Dalkurd ilk kez ama fena yenildi

Henüz sezonun yedinci maçı oynandı; bu yenilgi ne hüsrandır ne de dünyanın sonu. Ama yanlış motivasyonun sonucu olarak da bu yenilgi analiz edilmeye değer.

Dalkurd
Dalkurd

Dalkurd bu sezon ilk kez yenildi; deyim uygunsa fena çuvallayarak hiç beklenmedik bir hezimet yaşadı. Oysa geçen hafta yazımın “Dalkurd emin eller de” üst başlığıyla yayınlanmıştı. Ağzımın içindeki lezzetin ömrü, ne yazık ki ancak bir haftalık oldu. İnsan bazen ne diyeceğini şaşırıyor ya da bir hafta önce yazdıkları yüzünden mahcup olabiliyor. Futbol bu, her an her şey olabilir deyip geçmek de mümkün. Ama ben öyle düşünmüyorum. Öyle düşünmediğim için de altı hafta boyunca iyi bir performansa sahip olan bir takımın, neden birdenbire ve hiç beklenmedik bir zamanda bu hale düştüğünün peşini bırakmayacağım. Eğer geleneksel futbol oyun psikolojisi içinde kalacaksak, bu duruma erken havaya girmek de demek pek mümkün. Ya da “Bak ben oldum” demek de. Erken zafer sarhoşluğu her zaman çok tehlikeli bir yanılgılar dizisine sebep olmuştur.

Henüz sezonun yedinci maçı oynandı; bu yenilgi ne hüsrandır ne de dünyanın sonu. Ama yanlış motivasyonun sonucu olarak da bu yenilgi analiz edilmeye değer. Yedi maç üst üste kazanmış hiçbir takıma madalya vermezler! Futbol uzun bir maraton, bu maratonu, finalde en önde göğüsleyenler elbette, kendilerine dair iyi şeyler düşünme hakkına sahip olurlar. Ama maraton bitmeden, sanki bitmiş gibi havalara girmek, bu maçta olduğu gibi birileri, soğukkanlı kiralık katil gibi haddini bildirir.

Her şeyden önce Dalkurd’lu oyuncular kendilerine gelmeli ve sorumluluklarını idrak etmelidir. Mesela ayağına top alan her Dalkurd’lu oyuncu, o topa defalarca vurmaktan vazgeçmelidir. Ayağındaki topla oyalanan bir oyuncu iki şekilde değerlendirilir, birincisi, ne yapacağını bilmediği için, daha doğru bir karar vermek için topla oyalandığı düşünülür. İkincisi, bir öz güven patlaması yaşadığı, kısmi bir sarhoşluk içinde olduğu var sayılır. Assyriska maçında aşağı yukarı her Dalkurd’lu oyuncunun çizdiği portre her iki sonuca da uyuyordu. Özellikle ilk yarıda, ilk devrenin berabere bitmesine neden olan tavır buydu.

Dalkurd bir yenilgi aldı diye böyle konuştuğumu sanmayın. Bende herkes gibi her maçın her sonuca açık olduğunu biliyorum ve dünyada yenilgisiz tek takımında olmadığının bilincindeyim. Futbol bu, çıkar oynarsın, yener ya da yenilirsin. Beni üzen daha doğru bir ifadeyle kızdıran şey, yenilginin nedenleridir. Açıkça konuşmak gerekirse Assyriska, Dalkurd kalitesinde bir takım değil. Ama iki şeyi Dalkurd’dan çok daha iyi yaptılar.

Birincisi, hücumdan savunmaya geçerken, disiplinden ve oyun planından hiç vazgeçmediler. Topu, Dalkurd’a kaptırdıkları her yerde komple savunmaya geçip, anında pres yapmaya başladılar. İkincisi, yakaladıkları geniş alanları kontralar için çok iyi kullandılar. Zaten goller de bu planın ürünü oldu.

Bir önceki yazıda da söylediğim gibi, Dalkurd, temel de bütün takımı içine alan bir savunma felsefesine sahip değil. Takım savunması, sadece geride duran defans oyuncularının faaliyetlerinden ibaret değildir. Takım savunması demek, top rakibe geçtiğinde bütün takımın, topun bu hali üstüne pozisyon alması demektir. Ve bu pozisyon almanın ilk işaret fişeği de ani ve şok pres yapmaktır. Dalkurd orta sahası ve hücum hattı, sanki henüz pres icat edilmemiş gibi davranıyor. Herkes baskı yapmak yerine ötekinin baskı yapmasını bekliyor ve işin kötüsü, baskı yapan oyuncudan top almayı bekliyor. Bu olmaz. Bu kabul edilemez.

Dalkurd acilen topun rakipte olma hali üzerinde çalışmalıdır. Bütün takım bu pozisyonların aktörü olmayı öğrenmelidir. Bu olmadan olmaz. Her atak girişimde o atağın başarısızlığa uğrama ihtimali üstüne, birtakım önlemler alınır. Bunu her aklı başında takım ve teknik direktör yapar.

Sorun sanıldığı gibi üçlü defansta değildir. Sorun asıl olarak üçlü defansın önünde oynayan diğer bütün oyuncuların oyunun iki yönünü oynamadıklarından kaynaklanıyor. Dalkurd geçiş oyunlarını çalışmalıdır. Hem savunmadan hücuma geçiş hem de hücumdan savunmaya geçişleri ezberine almalıdır.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir