Ali Fikri Işık
Author
Taraftarlık kültürü nedir ve kime taraftar denir?
Hakiki futbol taraftarı rakiplerini taklit etmez; o zaman sorarlar adam sen kimsin? Senin bir hikayen yok mu?
Hiç unutmam 1973 yılında Siirt amatör liginde Batman Petrolspor ve Siirt YSE il şampiyonluğu için final niteliğinde bir derbi maçına çıktılar. Siirt YSE, her hattıyla Petrolspor’a ciddi bir baskı kurarak adeta nefes almasına izin vermiyordu. Maçın ilk yarısı bu kahredici baskı altında bitti. İkinci yarının başlamasıyla Siirt YSE, o zamanın ünlü futbolcusu Ceylan’ın uzaktan attığı şahane şutuyla 1-0 öne geçti. Gol o kadar güzel ve büyüleyiciydi ki bütün taraftarlar bir an için adeta olağanüstü bir şey görmüşçesine, saygılı bir sessizliğe gömüldü. Sonra amigolardan biri ayağa fırlayarak yönetim istifa diye bağırdı. Bir anda herkes yüksek yerden gelen ilahi bir emir gibi bu sloganı tekrarlamaya başladı. Bütün stadyum bu sloganla inliyordu. Bir süre sonra bir başka amigo “Arkadaşlar takımı protesto ediyoruz; herkes takıma sırtını dönsün” dedi. Ben de herkesle birlikte ayağa fırladım ve tam da sırtımı takımıma dönecekken, sağ yanımda kararlı ve gür bir ses duydum. “Hiç kimse, hiçbir güç, bana takımıma sırtını dön diyemez” dedi. Şaşkınlık içindeydim. “Bu takım benim hikayem, bu takım benim tarihim, bu takım benim her şeyim, ben bu takıma asla götümü dönmem” dedi ve yerine kendinden, etkisinden memnun bir tavırla oturdu.
Bunu söyleyen adam Şükrü Baba dediğimiz, aslen Batmanlı olmayan ama ömrünü Batman’da geçirmiş 60 yaşlarında bir futbol gönüllüsü adamdı. Hepimiz çok severdik onu; çünkü o yaşlı haliyle birlikte, sürekli bizimle top oynardı ve futbola dair ne biliyorsa bize sabırla, sevgiyle öğretmeye çalışırdı. O gün kendi takımıma sırt dönmeye hazır olduğum için kendimden çok utandım ve kendi kendime bir söz verdim. Bir daha asla takımına sırtımı dönmeyecektim. Şükrü Baba’dan aldığım en büyük ders, takıma bağlılık ve durum ne olursa olsun tutkuyla kendi takımını desteklemek oldu.
Taraftarlık bir sevgi bağıdır, bir tutkudur ve bu tutkunun karşılığı da yoktur. Tıpkı anne sevgisi gibi, bir karşılık beklemez. Taraftarın istediği tek şey bütün rakiplerini yenmek değildir; elbette takımının herkesi yenmesini ister ama ondan daha önemli ve değerli şeyler var. Taraftar güzel oyundan yanadır. Taraftar hak edilmiş zaferlerden yanadır. O nedenle de galibiyetten önce güzel bir oyunla, adilce rakibini yenmeyi ister. Taraftar hile hurdaya itibar etmez. Taraftar masa başında kazanılan başarılara başarı gözüyle bakmaz. Çünkü onun için asıl olan iyi ve güzel oyundur. İyi ve güzel oyun aslında taraftarın hikayesini anlatır. Onun yaşam tarzını temsil eder. Karakterli bir oyun taraftarın kimlik kartıdır.
Peki günümüz taraftar kitleleri böyle mi düşünüyor? Böyle mi hissediyor. Hayır. Bin kez hayır. “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan” diyen taraftarda ahlak ve etik hiç yoktur. Ancak karaktersiz bir melez bu güzel ve adil oyundan böyle bir şey talep edebilir.
