapılmıştır.

Türk ırkçı saldırılar karşısında HDP yöneticilerinin sessiz kalmaları, ırkçı saldırıları karşısında saygısız bir hareketle “Konuyu Barzani’ye sorun” diyerek de onlar da Papa ziyaretine olan karşıtlığını, Kürtlükle alakalarının olmadığını ortaya koydular. HDP’nin bu davranışı, PKK’nın Kürtlükle alakası olmayan ve Kürdistan Bölgesi’ne karşı olan düşmanlığının bir uzantısı ve devamıdır.

CHP ırkçıları ve özellikle de CHP milletvekili ırkçı Mustafa Balbay, HDP yöneticilerini bu tutumlarından dolayı övdüler.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.