Prof. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Author
Irak’ta Amerikan askeri misyonunun sonu: Egemenlik, güvenlik ve yeni dönemin sınırları
1. 2003’ten 2017’ye: Askeri müdahale, devlet inşası ve DAİŞ'e karşı mücadele
Irak’ın 2003 sonrasında yaşadığı dönüşüm, yalnızca bir rejim değişikliği olarak değil, aynı zamanda devlet kapasitesi, güvenlik mimarisi ve egemenlik anlayışının yeniden şekillenmesi olarak değerlendirilmelidir. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle başlayan süreç, kısa sürede askeri müdahalenin tek başına sürdürülebilir bir siyasal düzen yaratmaya yetmediğini ortaya koymuştur. Müdahalenin gerekçeleri arasında yer alan kitle imha silahları iddialarının savaş sonrasında doğrulanmaması, müdahalenin uluslararası meşruiyeti bakımından uzun süre devam eden tartışmaların temel unsurlarından biri olmuştur. Bununla birlikte Irak’ta 2003 sonrasında ortaya çıkan istikrarsızlığı yalnızca dış müdahale ile açıklamak da yeterli değildir. Mezhepsel çatışmalar, devlet kurumlarının zayıflaması, siyasal elitler arasındaki rekabet, bölgesel aktörlerin müdahaleleri ve güvenlik kurumlarının parçalı yapısı birbirini etkileyen çok sayıda faktör oluşturmuştur.
Özellikle güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması, yeni Irak düzeninin en zor alanlarından biri haline gelmiştir. Devletin güvenlik kapasitesinde meydana gelen boşluk, farklı silahlı aktörlerin ortaya çıkmasına ve devlet ile devlet dışı güçler arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesine zemin hazırlamıştır. 2011 yılında Amerikan muharip birliklerinin Irak’tan çekilmesinin ardından Irak güvenlik kurumları önemli bir sınamayla karşı karşıya kalmış, bu süreç 2014 yılında DAİŞ’in Musul’u ele geçirmesiyle daha da ağırlaşmıştır. Irak Hükümetinin talebi üzerine ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon yeniden devreye girmiş; koalisyonun desteği hava operasyonlarının yanı sıra istihbarat, eğitim, danışmanlık, özel operasyon kapasitesi, lojistik ve keşif-gözetleme faaliyetlerini de kapsamıştır.
2017 yılı itibarıyla DAİŞ’in Irak’taki toprak hakimiyetinin büyük ölçüde sona erdirilmesi, örgütün askeri kapasitesine karşı önemli bir başarı oluşturmuştur. Ancak toprak hakimiyetinin sona ermesi ile örgütsel ve ideolojik tehdidin ortadan kalkması aynı anlamı taşımamaktadır. DAİŞ’in hücre yapılanmaları, propaganda kapasitesi, finansman ağları ve Suriye-Irak hattındaki hareket kabiliyeti, sonraki dönemde de Irak güvenlik politikasının temel unsurlarından biri olmaya devam etmiştir. Bu nedenle 2017 sonrasında ortaya çıkan temel mesele, yalnızca DAİŞ’in yeniden toprak kazanmasını önlemek değil, aynı zamanda örgütün düşük yoğunluklu ve dağınık bir güvenlik tehdidi olarak yeniden yapılanmasını engellemek olmuştur.
2. Amerikan misyonunun sonu ve Irak'ın yeni egemenlik sınavı
30 Eylül 2026 tarihinde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan kuvvetleri ve askeri ekipmanının Erbil Hava Üssü’nden düzenli biçimde ayrıldığını ve böylece Operation Inherent Resolve kapsamındaki Irak askeri misyonunun sona erdiğini açıkladı. Bu gelişme, 2014 yılında DAİŞ’e karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun Irak’taki askeri operasyonel döneminin kapanması anlamına gelmektedir. CENTCOM açıklamasında güvenlik sorumluluğunun Irak Hükümeti ve Irak güvenlik güçlerine devredildiği vurgulanmıştır.
Bununla birlikte bu gelişmenin yalnızca “Amerika’nın Irak’tan çekilmesi” şeklinde tanımlanması analitik açıdan eksik olacaktır. Çünkü 2024 yılında Washington ile Bağdat arasında gerçekleştirilen müzakereler sonucunda koalisyonun Irak’taki askeri misyonunun sona erdirilmesi ve bunun yerine uzun vadeli bir ABD-Irak ikili güvenlik ortaklığına geçilmesi kararlaştırılmıştı. 27 Eylül 2024 tarihli ortak açıklamada koalisyonun Irak’taki askeri misyonunun en geç Eylül 2025 sonunda tamamlanması ve güvenlik ilişkilerinin ikili ortaklık temelinde sürdürülmesi öngörülmüş; aynı zamanda kuzeydoğu Suriye’den kaynaklanabilecek DAİŞ tehdidinin Irak’a geri dönmesini önlemek amacıyla Suriye’deki operasyonların Eylül 2026’ya kadar sürdürülmesi planlanmıştır.
Dolayısıyla 30 Eylül 2026, ani bir askeri kopuştan ziyade daha önce belirlenmiş olan güvenlik mimarisindeki dönüşümün tamamlanma tarihi olarak görülmelidir. ABD ile Irak arasındaki güvenlik ilişkilerinin yeni dönemde eğitim, danışmanlık, kapasite geliştirme, askeri ekipman ve terörle mücadele alanlarında devam etmesi öngörülmektedir. Washington’un 2024 yılında açıkça ifade ettiği yaklaşım da koalisyonun askeri misyonundan daha kalıcı bir ikili güvenlik ilişkisine geçiş yönündeydi.
Bu dönüşümün Irak açısından asıl anlamı, güvenliğin sorumluluğunun artık daha doğrudan biçimde Irak devlet kurumlarının üzerinde bulunmasıdır. Burada egemenlik, yalnızca yabancı askerlerin ülke topraklarından ayrılmasıyla ölçülemez. Egemenliğin gerçek anlamı, devletin kendi güvenlik kararlarını bağımsız biçimde alabilmesi, bu kararları ülkenin tamamında uygulayabilmesi ve silahlı güçler üzerindeki komuta ve kontrol mekanizmasını etkili biçimde sürdürebilmesidir.
Bu noktada Irak’ın özellikle istihbarat, keşif ve gözetleme, erken uyarı, hava sahası farkındalığı, hava savunması, özel operasyonlar ve güvenlik kurumları arasındaki koordinasyon alanlarında kendi kapasitesini ne ölçüde geliştirebildiği belirleyici olacaktır. Amerikan askeri misyonunun sona ermesi, bu kapasite alanlarının önemini azaltmamakta; tam tersine Irak’ın kendi kurumsal kapasitesine daha fazla dayanmasını zorunlu kılmaktadır. Yeni dönemin stratejik sınavı bu nedenle asker sayısından çok kurumsal güvenlik kapasitesi üzerinden okunmalıdır.
3. Haşdi Şabi ve devletin silahlı güçler üzerindeki denetimi
Irak’ın yeni güvenlik mimarisinin önemli meselelerinden biri de Haşdi Şabi’nin devlet yapısı içerisindeki konumudur. 2016 yılında kabul edilen yasal düzenlemeyle Haşdi Şabi Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesinde tanımlanmış ve Başkomutan'ın komuta zincirine bağlanmıştır. Böylece hukuki açıdan bu yapıların devletin güvenlik sistemi içerisinde kurumsallaştırılması amaçlanmıştır.
Ancak burada hukuki statü ile fiili komuta ve kontrol arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Bir silahlı yapının devlet kurumunun parçası olarak yasada tanımlanması, onun bütün unsurlarının uygulamada aynı ölçüde merkezi komuta mekanizmasına tabi olduğu anlamına gelmemektedir. Bu nedenle Irak açısından temel mesele, farklı silahlı yapıların tek bir ulusal güvenlik doktrini, ortak istihbarat sistemi ve etkili komuta zinciri içerisinde ne ölçüde bütünleştirilebildiğidir.
Haşdi Şabi içerisindeki bütün unsurların aynı siyasi, askeri veya dış bağlantılara sahip olmadığı da ayrıca dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla bu yapının bütünü hakkında tek bir siyasal veya güvenlik karakterizasyonu yapmak analitik açıdan yanıltıcı olabilir. Asıl mesele, Irak devletinin kendi anayasal ve yasal düzeni içerisinde silahlı güçler üzerinde etkili bir denetim kurabilmesidir.