Hakiki futbol taraftarı rakiplerini taklit etmez; o zaman sorarlar adam sen kimsin? Senin bir hikayen yok mu? Senin bir tarihin yok mu? Senin kendi takımın hakkında bir fikrin yok mu? Neden sahte biçimde başkalarını taklit ediyorsun? Eğer bir kimliğin varsa, eğer bir hayat tarzın varsa, eğer bir dil ve kültüre sahipsen, neden başkalarını taklit edersin? Kendi özünden, kendi kimliğinden ve kendi dil ve kültüründen üreteceğim, sana ait söylemlerle neden takımına başka bir karakter kazandırmıyorsun? İyi taraftar iyi gün taraftarı olmaz. İyi taraftar daha çok kötü gün dostudur. Oradadır ve mağrurca kendi takımı destekler. Hiçbir umudun olmadığı ya da kalmadığı anlarda bile takımını coşkuyla teşvik eder.
İyi ve saf taraftar skor bağımlısı değildir. Çünkü futbol oyunun bir günlük bir haftalık bir faaliyet olmadığını bilir. Futbol oyunu bir maratondur. Bu maratonu zaferle göğüslemek için skorlardan daha çok iyi oyuna ihtiyaç vardır. Her hafta tekrar edilebilir bir oyuna. Zaferlerin garantisi skorlar değil iyi oyundur. İyi oyun her zaman kendisini geliştiren bir hadisedir.
Hakiki taraftar nerede yaşıyorsa, hayatını nasıl kazanıyorsa, takımının da öyle bir oyun oynamasını ister. Çünkü yaşadığı yerin bir kimliği bir tarihi vardır. Çünkü yaşadığı zorlu hayatında bir anlamı vardır. Taraftar bu kimlik ve anlamın oyuna biçim vermesini ister. Kendisi hayatını nasıl kazanıyorsa, takımında maçları öyle kazanmasını ister. Hilesiz, hurdasız ve adilce.
Eğer futbol oyunu son tahlilde taraftar için oynanıyorsa, o zaman bu oyunun niteliğini taraftar belirliyor demektir. Taraftar, tıpkı defolu mal almayı reddettiği gibi, kötü oyunu da reddetmelidir. Kötü oyuna, adil olmayan oyuna tenezzül etmemelidir. O zaman taraftar kendi hayat felsefesini, şehrinin felsefesini takımın felsefesi haline getirmelidir. Hakiki taraftar transferlerle pek ilgilenmez. Takımın karakter ve oyun felsefesiyle ilgilenir. Hakiki taraftar kendi öz kaynaklarını özen korur. Takımın yerliliğinde ısrar eder. Nihayet bu oyun onların oyundur.
Hakiki taraftar yönetimi transfer için baskı altına almaz. Menajer ve oyuncu simsarların oyuncuğa olmaz. Transferden önce takımının bir oyun felsefesine sahip olmasını ister. Yönetim kurullarına oyunun biçimi ve karakteri konusunda baskı uygular. Çünkü futbol oyununda asıl olan galibiyetler ve yenilgiler değildir. Asıl olan bir oyun felsefesinin uygulanıp uygulanmadığıdır. Eğer takım kendi felsefesine ve oyun planına sadık kalıyorsa ortada hiç mesele yoktur. Skorlar ayrıntıdır.
Amed şehri bir büyük tarihe ve bir büyük kültüre sahiptir. Buna inanmayan tek kişi varsa dönüp surların ihtişamına baksın. Surların vakur sessizliği herkesin kulağına bu büyük şehrin, tarihsel büyük hikayesini anlatmaya hazırdır.
Ey Amedspor taraftarı, bu şehir senden bu ihtişamlı kültüre layık olmanı bekliyor. Küçük düşünme, büyük düşün ve sabırla gerçek takımını üret. Unutma sen küçük düşünürsen, takımın da senin gibi olur.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir