Düşük faiz yüksek kur

Bir ekonomi politikası olarak, yüksek kur siyaseti izleyen her ülke ve devlet, her şeyden önce kendini ucuz iş ve emeklerin cenneti olarak ilan eder

faiz
faiz

Döviz kurunu dalgalanmaya bırakmak ve faizleri aşağıya çekme iradesini göstermek, ‘Hangi siyasal rejimlere denk düşer’ sorusunun yanıtı, dünyanın yakın tarihine bir göz attığımız da kolayca görüp, doğrudan bir teşhis koyacağımız hadiselerden biridir.

Bir ekonomi politikası olarak, yüksek kur siyaseti izleyen her ülke ve devlet, her şeyden önce kendini ucuz iş ve emeklerin cenneti olarak ilan eder. Bunun pratik anlamı şudur: Ey dünya devletleri, ben ucuz iş gücü deposuyum, bütün iş ve hizmetleri yok pahasına yapmaya hazırım. Benim için katma değerli bir önemi yok, yeter ki bana sipariş verin. Kelimenin tam anlamıyla yeni ve gönüllü bir sömürge siyaseti. Eğer gönüllü olarak dünyanın ucuz iş gücü deposu olmayı arzuluyorsanız, doğal olarak, buna uygun bir rejimi de tercih etmiş olursunuz. Bu siyasetin doğuracağı tek rejim, sömürge valiliği rejimidir. Katma değeri son derece düşük işler ki yüksek kur politikası doğal olarak yaptığınız her iş ve hizmeti katma değeri düşük işler statüsünde tutar. Çünkü kur yükseldikçe, yerel paranın değeri ve kapasitesi de düşer. İster istemez toplumda tepki çeker ve bu tepkileri de bertaraf etmek, şiddetin yolunu açar.

Cumhur İttifakı’nın bu politikada kararlılık göstermesi, sadece cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi için ileri sürülen bir kararlılık olarak okunamaz. Bu eksik bir okuma olur. Söz konusu okumayı tamamlayan nitelik, Cumhur İttifakı’nın kendi içinde uyumlu olduğu ve bu siyaseti, hükümet politikası olmaktan çıkarıp devlet politikası haline getirdikleridir. Eğer bu tespit doğruysa, söz konusu kararlılık, Etyen Mahçupyan’ın deyimiyle, topluma yeni bir ideoloji ve yeni bir devlet önermek anlamına da geliyor. Bu düzeyde daraltılmış ve aynı oranda acı bir reçeteyle yol haritası çizilmiş bir yapılanma, hiç kuşkusuz demokratik değerler ve genel olarak demokrasiye yaslanamaz. Benzer bir deneyim bu ülkede tecrübe edildi. Özal’lı yılların ilk başlangıcı, serbest piyasa ekonomisi adı altında denedi ve bazı ekonomik sonuçlar da elde edildi. Ama unutmayalım, o yıllar 12 Eylül askeri darbesinin anti demokratik koşullarında tecrübe edildi. Askeri bir darbenin sağladığı siyasi imkanlarla o acı reçete bu topluma yutturuldu.

Aslında hesap basit. İş ve hizmetler çok ucuz olacağı için, işsizlik bir salgın gibi siyasi rejimi kemirmeyecek. Toplum bir işimiz var diye de demokrasinin silikleşmesine göz yumacak ve bu arada ihtiyaç duyulan sermaye böyle ilkel haliyle toplanacak. Dolayısıyla bu ekonomi politika aslında bir tür ilkel sermeye birikimidir.

Peki bu siyaset toplumda bir karşılık bulur mu? Alternatifi üretilmemiş her siyaset toplumda karşılık bulur. Çünkü ne doğa ne de toplum boşluk sevmez ve kabul etmez. Dolayısıyla bu ekonomi politika ve bir tür devlet rejiminin tutup tutmaması muhalefetin ne dediği ve ne önerdiğine bağlıdır. Muhalefet en az bu siyaset kadar işlevli ve gerçekli bir önermede bulunmazsa, hiç şüpheye yer yok ki, halk ve toplum kerhen bile olsa bu siyaset ve rejime evet diyecektir.

Hiç kimse kusura bakmasın, güçlendirilmiş parlamenter rejim önermesi, bu kararın ve kararlılığın alternatifi olamaz. Güçlendirilmiş demokrasi önerisi, bütün kurum ve kuvvetleriyle tarif ve tasnif edilmeden de önerinin kendisi ciddiye alınmayacaktır. Yine hiç kimse kusura bakmasın, kendi başına profili yüksek bir cumhurbaşkanı adayı de bu durumun devası olmaz. Çünkü düşük faiz ve yüksek kur politikası, basit bir çatlak ve kriz değildir. Yeni bir rejim siyasetidir ve durum, devletin her kademesinin, her kurumunun en azından işin içinde olması ve uyumlu çalışmasını gerektirir. Üstelik demokrasi ve özgürlükler budanmadan bunu başarmak neredeyse imkansızdır. O halde karşı karşıya olduğumuz kriz basitçe bir hükümet krizi ve değişimi değildir, bu açık ki bir devlet krizi ve rejim tercihidir.

İhracat ve turizm gelirleri için iç piyasayı aslanların önüne atan bu siyasetin karşısına ancak bütün siyasi piyasayı etkileyip heyecanlandıran bir devlet ve rejim önerisiyle çıkılırsa, belki bu sürecin önü alınabilir ya da sürece son verilebilir.

Vaziyet çok ciddi ve bu ciddi vaziyet o oran da ciddi çözümler bekliyor.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir