Bayram Bozyel
Author
Halep’ten sonra
Şam’daki cihadist yönetimin bu ayın başında Halep’te Kürtlere karşı başvurduğu katliam birkaç açıdan milad olacak gibi görünüyor.
Son yirmi yılda Roboski, Şengal ve Kobani’de Kürt halkına karşı girişilen katliamlardan sonra Halep’te Kürtlere yapılan hunharca saldırı Kürt halkının beyninde ve ruhunda önemli bir kırılmaya yol açtı. Halep’teki iki Kürt mahallesi Şeyh Maksud ile Eşrefiye’ye karşı girişilen saldırıda kullanılan orantısız güç bir yana, yapılan vahşetin açıkça görüntülenip sergilenmesi Kürt toplumunda kalıcı izler bıraktı. Yüksek bir binadan atılan öldürülmüş Kürt kadının cesedi daha şimdiden Kürt ulusal hafızasında unutulmaz bir motif olarak yer aldı.
Halep’teki Kürtlere karşı girişilen saldırının Şam yönetiminin 6 Ocak’ta Paris’te Suriye’nin tarihi düşmanı İsrail ile vardığı uzlaşı ardından gerçekleşmesi ayrıca manidardı. Şam yönetimi, Kürtleri katletmeyi kolaylaştırması karşılığında İsrail’e ülkesinin güney parçasını resmen bahşetti.
Suriye’de etkili ABD ve diğer aktörlerin Halep’teki katliam konusundaki sessizliği ayrıca altı çizilmesi gereken utanç verici bir durum. Uluslararası ilişkilerde ilkelerden çok çıkarların baskın olduğu bir kez daha görüldü. Bundan dolayı başkasına kızıp dünyaya küsecek halimiz yok elbette. Yapmamız gereken bu konudaki acı gerçeği görüp ona uygun davranmak.
Şu bir gerçek, Halep katliamı Kürtlerin uluslaşma sürecinde yeni bir kerterize dönüşmüştür. Halep’te yaşananlar aynı zamanda uluslararası ilişkilerin üzerinde oturduğu ikiyüzlülük ve Makyavelist anlayışı bir kez daha faş etmesi bakımından hayırlı olmuştur.
Suriye’nin geleceği belirsiz
Halep’teki Kürt katliamı bir yönüyle sürpriz olmadı. Geçen yılda binlerce Alevi sivili katleden, Suveyda kentinde Dürzileri ezen HTŞ anlayışının bulduğu ilk fırsatta Kürtlere yönelmesi şaşırtıcı değildi. Nihayet verdiği tavizler karşılığında İsrail’i susturup Amerika’yı da ikna ettikten sonra zayıf halka olarak gözüne kestirdiği Halep’teki Kürtlere saldırdı.
HTŞ yönetimi Halep’te akıllarınca elde ettikleri “zaferin coşkusuyla” şimdi de Fırat’ın batısındaki Deyr Hafir ve Meskene gibi yerleşim merkezilerine kaşı askeri operasyon başlatmış görünüyor. Burada planladıkları şey SDG’yi kontrol ettiği Fırat’ın batısındaki yerlerden çıkartmak, daha sonra da Rakka ve Deyrizor gibi Arap yoğunluklu bölgelere karşı harekete geçmek. Son olarak da SDG’yi Haseke bölgesine sıkıştırmak...
Şam yönetiminin ve arakasındaki güçlerin bu konuda hedeflerine ne kadar ulaşıp ulaşmayacakları birçok başka iç ve dış faktörün birleşik etkisine bağlı.
Birincisi, toplumun farklı kesimlerini; Alevileri, Dürzileri, Hristiyanları, ılımlı Sunnileri ve Kürtleri kapsamayan, onların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almayan bir yönetimin Suriye’de istikrarı sağlaması mümkün değil. Böylesi bir rejimin Suriye’yi Esad yönetiminden farklı bir yere götürmesi beklenemez. Başka bir ifade ile mevcut radikal İslamcı Şam yönetiminin toplumun ezici çoğunluğunu silah ve katliamlarla kontrol altına almasının imkanı yok.
İkincisi; Şam yönetiminin Halep’teki nokta operasyonuna göz yumulsa da, başta İsrail olmak üzere ilgili güçler, Suriye’deki bütün gücün HTŞ gibi köktendinci bir yapının elinde toplanmasına fırsat vermez. Suriye’nin bölgede istikrarı zorlayacak düzeyde bir güce ulaşmasını hiç kimse kabul etmez.
Üçüncüsü; Anayasal meşruiyetten ve bütünlüklü bir siyasi programdan yoksun IŞİD’vari bir koalisyonun Şam’da ne kadar varlığını sürdüreceği başlı başına bir tartışma konusu.
Özetle HTŞ ve başındaki Şara’ın temsil ettiği zihniyet Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü koruyamaz. Başka bir alternatif bulunmadığı takdirde Suriye’nin yeniden bir iç savaşa ve bölünmeye doğru gitmesi kaçınılmaz.
SDG ve Kürtlerin payına düşen görevler
Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) yarıdan fazlasının Araplardan oluştuğu biliniyor. SDG’nin kontrol ettiği bölgenin de Kürt coğrafyasını aşan, Rakka ve Deyrizor gibi vilayetleri kapsadığı bir gerçek.
Bu noktada iki sorun ortaya çıkıyor. Birincisi, SDG içindeki Arapların Kürtlerle ittifakının ne kadar dayanıklı ve sürdürülebilir olduğudur. İkincisi, Arap yoğunluklu bölgelerin kaybedilmesi durumunda bunun Kürt halkının mücadele direncine yapacağı olumsuz etkidir.
SDG’nin DAİŞ’e karşı mücadelenin bir ortağı olarak kurulduğuna göre ve kontrol ettiği bölgenin de ABD ile mutabakatla belirlendiğine bakılırsa, SDG’nin ve kontrol ettiği bölgenin geleceği ABD ile masaya yatırılmalıdır. SDG, kontrol altında tutacağı bölgenin sınırlarını ABD ile birlikte kararlaştırmalıdır. ABD’nin arkasında durmayacağı Arap bölgeler için Kürt gençlerinin kanı dökülmemelidir.
Halep katliamından sonra mevcut Şam yönetimine güvenilemeyeceği, Aleviler ve Dürzilerin başına gelenlerin Kürtlerin de başına geldiği ve daha da geleceği açıkça ortaya çıkmıştır.
Bu koşullarda Şam yönetimiyle müzakerenin çerçevesi yeniden belirlenmelidir.
Şam yönetimiyle Suriye’nin geleceği ve yönetim modeli konusunda uzlaşma sağlanmadan diğer hiçbir başlığa geçilmemelidir. Silahların “entegrasyonu” konusu Suriye’nin yeni yönetim modeli netleştikten sonra masaya getirilmelidir.
Halep katliamı bir gerçeği çıplak olarak ortaya koydu. Şam’daki yönetim fırsat bulduğu anda Kürtlerin bütün haklarını gasp etmekte tereddüt etmez. Bu durumda Suriye’de federal bir sistem dışında hiçbir seçenek çözüm olmaz. Suriye’de inşa edilecek federal bir sistemde Kürtler, Aleviler, Dürziler ve diğer etnik ve dini toplumlar kendi yurtlarda özgür ve korkudan uzak bir yaşama güvencesine kavuşabilir ancak.
Kürt heyeti nerede?
ENKS, PYN ve diğer Kürt partilerinin katılımıyla 26 Nisan 2025 tarihinde Kamışlo’da gerçekleşen konferansta bir Kürt heyeti oluştu. Rojava’daki bütün Kürt kesimlerinin içinde yer aldığı ortak Kürt heyetinin oluşması dünyadaki bütün Kürtleri ve dostlarını sevindirdi ve umutlarını artırdı. Ne var ki kurulduğundan bu yana söz konusu Kürt heyetinin hiçbir varlığına rastlanmadı. Halep’te Kürtler katliamdan geçerken bile Kürt heyetinden tek bir ses çıkmadı, tek bir açıklaması olmadı.
Geçen dönemde Şam yönetiminin Kürt meselesini görüşmeye hazır olmadığı için Kürt heyetini muhatap almadığı, bunun yerine SDG ile güvenlik konularını görüşmeye odaklandığı iddia edildi. Kürt hareketinin, özel olarak da Kürt heyetinin gündemini Şam yönetimin keyfine bırakması kabul edilemez. Kürt meselesi siyasi bir meseledir ve muhatapları da siyasi heyetlerdir. Şam ile Kürt halkının ulusal haklarını görüşmek yerine güvelik konularına öncelik vermek HTŞ ve destekçilerinin gündemine teslim olmak demektir ki gelinen nokta da bu yanlış yöntemin sonucudur.
Ortak Kürt heyeti bir an önce aktifleşmeli, 26 Nisan Kamışlo Konferansı’ndan aldığı meşruiyetle Kürt meselesinin çözümü konusunda inisiyatif almalıdır. Şam yönetimiyle SDG değil, Kürt heyeti masaya oturmalıdır. Kürt ulusunun haklı taleplerini hem içerde hem dünyada kamuoyuna mal etmek en başta Kürt heyetinin görevidir. Kürt halkının ulusal özgürlük davasının doğası ile siyasetin ve diplomasinin teamülleri bunun gerektirir.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.