Ali Fikri Işık
Author
Umudu öldürmek
Kürtler fakir bir millettir. Yoksuluz yani; statüsü, hukuku ve devleti olmayan her millet fakir ve yoksuldur
“Ummak başkasının yapmasını beklemektir” diyordu, kızgın ve öfke dolu bir sesle “Münih: Savaş Yaklaşıyor” filminin Alman karakteri. Hem bu sözün mahiyetini hem de filmin söz konusu sahnesini izin verirseniz bir iki kelam ederek anlatmak istiyorum. Hitler 1938 yılında kendi kurmaylarıyla bir toplantı yapar ve o toplantıda, başta Çekoslovakya olmak üzere, Almanya’nın egemenlik alanının genişletmek için bir dizi ülkeyi işgal etme planı yapar. Bu planın ilk adımı olarak da Çekoslovakya'nın işgalini güncelleştirir. Başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupa devletleri de bu savaşı önlemek amacıyla Hitler ile barış görüşmeleri başlatırlar. Filmin Alman karakteri, bir biçimde Hitlerin bu planını yazılı olarak ele geçirir ve İngiliz dostu aracılığıyla İngiltere Hükümetine ulaştırmaya çalışır. İngiliz dostu onu, dönemin İngiltere Başbakanı olan, Neville Chamberlain ile görüştürür. Ama Başbakan Alman karakterin anlattıklarına inanmaz ve Hitler ile bir barış anlaşması imzalar.
Bu söz umutların kırılıp yok olduğu bir anda söylenen bir söz oldu. Kendisi Nazi Partisi üyesiyken, kısa sürede Hitler’in cani karakterinin farkına varmış ve İngiliz dostuma ne pahasına olursa olsun Hitler ile hiçbir antlaşmanın yapmaması gerektiğini ısrarla söylüyordu. İngiliz dostu, “Umarım Hitler bu kadar da çılgınlıklar yapmaz” dediğinde, “Umut kötüdür, ummak başkasının yapmasını beklemektir” demişti.
Terry Eagleton “İyimser Umut” adlı kitabından Ernst Bloch’un “Umut İlkesi”ne operasyon yaparken de benzer şeyler söyler. Eagletona göre de “Umutsuz olmak her şeye hazırlıklı olmak demektir.” Umudun potansiyel bir motivasyon kaynağı olduğu kuşku götürmüyor ama motivasyon eylemenin yerine geçmiyor. Somut bir duruma eylem ile müdahil olmak ile o somut durumun olası müdahaleler neticesinde olası sonuçları doğurmasını umuyor olmak, ak ile kara kadar birbirinden farklı ve uzaktır.
Eğer umut başkasının yapmasını beklemek ise o zaman umut bir bakıma akıllı bir bencillikle geriye çekilmek anlamına da geliyor. Yapmakla yükümlü olduğumuz her şeyde, bir adım bile geri çekilme aslında gayri ahlaki bir vaziyet üretir. Sorun bizim sorunumuz ise yükümlülük bizim omuzlarımızda demektir; bu durum da umut etmek esasen firar etmektir. Umut adı altında olsa bile, firar hiç de hoş karşılanan bir durum değildir.
“Umut fakirin ekmeğidir” der bir deyiş. Ama aynı deyiş, umudun yenmediğini anlatmaz. Umudun, karın doyurmadığının altını çizmez. Hem fakirlik hem umut yan yana durmaz. Çünkü fakirlik, en diptir ve umut konforu içinde yaşayamaz.
Kürtler fakir bir millettir. Yoksuluz yani; statüsü, hukuku ve devleti olmayan her millet fakir ve yoksuldur. Aslında buna yoksulluktan kaynaklanan bir yoksunluk desek yeridir. Ama gelin görün ki en fazla umut edinenler de yine Kürtlerdir. Ünlü Kürt şair ve ozanı Şivan Perwer, onun kadar ünlü “Halepçe” ağıtında, umudun destanını yazar ve söyler. Ağıt birilerine “Kâğıt ve kalem alın elinize” diyerek başlar. “Halimizi, ahvalimizi yazın da dünya duysun” diyerek devam eder.
Ağıtın öznesi olan, hiçbir şey yapmaz, sadece dövünür ve kendisinin dışındaki her şeyden yardım bekler. Daha doğrusu hem dövünür hem de dilenir.
Bu küçük misal bir check-up gibi, Kürtlerin vaziyetini eksiksiz tanımlar. Yapma, umut et. Yapma, yardım talep et. Genel zihniyet budur ve bu durum neden bu duruma mahkûm edildiğimizi de bir güzel anlatır.
Umut, balın içindeki zehirdir. Umut kötüdür. Umutsuzluk, eylemeye hazır olmak demektir. Umudu öldürmek artık farzdır.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir