Suriye’de iç savaşın 10’uncu yılı ve Kürdistan’ın batısı

Bu iç savaşta silahlı muhalif güçler, ilk aşamada Suriye’nin birçok bölge ve şehrinde etkinlik ve egemenlik sağladılar

Suriye
Suriye

Suriye’de “iç savaş” denilen lanetli vakıa, 10 yılını doldurdu. Bu 10 yılda olanlar büyük acı, büyük felaket, büyük insanlık yıkımı sonucunu yarattı.

Bilindiği gibi Arap Baharı’nın etkisiyle, 15 Mart 2011 yılında Deraa’da halk, Baas rejimine karşı gösterilere başladı. Halk, ilk planda oldukça mütevazi talepler ileri sürdü. Rejimin, demokratikleşme sürecini başlatmasını, hukuksuzluk durumuna son vermesini istedi. Baas rejimi bu talepleri dile getiren halk gösterisini şiddetle bastırma yoluna gitti. Bu uygulama sivil ayaklanmanın yayılmasına ve sivil muhalefetin silahlanmasına yol açtı. Suriye’deki sivil ayaklanma, silahlı mücadele aşamasına doğru evrimleşti. Bu iç savaşta silahlı muhalif güçler, ilk aşamada Suriye’nin birçok bölge ve şehrinde etkinlik ve egemenlik sağladılar. Buna karşılık rejim de şehirleri yıkmayı, katliamlar yapmayı, kendi iktidar hırsları uğruna gerçekleştirdi.

Rejimin ayakta kalıp kalmayacağı çok kritik ve önemli bir eşik oluşturdu. Dünyadaki ve bölgedeki siyasi yorumcular Suriye’de rejimin kısa sürede yıkılacağına dair öngörülerde bulundular. Suriye’de DAEŞ denilen İslamcı faşist terör örgütünün ortaya çıkması ve güçlenmesiyle, ABD ve Batı tarafından Baas rejimi, “kötünün iyisi” olarak tercih edildi. Böylece bir dış müdahale ile rejimin yıkılmayacağı zaman içinde anlaşıldı. Bu, Baas rejimi için bu büyük bir kazanç ve elde edilmiş bir mevzi oldu. Suriye’de iç savaşın 10 yaşını doldurduğu bu koşullarda, Baas rejiminin güçlendiği gerçeği ortadadır.

Suriye iç savaşında en güçlü örgüt, DAEŞ denilen İslamcı faşist terör örgütü oldu. DAEŞ kısa bir zaman içinde Suriye, Irak, Kürdistan’ın güneyinde önemli bölgeleri ve şehirleri (Rakka, Musul, Şengal, Telafer ve diğerleri) ele geçirerek, iki devleti böldü, bir devletin topraklarından daha büyük toprak kazandı. Kerkük şehri için büyük tehdit olmakla kaldı, önemli kesimleri ele geçirdi. Pêşmergelerin savaşıyla Kerkük’ü kaybetti. Denilebilir ki, bir proje örgütü olarak DAEŞ’ın ipi çekildi. Ama yeniden DAEŞ’e ihtiyaç duyulacağını, hesap ve devre dışı olarak görmüyorum.

Muhalifler, iç savaşın başlarında ve ortalarında, rejime karşı önemli mevziler kazandılar. Suriye’de çok önemli, stratejik ve ekonomik gücü elinde tutan Hama, Humus, Halep gibi şehirleri ellerinde tutuyorlardı. Oraların hepsini kaybetmiş durumdalar.

Muhaliflerin sınırlı etkin oldukları tek şehir İDLİB. Bütün muhalif örgütler orada toplanmış durumdalar. Muhalifler İDLİB’de Türk devletinin koruması altında. Türk devleti, İran ve Rusya ile Astana’da yaptığı anlaşma gereği kontrol bölgeleri oluşturmuş durumda.

SURİYE’DE ZENGİN VEKÂLET SAVAŞLARI VAR

Suriye, İran ve PKK/PYD ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) eliyle vekâlet savaşı yürüttüler. Ne zaman ki, PKK/PYD ve SDG ABD’nin egemenliği altına girdi, devre dışı kaldılar. ABD, PKK/PYD eliyle tam anlamıyla bir vekâlet savaşı veriyor. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri kendilerince bir vekâlet savaşı veriyorlar. Vekâlet savaşları karakteri gereği, Suriye’de rejim kadar tahribatlara yol açtılar.

Rusya ve İran, Suriye rejimi ile stratejik müttefiktirler. Bu nedenle de Suriye rejiminin yıkılmasını ve tasfiyesini, kendi yenilmeleri ve tasfiyeleri olarak nitelendirmektedirler. Bundan dolayı, rejimin yıkılmaması için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan geri durmuyorlar. Bundan dolayı da bu devletler (Rusya ve İran) Suriye’deki çözüm sürecinde ve müzakerelerde belirleyici konumundadırlar.