Bu açıdan bakıldığında Amerikan askeri misyonunun sona ermesiyle birlikte Irak’ın karşı karşıya bulunduğu güvenlik sorunu yalnızca DAİŞ’in yeniden yapılanması değildir. Daha geniş mesele, devletin meşru güç kullanma yetkisi ile farklı siyasi ve silahlı aktörlerin sahip olduğu fiili kapasite arasındaki ilişkinin nasıl düzenleneceğidir. Irak’ın egemenliğinin kurumsal niteliği, bu soruya vereceği cevapla doğrudan bağlantılı olacaktır.
4. Kürdistan Bölgesi, Peşmerge ve bağımsızlık perspektifi
Irak’ın yeni güvenlik mimarisinde Kürdistan Bölgesi'nin konumu özel bir önem taşımaktadır. Irak Anayasası’nın 117. maddesi Kürdistan Bölgesi’ni mevcut kurumlarıyla birlikte federal bir bölge olarak tanımakta, 121. madde ise bölgesel yönetimlere anayasal çerçevede yürütme, yasama ve yargı yetkileri tanımaktadır. Aynı anayasal çerçeve, bölgesel yönetimin kendi iç güvenlik güçlerini oluşturabilmesini de kabul etmektedir. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi, Irak siyasal sisteminin dışında bulunan geçici bir yapı değil, Irak federal düzeninin anayasal unsurlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Peşmerge güçleri, DAİŞ’e karşı mücadelede uluslararası koalisyonla birlikte önemli bir rol üstlenmiştir. ABD’nin 2024 geçiş planında da Irak güvenlik güçleriyle birlikte Peşmerge güçlerinin kapasitesinin geliştirilmesine devam edilmesi öngörülmüştür. 30 Eylül 2026 tarihinde CENTCOM’un Erbil’den ayrılışına ilişkin açıklamasında da Kürdistan Bölgesi güvenlik güçlerinin DAİŞ tehdidine karşı geliştirdiği kapasiteye özel atıfta bulunulması, Erbil’in Irak’ın güvenlik mimarisindeki rolünün önemini göstermektedir.
Bununla birlikte Bağdat-Erbil ilişkilerinin temel sorunları güvenlik alanıyla sınırlı değildir. Bütçe paylaşımı, petrol ve doğal gaz kaynaklarının yönetimi, federal yetkilerin sınırları ve tartışmalı bölgelerin statüsü uzun süredir devam eden anayasal ve siyasi sorunlardır. Özellikle Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeler bakımından Anayasa’nın 140. maddesinde öngörülen normalleşme, nüfus sayımı ve referandum sürecinin bütünüyle sonuçlandırılamamış olması, güvenlik ile anayasal statü arasındaki bağlantıyı daha da önemli hale getirmektedir.
Kürdistan’ın gelecekteki statüsüne ilişkin bağımsızlık tartışması ise mevcut federal statüden ayrı bir siyasal ve hukuki mesele olarak ele alınmalıdır. Kürt siyasi hareketlerinin önemli bir bölümü açısından kendi kaderini tayin hakkı temel bir siyasal referans noktası oluştururken, mevcut Irak Anayasası Kürdistan Bölgesi’ni Irak federal sistemi içerisinde tanımaktadır. Bu nedenle bağımsızlık meselesi; kendi kaderini tayin hakkı, anayasal düzen, toprak bütünlüğü, bölgesel dengeler ve uluslararası tanıma gibi birbirinden ayrı fakat birbirine bağlı unsurlar üzerinden değerlendirilmelidir.
Buradaki temel akademik ayrım, Kürdistan Bölgesi’nin mevcut anayasal statüsü ile gelecekteki siyasal statüsünün aynı hukuki kategori olarak değerlendirilmemesi gerektiğidir. Birincisi mevcut Irak Anayasası tarafından düzenlenmiş bir federal statüdür; ikincisi ise Irak’ın anayasal düzeni, bölgesel siyasi dengeler ve uluslararası hukuk bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir statü tartışmasıdır.
