PKK çekilirken

PKK çekilirken
PKK çekilirken

Bir savaşın sona ermesi her zaman bir barışın başladığı anlamına gelmez. Bazen silahlar susar fakat siyaseten sorular ve sorunlar daha yüksek sesle konuşulmaya başlanır. PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirme ve Güney Kürdistan'daki (Başûrê Kurdistan) bazı mevzilerinden çekilme süreci de böyle bir eşikte duruyor. Elbette silahların susması önemlidir. Kırk yılı aşkın bir çatışmanın ardından bunun küçümsenecek bir tarafı yoktur fakat şimdi daha zor, daha rahatsız edici bir soru sormanın zamanıdır.

PKK çekilirken geride ne kalıyor?

Eğer boşaltılan bazı mevzilere Türk askeri varlığı yerleşiyor ya da bu varlığı genişliyorsa, mesele artık yalnızca PKK’nin silah bırakması değildir. Çünkü bir güç çekilirken başka bir gücün aynı coğrafyada daha belirgin hale gelmesi, kaçınılmaz olarak barışın niteliğini tartışmaya açar. Tam da burada, PKK’nin tarihsel misyonu yeniden düşünülmelidir. Kürtlerin hakları ve özgürlüğü adına silahlı mücadele yürüten bir örgüt, bugün silahı bırakıyorsa, bu elbette yeni bir siyasal dönemin imkânını yaratabilir fakat geride şu soruyu da bırakır:

Kürtler adına yürütülen uzun bir mücadelenin sonunda, Kürt coğrafyasında ortaya çıkan yeni güç dengesi ne olacaktır?

Bu soru yalnızca PKK’nin değil, Türkiye’nin de sorusudur. Ankara açısından PKK’nin silahsızlanması güvenlik bakımından tarihsel bir kazanım olarak görülebilir. Ancak PKK tehdidinin sona ermesiyle birlikte, Türkiye’nin Güney Kürdistan'daki askerî varlığının gerekçesi de yeniden değerlendirilmek zorundadır. Çünkü dünün güvenlik gerekçesi, yarının kalıcı askerî düzeninin otomatik gerekçesi olamaz.

KDP’nin durumu ise bu denklemin daha hassas taraflarından biridir. Türkiye ile kurduğu ilişkiler, Güney Kürdistan'ın ekonomik ve siyasal gerçeklikleri bakımından anlaşılabilir ve önemlidir. Fakat bu ilişkinin en sağlıklı biçimi, Güney Kürdistan'ın kendi iradesini ve güvenliğini güçlendiren bir ortaklık olmalıdır. Zira mesele Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak değildir. Mesele, iyi ilişkilerin Güney Kürdistan'ı kendi ayakları üzerinde durma iradesini zayıflatıp zayıflatmadığıdır.

Güney Kürdistan'ın geleceği ne PKK’nin ne Ankara’nın ne de herhangi başka bir gücün tek başına vereceği bir karar değildir. Burası Irak Anayasası içerisinde federal bir statüye sahip bir bölgedir ve kendi siyasal kurumları vardır. Bu nedenle asıl soru şudur:

PKK’nin çekilmesi Güney Kürdistan'ın güvenliğini mi güçlendirecek, yoksa yalnızca başka bir güvenlik düzeninin önünü mü açacak?

Bu ayrım hayati önemdedir. Çünkü Kürt tarihinin acı tecrübelerinden biri şudur: Kürtler çoğu zaman kendi gelecekleri hakkında karar verilen masalarda bulunmuş, fakat kararın kendisini belirleyen güç olmaktan uzak kalmıştır. Bugün yeni bir tarihsel eşikteyiz. PKK’nin silah bırakması, eğer siyasetin önünü açıyorsa, bundan herkes kazançlı çıkabilir. Türkiye daha demokratik bir geleceğe yönelebilir, Kürt realitesi (meselesi) şiddetin değil sivil siyasetin konusu haline gelebilir.

Fakat bunun gerçek bir barış olabilmesi için bir şart daha vardır: Kürtlerin bir coğrafyasındaki silahların susması, o coğrafyanın iradesinin de susması anlamına gelmemelidir. Barış, yalnızca mevzilerin boşaltılması değildir. Barış, boşalan mevzilerin kimin nüfuz alanına dönüşeceğinin de halkın iradesiyle belirlenmesidir. Bu yüzden bugün sorulması gereken soru belki de en yalın haliyle şudur:

PKK çekiliyor, peki Türkiye neden orada kalıyor?

Bu sorunun cevabı, yalnızca Türkiye’nin değil, PKK’nin ve Güney Kürdistan'ın siyasal aktörlerinin de önümüzdeki dönemde vereceği en önemli sınav olacaktır. Çünkü gerçek barış, bir örgütün silahını bırakmasıyla değil, halkın kendi geleceği üzerinde söz sahibi olabildiği gün ancak anlamını bulur.

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.