ABD, Suriye’de durumun karmaşık hale gelmesinden, iç savaşın gelişmesinden, çözümsüzlükten, sorumlu olan devletlerin başında gelmektedir. ABD ve müttefikleri, iç savaşın başlarında rejimin yıkılmasını stratejik olarak benimsemedikleri, Baas rejimini, gelişmekte olan radikal İslam muhalefetine tercih ettikleri için, Libya tarzı bir müdahalede bulunmadı. Açık olan ABD’nin başından beri Suriye’de kafası oldukça karışıktır. Suriye ile ilgili bir stratejiye sahip değildir. “Baas rejiminin yıkılması” diye bir hedefi olmadı. DAEŞ denilen katil ve insanlık dışı ucubenin peşine düşmeyi kendisi için yeterli gördü.

PKK/PYD vasıtasıyla Kürtleri kullanmasına, paralı asker haline getirmesine rağmen, Kürt ve Kürdistan’la ilgili bir strateji sahibi olmadı. Türk devleti Afrin’i işgal etmek istediği zaman, Afrin’in kendisini ilgilendirmediği açıkça ilan ederek, Türk işgaline çanak tuttu. Kürdistan’ın diğer şehirlerinin işgaline de göz yumdu. Fransa da ABD’nin çekilmesinden sonra Suriye için yeni bir atak içine girdi. Kendisi anlaşılan ABD’nin vekâletçisi. Bunun yanında, ABD’nin beceremediğini, Fransa’nın becereceğini düşünmek, abesle de iştigal olur.

TÜRK DEVLETİ SURİYE’DE EN KAZANÇLI DEVLET

Suriye’de sivil ayaklanma başlamadan önce, Baas rejimi ile AK Parti hükümeti arasından ilişkiler üst düzeyde ve stratejik bir aşamadaydı. Türk devleti bundan dolayı, Suriye’de işlerin sarpa sarmaması ve Arap Baharı ateşinin Suriye’yi sarmaması için, öneriler yapıyordu. Suriye’de Baas rejimi, Türk devletinin yaptığı önerileri ret etti. Türk devletinin önerilerinin kabul edilmemesi üzerine, Türk devleti Baas rejimini her yönüyle karşı aldı, rejimin yıkılmasını ve Esad’ın gidişini stratejik olarak benimsedi.  Güçlü bir vekâlet savaşı sürdürdü. Muhalefet güçlerinin üzerinde önemli bir etkinlik sağladı. Ama bunu yeterli görmedi, silahlı güçleriyle Suriye’ye girmeye karar verdi. “Fırat Kalkanı Operasyonu” ile Cerablus’u ve çevresini işgal etti. “Zeytin Dalı Operasyonu” ile Kürt şehri Kürt Dağı’nı (Afrin’i) işgal etti. “Barış Pınarı Operasyonu”yla Serêkaniyê ve başka Kürt bölgelerini işgal etti. Türk devleti böylece Suriye ve Kürdistan’ın Batısında önemli egemenlik alanlarına sahip oldu.

KÜRDİSTAN’IN BATISI BÖLÜNMÜŞ HALDE

Suriye’de iki ulus, Arap ulusu ve Kürt ulusudur. Kürdistan da sömürge konumunda bir ülkedir. Kürtler bu sömürge konumlarından dolayı, bütün ulusal haklarından mahrumdur. Kürtler, ulusal haklarını kazanmak, yönetim ve egemenliğini tesis etmek için, uzun bir zamandır, milli mücadele içindedir.

Kürdistan’ın batısında ilk ulusal örgütlenme, Suriye Kürdistan Demokrat Partisi’dir (1957). Ne yazık ki değişik nedenlerden dolayı parti bölünme geçirdi. Üçlü bir siyasal parti oluşumu ortaya çıktı.

Suriye,  PKK ile stratejik ilişki geliştirince ve PKK’yı kendisine bağımlı hale getirince, Kürdistan’ın batısında milli hareketi ve örgütlenmeyi bölmek, küçültmek olanaklarına kavuştu. Zamanla Kürt örgütleri etkisiz hale getirildiler. Suriye’de iç savaş başladığı zaman ve hemen sonrasında Kürdistan’ın batısında 20’den daha fazla örgüt ve parti vardı. Bir de Suriye’nin PKK/PYD’si vardı.

Suriye’de iç savaşın gelişmesinden sonra Kürdistan’daki milli örgütler, Baas rejimin yıkılmasını, federal bir devlet projesini benimsemelerine, bunun için mücadele etmelerine rağmen; PKK/PYD Baas rejiminin yıkılmasına karşı çıktı. Baas rejimini savundu ve korudu. PKK/PYD bir dönem sonra da rejim tarafından ödüllendirildi. Rejim, Kürdistan’da PKK/PYD’yi kendisi için vekil tayin etti. Kürdistan’da ikili diktatörlük yapısı ortaya çıktı.

PKK/PYD önceleri Suriye, İran, Rusya’nın vekâlet savaşını, daha sonra da ABD’nin vekâlet savaşını sürdürdü. PKK/PYD’nin bu ilişki tarzının Kürdistan’ı ve Kürtleri felakete sürükleyeceği görüldü, yazıldı, söylendi. Sonuç olarak Kürdistan’da Kürt Dağı’nın, Serêkaniyê, başka Kürt bölgelerinin işgaline sebep oldu. Bu nedenle, Suriye savaşının 10. yılında Kürtlerin kazanmış olduğunu söyleyebilmek zordur. Ayrıca Kürtlerin geleceklerinin de tehlike altında olduğunu ileri sürmek de abartılı olmaz.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.