5. DAİŞ’in geleceği: Toprak kaybı, tehdit kaybı değildir
Amerikan askeri misyonunun sona ermesinden sonra Irak’ın karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik meselelerinden biri DAİŞ’in yeniden yapılanma ihtimalidir. Örgütün 2014–2017 dönemindeki gibi geniş toprakları kontrol etmesi bugün aynı biçimde söz konusu değildir. Ancak toprak hakimiyetinin sona ermesi, hücre yapılanmalarının, propaganda faaliyetlerinin, finansman ağlarının veya sınır ötesi bağlantıların ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Bu nedenle yeni dönemde istihbarat kapasitesi ve erken uyarı mekanizmaları belirleyici hale gelecektir. Özellikle Irak-Suriye sınırındaki güvenlik gelişmeleri, DAİŞ’in yeniden yapılanma ihtimali bakımından önemini korumaktadır. 2024 yılında ABD ve Irak tarafından oluşturulan geçiş planında da kuzeydoğu Suriye’den kaynaklanabilecek DAİŞ tehdidinin yeniden Irak’a taşınmasının önlenmesi açık biçimde stratejik hedeflerden biri olarak belirtilmiştir.
Bu durum Irak’ın güvenlik politikasını yalnızca ülke sınırları içerisindeki askeri kapasiteyle sınırlı olmaktan çıkarmaktadır. Sınır güvenliği, istihbarat paylaşımı, keşif-gözetleme sistemleri, insansız hava araçları (İHA), finansman ağlarının izlenmesi ve terör örgütlerinin hareketliliğine ilişkin erken uyarı mekanizmaları yeni dönemin temel güvenlik araçları olacaktır.
Buradaki stratejik değişim, Irak’ın uluslararası koalisyonun operasyonel kapasitesine daha az dayanması ve kendi güvenlik kurumlarının istihbarat ve operasyon kapasitesini daha fazla kullanmasıdır. Bu durum, Irak’ın güvenlik alanındaki kurumsal kapasitesinin geliştirilmesini artık yalnızca bir reform tercihi olmaktan çıkararak egemenliğin fiili şartlarından biri haline getirmektedir.
6. Yeni dönemin stratejik sınavı: İç güvenlik rekabeti ve federal denge
Irak’ın yeni dönemdeki güvenlik sorunlarının önemli bir bölümü dışarıdan değil, ülke içerisindeki güvenlik aktörlerinin birbirleriyle olan ilişkilerinden kaynaklanabilir. Bağdat’taki federal güvenlik kurumları, Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik yapıları, Peşmerge güçleri ve Haşdi Şabi gibi farklı aktörlerin yetki ve sorumluluklarının açık biçimde belirlenmesi, Irak’ın güvenlik mimarisinin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Özellikle tartışmalı bölgeler, güvenlik ile anayasal düzen arasındaki ilişkinin en hassas noktalarından birini oluşturmaktadır. Bu bölgelerde federal güçlerle Peşmerge arasındaki koordinasyonun zayıflaması, DAİŞ gibi örgütlerin yararlanabileceği güvenlik boşlukları yaratma potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla Bağdat-Erbil arasında ortak güvenlik mekanizmalarının geliştirilmesi yalnızca iki yönetim arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi anlamına gelmemekte, aynı zamanda Irak’ın genel güvenlik mimarisinin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.
Bu çerçevede ortak operasyon mekanizmaları, istihbarat paylaşımı, sınır güvenliği, hava sahasının kontrolü, erken uyarı sistemleri ve güvenlik kurumları arasında teknik koordinasyon yeni dönemin temel unsurları olacaktır. Irak’ın gelecekteki egemenliği, bu mekanizmaların yalnızca kağıt üzerinde oluşturulmasına değil, fiilen çalışmasına bağlı olacaktır.
Amerikan askeri misyonunun sona ermesi ayrıca Irak’ın bölgesel güvenlik ilişkilerindeki konumunu da yeniden şekillendirmektedir. Türkiye, İran, Suriye ve Körfez ülkeleriyle ilişkiler, Irak’ın güvenlik politikasının dış boyutunu oluşturmaya devam edecektir. Bu nedenle Bağdat’ın temel görevi yalnızca yabancı askeri varlığın sona ermesini sağlamak değil, aynı zamanda farklı bölgesel güçlerin rekabet alanına dönüşmeden kendi güvenlik mimarisini kurabilmektir.
