Ali Fikri Işık
Author
Oyumu istiyorsanız ikna edin
Kürtçeye özgürlük talebimin, yasal ve anayasal güvencelerini görüp okumadan buna ikna olmadan hiç kimse beni sadık başına sürükleyemez
“Tarih, ileriye doğru akarken, tarih bilgisi de geriye doğru akar.” Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, bu harika tespitin sahibi Terry Eagleton’du. Tarih ve tarih bilgisinin böylesine dip ve ters akıntıları yüzünden kimi kez kendi suretimizle tarihin o an ve dönemeçlerinde karşılaşıyoruz. Kimileri buna tarihin tekerrürü der. Belki de bu nedenden ötürü bütün tarih tekrarların tarihi oluyor. İnsanların değişimi sevmedikleri aşikâr. Muhafazakarlık bu bakımdan çok değerli hale geliyor ve taraftar topluyor. Değişmeyen insan için tarih, hep aynı duraktır. Daha doğrusu o insan, tarih için hep o durakta bekleyen yolcudur. Tarih mi yolcu yoksa insan mı hancı, burası çok da belirgin değildir. Belki de insan yolcu tarih hancıdır. Eğer bir kez tarihi yolcu olarak kabul edersek, hancı için ikinci kez önemli olması ancak o yolcunun tekrar uğrama ihtimali ölçüsünde değer kazanır.
Soru şudur; yolcu tarih bir kez daha hanımıza uğrayacak mı? Anlaşılan o ki tarihin tekrar uğrama ihtimali epey yüksek. Ama tehlike şurada; aynı hancının aynı tarihi tekrar ağırlaması, suya yazılmış yazı gibi olacak. İki değişmeyen şeyden değişimi doğmaz.
Tarihin her evresinde Türk siyaseti, bilaistisna, Kürt evine konuk olmayı başarmış ve her seferinde hiçbir ücret ödemeden ağırlanıp yolcu edilmiştir. Kürt evi bu alışverişten hiçbir kazanç elde edememesine rağmen, her seferinde sanki daha çok zengin olmuş gibi davranmıştır. Bu tuhaf davranışın biricik nedeni, hiç değişmeden ve değişmeyi tecrübe etmeden, karşıdakinin değiştiğini varsayarak sonuç bekleme halet-i ruhiyesinden kaynaklanmıştır. Biz değişmiyorsak, başkası neden değişme ihtiyacı duysun ki?
Bilen biliyor, değişimin ilk kuralı, ötekinden önce değişmektir. Değişim denilen şeyi hakiki kılan da bizim değişmiş olma halimizdir. Bugün de biz, değişmeden kurtarıcılar bekliyoruz.
Hafızalarımızı tazeleyelim. 2002 yılından 2015 yılına kadar olan tarih sürece biraz eleştirel bakmayı deneyelim. 2002’de Türkiye’de bir parti iktidar oldu. Daha doğrusu seçimleri kazandı ve iktidar olmak için bütün gücüyle çabalamaya başladı. Çaba çok sahici görünüyordu. Çabanın sahibi 1923 yılında kurulan cumhuriyetle birlikte Kürtlerin yanı sıra siyasetin ve devletin merkezinde kovulmuş Müslümanlardı. 77 yıllık bir mağduriyetten geliyorlardı. Başlangıçları da hiç fena sayılmazdı. Bir taraftan demokrasinin önündeki en büyük engel olan askeri vesayetle mücadele ediyor ve bu siyasetin tutarlılığı için Avrupa'nın kapılarını çalıp üye olmaya gayret gösteriyordu. 2008’de Türkiye’de hiç görülmemiş bir şeyin altına imza atıp askeri vesayetin bütün sembollerini mahkeme karşısına çıkarıp, ceza evine yolluyordu.
Aynı süreçte Oslo görüşmeleri adı altında Kürt sorununu çözmek için ciddi adımlar atılıyordu. Bu süreç 2009 da Habur'la çok sahici bir resim kazanıyordu. Buna rağmen TRT Kurdî açıldı ve ilerleyen yıllarda da İmralı görüşmeleri adı altında Kürt meselesinin çözümü devletin en üst katına taşınıyordu. Benim gibi birçok Kürt “Evet ama yetmez” yaklaşımıyla bütün bu olan biten şeyler destekliyordu.
Sonuç ne oldu? 2015 yılında her şey yerle yeksan oluyordu. Kürt sorununu çözerim diyen güç, Kürt düşmanı aşırı milliyetçi, ırkçı faşist bir partiyle birleşip Cumhur İttifakı kuruyor ve devletin rejimini değiştirerek, Kürtleri 'beka' siyasetiyle baş düşman ilan ediyordu. Bugün hala aynı çamurun içinde patinaj yapmaya devam ediyoruz.
O dönemlerde “Daha ne bekliyorsunuz, bakın adam Kürt sorununu çözüyor” diyenler, bugün de aynı mantıkla Millet İttifakına, koşulsuz biat etmemizi şiddetle salık veriyorlar. Onlara göre bu ceberut baskıcı rejimden kurtulmak, her şeyden çok daha önemli ve değerli. Önemli olan tek şey, önce şu rejimden kurtulmaktır. Rejimden kurtulma talebi, başka da hiçbir talepte bulunmayı gerektirmez. Rejimden kurtulursak her türlü çözümün yolu açılır.
Bu melez rejimden kurtulmayı hiç kimse benim kadar isteyemez. Ama rejimden kurtulma sevdasına kendi taleplerime sırtımı dönmeye de hiç niyetim yok. Hiçbir bedel ödemeden, birilerinin iktidar arzusuna payanda olmayı reddediyorum.
Kürtçeye özgürlük talebimin, yasal ve anayasal güvencelerini görüp okumadan buna ikna olmadan hiç kimse beni sadık başına sürükleyemez.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir