Prof. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Author
Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik mimarisi: Parti bağlantılı yapılardan bütünleşmiş kamu kurumlarına
Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik mimarisini yalnızca Peşmerge üzerinden değerlendirmek, meselenin önemli bir bölümünü dışarıda bırakır. Peşmerge’nin yanında Asayiş, Zêrevanî, Acil Müdahale güçleri, istihbarat yapılanmaları ve terörle mücadele birimleri de bölgenin güvenlik sisteminin parçalarıdır.
Avrupa Birliği İltica Ajansı’nın (EUAA) 2024 değerlendirmesinde Peşmerge, polis ve Asayiş, Kürdistan Bölgesi’nin başlıca güvenlik aktörleri arasında gösterilmektedir. Aynı kaynaklarda, daha önceki döneme ilişkin olarak KDP ve KYB ile bağlantılı farklı güvenlik ve istihbarat yapılanmalarına da dikkat çekilmektedir.
Bugün ise yeni bir dönem başlamış görünmektedir.
21 Eylül 2026’da Kürdistan Bölgesi yönetimi, Peşmerge güçlerinin 70 ve 80 kuvvetlerini de kapsayacak şekilde Peşmerge Bakanlığı altında birleştirilmesi ve yeniden yapılandırılması sürecinin resmen tamamlandığını açıkladı. Yeni yapı, iki askeri bölge komutanlığı ve 11 tümen dahil olmak üzere ortak bir komuta-kontrol sistemi altında düzenlendi.
Fakat bu gelişme bizi daha kapsamlı bir soruyla karşı karşıya bırakıyor:
Peşmerge’nin birleşmesi, Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik mimarisinin bütünüyle kurumsallaşması anlamına gelir mi?
Bence mesele tam da burada başlamaktadır.
Peşmerge reformunun ötesinde
Peşmerge’nin birleşmesi, Kürdistan Bölgesi açısından önemli bir kurumsal gelişmedir. Nitekim Başkan Neçirvan Barzani de birleşmenin bir son değil, yeni bir aşamanın başlangıcı olduğunu vurgulamıştır.
Başbakan Mesrur Barzani ise yeni dönemin yalnızca birleşmeyle sınırlı olmadığını; profesyonelleşme, eğitim, komuta-kontrol, insan kaynağı ve askeri kapasitenin geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu yaklaşım önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:
Kurumsal birleşme bir sonuçtan çok, daha kapsamlı bir güvenlik reformunun başlangıcıdır.
Çünkü güvenlik sistemi yalnızca ordudan oluşmaz.
İç güvenlik, istihbarat, terörle mücadele, sınır güvenliği ve kamu düzeni de aynı hukuk düzeninin parçalarıdır.
Asayiş: İç güvenliğin kurumsallaşması
Asayiş, Kürdistan Bölgesi’nin iç güvenlik sisteminin başlıca unsurlarından biridir.
Ancak geçmiş yıllardaki kaynaklar, Asayiş’in siyasi yapı ve bölgesel güç dengeleriyle bağlantılı geliştiğini göstermektedir. EUAA’nın önceki değerlendirmelerinde Asayiş’in KDP ve KYB ile bağlantılı unsurlarının bulunduğu belirtilmiştir.
Burada tarih ile bugünü birbirinden ayırmak gerekir.
Geçmişteki siyasi bağlantılar hakkında konuşmak başka, bugünkü kurumsal komuta ilişkilerinin aynı şekilde devam ettiğini ileri sürmek başka bir şeydir.
Bu nedenle akademik olarak daha doğru soru şudur:
Kürdistan Bölgesi, tarihsel olarak farklı siyasi merkezlerle bağlantılı güvenlik yapılanmalarını ne ölçüde ortak ve profesyonel kamu kurumlarına dönüştürebilmektedir?
Bu soru herhangi bir siyasi partiye karşı yöneltilmiş değildir.
Bu, doğrudan kurumsallaşma sorusudur.
Parastin ve Zanyari: Tarihsel miras ve yeni dönem
Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik tarihinde Parastin ve Zanyari özel bir yere sahiptir.
EUAA’nın geçmiş dönem değerlendirmelerinde Parastin’in KDP, Zanyari’nin ise KYB ile bağlantılı istihbarat yapılanmaları olarak tanımlandığını görüyoruz. Aynı değerlendirmelerde KDP ve KYB bağlantılı terörle mücadele yapılanmalarından da söz edilmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir hukuki ve akademik ayrım vardır:
Tarihsel siyasi bağlantı ile bugünkü fiili kurumsal statü aynı şey değildir.
Dolayısıyla Parastin veya Zanyari hakkında bugün konuşurken geçmişteki yapılanmaları bugünün kesin ve değişmez gerçekliği gibi sunmak doğru olmaz.
Asıl önemli olan, bu tür kurumların hangi hukuki yetkiyle hareket ettiği, hangi kamu otoritesine karşı sorumlu olduğu ve hangi denetim mekanizmalarına tabi olduğudur.
İstihbarat kurumlarının demokratik hukuk devletindeki meşruiyeti gizlilikten değil, hukuka bağlılıktan ve denetlenebilir yetkiden kaynaklanır.
Güvenlik kurumları kimin için çalışır?
Bu noktada daha genel bir devlet teorisi sorusu ortaya çıkıyor:
Güvenlik kurumları siyasi hareketlerin devamı mı, yoksa kamu hukukunun kurumları mı olmalıdır?
Demokratik hukuk devletinin cevabı açıktır.
Güvenlik kurumlarının görevi siyasi partilerin çıkarlarını korumak değil, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde kamu düzenini ve toplumun güvenliğini sağlamaktır.
Bu nedenle KDP veya KYB’nin tarihsel rolünü küçümsemek de doğru değildir.
Tam tersine, geçmişte savaş koşullarında ortaya çıkan güvenlik yapılanmalarının bugün daha gelişmiş bir bölgesel yönetimin ihtiyaçlarına uygun profesyonel kamu kurumlarına dönüştürülmesi, siyasi tarihin kurumsal bir kazanıma çevrilmesi anlamına gelebilir.
Asıl hedef: bütünleşmiş güvenlik sistemi
Burada benim açımdan temel mesele, “partiler ortadan kalkmalıdır” değildir.
Siyasi partiler demokratik hayatın doğal aktörleridir.
Bir kişinin KDP’li veya KYB’li olması kendi başına problem değildir.
Problem, parti aidiyeti ile kamu gücünün kullanım yetkisinin birbirine karışması halinde ortaya çıkar.
Nitekim Başbakan Mesrur Barzani de 21 Eylül 2026’daki Peşmerge birleşme töreninde siyasi ve parti aidiyetinin bireylerin meşru hakkı olduğunu, ancak Peşmerge bakımından ulusal aidiyetin ve Bakanlığın emir-komuta zincirine bağlılığın esas olması gerektiğini ifade etti.
Bu yaklaşım, güvenlik kurumlarının geleceği açısından önemli bir prensip ortaya koymaktadır:
Partili olmak başka şeydir; kamu gücünü parti adına kullanmak başka şeydir.
Yeni dönemin beş temel ilkesi
Kürdistan Bölgesi’nde güvenlik reformunun bundan sonraki aşamasında beş ilke özellikle önem taşıyacaktır:
Birincisi: Güvenlik kurumlarının açık ve belirli hukuki yetkilere sahip olması.
İkincisi: Personel, terfi ve görevlendirmelerde profesyonellik ve liyakatin güçlendirilmesi.
Üçüncüsü: İstihbarat faaliyetlerinin hukuk ve etkili denetim mekanizmaları içerisinde yürütülmesi.
Dördüncüsü: Güvenlik kurumları arasında ortak koordinasyon ve bilgi paylaşımının geliştirilmesi.
Beşincisi: İnsan hakları, hukuk devleti ve demokratik denetimin güvenlik politikasının temel sınırlarını oluşturması.
Bunlar gerçekleştiği ölçüde, tarihsel olarak farklı siyasi merkezlere bağlı gelişmiş güvenlik yapılarından daha bütünleşmiş kamu kurumlarına geçiş mümkün olacaktır.
Kürdistan Bölgesi için tarihsel fırsat
Bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca KDP–KYB rekabeti üzerinden okumak eksik olur.
Asıl mesele daha büyüktür.
Kürdistan Bölgesi, uzun yıllar boyunca savaş, baskı, terör ve siyasi parçalanma koşullarında şekillenmiş güvenlik kurumlarını, giderek daha kurumsal bir bölgesel yönetimin ihtiyaçlarına uygun hale getirmeye çalışmaktadır.
Peşmerge’nin birleşmesi bu dönüşümün önemli bir adımıdır.
Fakat bundan sonraki aşama daha karmaşık olabilir.
Çünkü ordu birleşebilir; fakat güvenlik kültürünün birleşmesi daha uzun zaman alabilir.
Bir devlet veya bölgesel yönetim için gerçek kurumsallaşma, yalnızca kurumların aynı çatı altında bulunması değildir.
Gerçek kurumsallaşma;
aynı hukuk, aynı sorumluluk anlayışı, aynı denetim sistemi ve kamu yararına dayalı ortak bir güvenlik kültürü oluşturabilmektir.
Sonuç
Kürdistan Bölgesi’nin önündeki mesele artık yalnızca:
“Peşmerge birleşti mi?”
sorusu değildir.
Daha kapsamlı soru şudur:
“Kürdistan Bölgesi’nin bütün güvenlik kurumları ortak bir hukuk ve kurumsal sorumluluk sistemi içerisinde ne ölçüde bütünleşecektir?”
Bu sorunun cevabı yalnızca Peşmerge’nin geleceğini değil, Kürdistan Bölgesi’nin devlet kapasitesini ve hukuk devleti anlayışını da etkileyecektir.
Burada amaç KDP’yi veya KYB’yi tarihsel rollerinden dolayı mahkum etmek değildir.
Tam tersine, onların tarihsel mirasını partisel güvenlik yapılanmalarından profesyonel kamu kurumlarına geçişin bir parçası haline getirmek daha kalıcı bir çözüm olabilir.
Çünkü demokratik sistemlerde siyasi partiler değişir.
Hükümetler değişir.
Liderler değişir.
Kurumlar ise kalır.
Bu nedenle Kürdistan Bölgesi’nin geleceği açısından esas mesele, daha fazla güvenlik gücüne sahip olmak değil; güvenlik gücünü hukukla sınırlayan, profesyonelleştiren ve demokratik denetime bağlayan kurumlar inşa etmektir.
Ve nihayetinde sorulması gereken soru şudur:
“Kürdistan Bölgesi’ni kim koruyor?”
Bunun kadar önemli ikinci soru ise şudur:
“Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik gücünü kim, hangi hukukla ve kimin adına kullanıyor?”
Modern hukuk devletinin cevabı, siyasi partiler değil; hukuk, meşru kamu otoritesi ve demokratik denetim olmalıdır.“
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.