Bu noktada Irak’ın önündeki temel mesele, dış güvenlik desteğinin tamamen reddedilmesi değil, dış destek ile ulusal egemenlik arasındaki ilişkinin kurumsal bir çerçevede düzenlenmesidir. Uzun vadeli güvenlik ortaklıkları, Irak’ın kendi karar alma kapasitesini zayıflatmadığı ve anayasal kurumlar üzerinden yürütüldüğü ölçüde egemenlik ile çelişmek zorunda değildir. Asıl sorun, güvenlik kararlarının Irak devlet kurumlarının dışında şekillenmesi ihtimalidir.
7. Sonuç: Amerikan misyonunun sonu ve Irak'ın yeni sorumluluğu
30 Eylül 2026 tarihinde Operation Inherent Resolve’ın Irak’taki askeri misyonunun sona ermesi, Irak’ın yakın tarihindeki önemli güvenlik dönüşümlerinden biridir. CENTCOM’un açıklamasına göre Amerikan kuvvetleri ve ekipmanının Erbil Hava Üssü’nden ayrılmasıyla koalisyonun Irak’taki askeri görevi tamamlanmış ve güvenliğin birincil sorumluluğu Irak güvenlik kurumlarına bırakılmıştır.
Ancak bu gelişmeyi yalnızca Amerikan askerlerinin Irak’tan ayrılması olarak değerlendirmek, yaşanan dönüşümün stratejik boyutunu daraltacaktır. 2024 yılında Washington ve Bağdat arasında oluşturulan geçiş planı, koalisyonun askeri misyonundan daha kalıcı bir ikili güvenlik ortaklığına geçişi öngörmekteydi. Dolayısıyla 30 Eylül 2026, ABD-Irak ilişkilerinin sona erdiği değil, güvenlik ilişkisinin niteliğinin değiştiği bir dönüm noktasıdır.
Irak’ın önündeki temel sınav, bu yeni dönemde kendi güvenlik kapasitesini ne ölçüde kurumsallaştırabileceğidir. Bunun için devletin bütün silahlı güçler üzerindeki etkili komuta ve kontrol kapasitesini güçlendirmesi, DAİŞ’in yeniden yapılanmasını önleyecek istihbarat ve erken uyarı sistemlerini geliştirmesi, Bağdat ile Erbil arasındaki güvenlik koordinasyonunu kurumsallaştırması ve federal anayasal düzenin uygulanmasını güçlendirmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda Kürdistan Bölgesi ve Peşmerge güçlerinin konumu Irak’ın gelecekteki güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kürdistan Bölgesi’nin anayasal federal statüsünün korunması ile Bağdat-Erbil arasındaki bütçe, enerji, güvenlik ve tartışmalı bölgeler sorunlarının çözümü birbirinden bağımsız meseleler değildir. Federal sistemin istikrarlı biçimde işlemesi, Irak devletinin bütünlüğü kadar Kürdistan Bölgesi’nin anayasal haklarının uygulanması bakımından da önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Amerikan askeri misyonunun sona ermesi Irak açısından bir güvenlik boşluğunun otomatik olarak ortaya çıkacağı anlamına gelmediği gibi, güvenlik sorunlarının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına da gelmemektedir. Yeni dönem, Irak devletinin kendi egemenlik kapasitesini kurumsal olarak kanıtlama dönemi olacaktır. Egemenlik bu anlamda yalnızca yabancı askerlerin ülkeden ayrılmasıyla değil, devletin kendi toprakları üzerinde güvenlik kararlarını alabilmesi, bu kararları uygulayabilmesi ve ülkenin farklı güvenlik kurumlarını ortak bir anayasal düzen içerisinde koordine edebilmesiyle anlam kazanacaktır.
Irak’ın önündeki asıl soru bu nedenle Amerikan askerlerinin artık Irak’ta bulunup bulunmaması değildir. Asıl soru, Irak devletinin kendisine devredilen güvenlik sorumluluğunu sürdürülebilir bir devlet kapasitesine, etkili bir komuta-kontrol sistemine ve bütün ülkeyi kapsayan meşru bir güvenlik düzenine dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir. 30 Eylül 2026 tarihi, bu bakımdan bir son değil, Irak’ın kendi güvenlik mimarisinin sonuçlarını daha doğrudan üstlenmeye başladığı yeni bir dönemin başlangıcıdır.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.