Siyasetin dil yolu

Eğer dil araba, siyaset de at ise Kürtler atı arabanın, önüne değil de arkasına bağlamışlar

Siyasetin dil yolu
Siyasetin dil yolu

Hemen her şeyi siyasete indirgemiş olan ve bu indirgemeyle yetinmeyip, siyaseti her şeyle özdeş kılan bir zihin dünyasında, siyaset ve siyasetin malzemelerini, diğer bir deyişle, siyasetin nesnelerini tasnifleyip ayrı ayrı kataloglara bağlamak çok zahmetli ve genellikle de anlaşılması çok zahmetli bir iştir. Oysa siyaset kendi başına ve kendi kendisine yeterli bir duruş, bir tavır ve eylemlilik değildir. Siyaset bir şeylerin siyasetidir; daha doğru bir tanımlamayla, Aristo'nun deyişiyle, gelişip serpilmek isteyen her şeyin bir tür bahçıvanıdır. Yani aslında ortada gelişip serpilmek isteyen olgular yoksa siyaset asla var olmaz. Zihni siyasetle bulanmış topluluklar, bütün insani ilişkileri siyaset dairesinde değerlendirirler. Bu çok yanlış bir yaklaşımdır çünkü her ilişki alında iki nesne arasındaki ilişkidir ve özne bu nesnelliğe dahil olduğunda siyaseti beraberinde getirir.

Eğer bilincimiz bizi çevreleyen toplumsal koşulların ürünüyse ve aynı bilinç sadece toplumsal koşullar tarafından belirleniyorsa, o zaman bütün bildiklerimiz, o toplumsal koşullara dair bilgilerdir. Kendi başına bir başka kökten beslenen bilincimiz de yoktur. Siyaset, bilincimizin nesneler kurduğu ilişki sonucu şekillenen, çözüm paketlerimizden başka bir şey değildir. Bu yanıyla da siyaset, anlam dünyamızda yer alan ve öncelik sırasına göre bizden çözüm için katkı bekleyen nesneler dizisiyle kurduğumuz ilişkiden ibarettir. Olgu gelişip serpilmeyi talep ediyor, biz de bu talebi karşılamaya gayret ediyoruz. Olguya karşı bizim durum ve konumumuz ikincildir. Buna göre siyasetin de konumu ikincil ve tali olmak zorundadır.

Bütün dünya dilleri gibi Kürtçede gelişip serpilmeyi talep eden canlı bir organizmadır. Üstelik bu canlı organizma bütün nesneler dünyasını temsil ediyor. Daha doğru bir deyimle zihnimiz bütün nesneleri onun üzerinden ve onun aracılığıyla tanıyor. Zaten zihnin tanınmadığı bir nesne var olmaz. Zihin tanımıyorsa o nesne yok hükmündedir. Zihin tanıdığını ancak algılayabilir ve onu tanımlayıp, işlevselliğini kendi açısından tayin edebilir. Eğer dil nesneler dünyasını tanıma yolunda biricik vasıtamız ise o zaman dil sadece dilsel olan değildir. Dil sadece dilsel olandan ibaret değildir. Dil her şeyden önce düşünseldir. Çünkü anlam, o düşünsellik paketinin içinde ambalajlıdır.

Nesnelerin özü üzerinden kurguladığımız anlam dünyamızın bir başkasına akması ya da transferi ancak dil üzerinden mümkün olabiliyor. Bu yanıyla dil bir iletişim vasıtasıdır. Doğru iletişim için doğru bir dil elzemdir, kaçınılmazdır. Peki ilettiğimiz nedir? İletişimin mesajı nedir? Elbette anlamdır. O halde dil anlam üreten tek mekanizmadır. Bizim bir yerlerde stokladığımız anlam ambarlarımız olmadığına göre, anlam dünyamızı inşa eden de dildir.

Bu kadar önemli, bu kadar değerli ve bu kadar işlevsel olan dil, nasıl olur da siyaset için sadece araç haline getirilir? Hangi zihin hangi anlam dünyası içinde dili bükerek, onu siyasetin hizmetine koşar? Biliyoruz ki dil asıldır, birincildir ve en önceliklidir. Siyaset dilin hizmetkarı olmak zorundadır. Ama gelin görün ki Kürtler, dili her zaman siyasete feda etmiştir. Akıl alır gibi değil ama öyle. Sanki kuşatıcı olan, sanki sonuç belirleyici olan dil değilmiş gibi siyasete bu garip rol biçilmiş. Biçilmiş de ne olmuş. Hiçbir şey. Hep patinaj yapmış. Eğer dil araba, siyaset de at ise Kürtler atı arabanın, önüne değil de arkasına bağlamışlar. O at o arabayı çekemez.

Kürt siyasetine egemen olan sertliğin bir nedeni de budur. Elbette Kürtlüğü ve Kürtçeyi kuşatan anti Kürt güçler, zorba ve zalim. Elbette sertlik onların talebi ve dayatması. Buna şüphe yok. Ama sorunun asil sahipleri olarak bu kadar sertliğe biraz yumuşama katmak da bizim görevlerimiz arasında. Eğer vakti zamanında dili siyasetin ana malzemesi ve belirleyeni haline getirebilmiş olsaydı, bu kadar sert ve maliyeti yüksek bir bedel ödemek sorunda kalmazdık. Tarih ve pratik, dil talebini başa almayan bir siyasete cevaz vermedi. Tarih ve pratik dilden beslenmeyen ve dilin çıkarlarını başa almayan bir siyasete geçit vermedi.

Bu bir sonuç. Bu sonucun ışığında Kürt siyaseti, siyasi hattının temel hedefini yeniden değerlendirmek zorunda. Kabaca söylemek isterim ki Kürtçe özgürleşmeden, Kürtler özgürleşemez. Kürtçenin özgürleşmediği bir dünyada Kürtler asla özgür olamaz. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.

Dolayısıyla siyasetin yolu dilin özgürleşmesi olmak zorundadır.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir