İbrahim Güçlü
Writer
İran’ın Füze saldırısı, yeni bir Halepçe Katliamı denemesi
Eğer gerekçesi doğru olsaydı, füzelerle doğrudan İsrail’i vurma şansına sahip olmasına rağmen bunu yapmamıştır
Emperyalist İngiltere ve Fransa devletlerinin planıyla, Kürdistan’ın Lozan Antlaşmasıyla dört parçaya bölünmesiyle birlikte, Osmanlı ve Fars imparatorluklarının sömürgeci egemenlik dönemi sona erdi. Kürdistan parçalanmış bir ülke olarak, milli-ırkçı devletlerin (Türk, İran, Irak, Suriye) kayıtsız şartsız egemenliğine terk edildi. Milli devletlerin, klasik sömürgecilikten daha alt ve kötü dönemi başladı.
Bu sistem, dünyadaki klasik sömürgeciliğe benzemedi. Tarihte var olan, klasik sömürgecilik gibi bir sömürgecilik de değildi. Klasik sömürgecilikte emperyalist devletler bir devleti işgal ederler. Ama o devleti ortadan kaldırmazlar. İşgal ettikleri ülkelerdeki milletlerin dillerini, kültürlerini, milli değerlerini yasaklamazlar. Sadece kendilerine bağlı yerli işbirlikçi yönetimler oluştururlar.
Kürdistan’daki sömürgecilikte Kürtlerin millet olarak varlığı inkâr edildi. Kürt milletinin bütün milli değerleri yasaklandı, gasp edildi. Kürtlerin millet olarak ortadan kaldırılması projelendirildi. Devlet olmaması üzerine bir kurgulanma yapıldı. Kürtlerin bütün yer altı ve yerüstü değerleri gelişigüzel, Kürdistan ve Kürt milletinin yok edilmesi çerçevesinde yağmalandı. Bundan dolayıdır ki Kürtlerin devlet olma talepleri ve milli hak talepleri toplu katliamlarla bastırıldı. Bundan dolayı da Kürdistan’da milletimiz sürekli toplu katliamlarla karşılaştı. Halepçe Katliamı da Kürdistan’da tarihte gerçekleşen katliamların bir devamıdır.
Bilindiği gibi 34 yıl önce Kürdistan’ın güneyinde Halepçe şehrinde, Saddam diktatörlüğü ve faşizmi tarafından Hiroşima ve Nagazaki katliamı gibi Kürtleri toplu yok eylemi gerçekleşti.
Saddam diktatörlüğü ve faşizmi, Halepçe Katliamı’nın nedeni olarak da Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin İran’la sıkı ilişki ve savaş ittifakı içinde olmasını, bundan dolayı Halepçe’nin Saddam yönetiminden alındığını neden gösterdi. Oysa bu neden zahiri ve görünür bir nedendi Asıl neden: Bilindiği gibi Saddam rejimi, Eylül 1961’de Kürdistan milli lideri Mele Mustafa Barzani ve KDP tarafından yürütülen milli devrim karşısında yenilgiye uğramış, diz çökmüştü. Kürdistan’da otonominin kuruluşunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Kerkük’ün statüsünün 4 yıl sonra 1974’de referandum/plebisit ile tayin edilmesi anlaşmada hüküm altına alınmıştı. Ne yazık ki 1974’e gelindiğinde Saddam diktatörlüğü ve faşizmi, referandumu engellemek için Kürdistan Otonomisine savaş açtı. Bu savaşta Sovyetler Birliği’nin açık ve aktif desteğine rağmen büyük yenilgiler aldı. Ama sonunda İran-ABD’nin Kürtlere olan desteğini kesmek için İran’a zengin ve petrolü de içeren topraklarını rüşvet olarak verdi. İran-ABD Kürtlerden desteğini kesti. Kürtlerin efsanevi milli lideri, Kürtlere katliam yapılmasını engellemek için savaşı bıraktı. Otonomi yıkıldı.
Kürtler topyekûn yenildiler. Ama Kürtler Başkan Mesud Barzani’nin öncülüğünde Mayıs Devrimi’ni başlattı. Bu devrim hareketine, Eylül Devrimi döneminde Saddam’la birlikte olan Celal Talabani ve arkadaşları da Kürdistan Yurtseverler Birliği kanalıyla bu milli devrim hareketine katıldılar. Kısa sürede Kürdistan’ın birçok bölgesi “kurtarılmış bölgeler” haline geldi.
Irak da İran’a rüşvet vermekle bir ölçüde yenilmişti. Bu yenilgiyi 1979 yılında İran’a savaş açarak gidermeye ve Cezayir Antlaşması ile İran’a verdiği topraklarını kazanmaya çalıştı. Bu savaşta İran’ın Kürtlerle işbirliği yapması, Saddam diktatörlüğü ve faşizmini korkuttu. Kürtlerin, Kürdistan’da yeniden kendi yönetimlerini ve egemenliklerin kuracakları korkusuna ve telaşına düştü. Bunun sonucu Halepçe Katliamı gerçekleşti.
Dört sömürgeci-işgalci devlet, her zaman Kürtlerin sağladıkları her olumlu milli gelişmeden dolayı korku taşımışlardır. Bundan dolayı da Kürtlere yönelik toplu katliam için de her zaman tetiktedirler.
Sömürgeci-işgalci İran devleti, Kürdistan Bölgesi’ndeki her olumlu gelişmeden her zaman rahatsızlık duymuştur. İran, Irak üzerinde, Kürdistan’daki diğer sömürgeci devletlerden farklı olarak güçlü bir nüfuza sahip olduğu, bu nüfuzunu sürdürmek istediği için, Kürdistan Bölgesi’ndeki her gelişme onun için çok önemli, çok güncel, çok acil bir gelişme olmuştur. 2017 yılında Kürdistan Bölgesi’ndeki bağımsızlık referandumundan sonra Kerkük’ün yeniden işgalinde bunu açıkça gördük. Irak genel seçimlerde Kürdistan Demokrat Partisi’nin ve genel olarak Kürtlerin başarısından duyduğu rahatsızlık; PKK, Haşdi Şabi ile bu sonucu değiştirmek için ne provokasyonlar yaptırdığı da iyi biliniyor.
İran’ın son günlerde Kürdistan Bölgesi’ne İsrail ve ABD üsleri gerekçesiyle yaptığı akıl almaz saldırısı, bu naklettiğim politikasının doğrudan bir devam olduğu kesinlikle açığa çıkmıştır. Kürdistan Bölgesi Hükümeti, Başkanı, Kürdistan partileri yaptıkları açıklamalarda, İran’ın gerekçelerinin yerinde olmadığını ifade ettiler. Eğer gerekçesi doğru olsaydı, füzelerle doğrudan İsrail’i vurma şansına sahip olmasına rağmen bunu yapmamıştır. Füzelerin hepsi Kürdistan’da sivil bölgelere düşmüşlerdir.
Yapılan bir basın toplantısında da Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Rêber Ahmed ve Irak Parlamentosu Başkan Yardımcısı Hakim Zamili, İran’ın Erbil’e yönelik füze saldırısıyla ilgili öne sürdüğü gerekçenin temelsiz olduğunu belirtti.
İçişleri Bakanı Rêber Ahmed, “Irak araştırma heyetinin, Erbil’e füze saldırısı gerekçesinin temelsiz olduğunu gördüğünü söyledi. Saldırının Irak’ın egemenliğinin ihlali olduğunu ve İran’ın öne sürdüğü gerekçelerin temelsiz olduğunu, saldırılan yerin sivillere ait mesken olduğunu ve iddiaların doğruluk payının olmadığını söyledi. Bağdat’tan gelen Irak Parlamentosu ve hükümet heyetlerinin, saldırılan alanla ilgili gerçekleri gördüğünü” ifade etti.
Bu gerçekler de İran’ın Halepçe Katliamının 34. yıldönümü öncesi füzelerle Kürdistan’a saldırısının, tam anlamıyla Halepçe Katliamı gibi bir katliamın provası olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Kürdistan’da İsrail karargâhları yalanıyla KDP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Rêber Ahmed’in seçimini engellemek için Sadr güçlerini yanına çekmek, kendi adayı olan Berhem Salih’in cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasını da sağlamak içindir.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir