Aynılaşmak mı, ayrışmak mı, kollektif akıl mı?

Aynılaşmak mı, ayrışmak mı, kollektif akıl mı?
Aynılaşmak mı, ayrışmak mı, kollektif akıl mı?

​21'nci yüzyılın ilk çeyreğinde Kürt siyasetinin karşı karşıya olduğu en temel kriz, sadece fikirsel ayrışmalar değil, bu ayrışma biçiminin giderek katılaşan bir siyasal kültüre dönüşmesi oldu. Farklı düşünene tahammül edemiyor, itirazı bir tartışma zemini değil, mahkûmiyet sebebi sayıyoruz.

İkna etmek yerine muhatabımızı saf dışı bırakmaya odaklanan bir zihinsel iklimin esiri oluyoruz. Oysa bir toplumun olgunluğu, herkesin aynı hizada durmasıyla değil, farklı düşünen unsurların birbiriyle kurabildiği medeni ve demokratik ilişkinin niteliğiyle ölçülür.

​Kürtlerin farklı siyasal hareketlere, ideolojilere ve gelecek tasavvurlarına sahip olması son derece doğaldır ve doğru yönetildiğinde büyük bir zenginliktir de. Sorun farklılıklarımızda değil, o farklılıkları ifade etme ve yönetme biçimimizdedir.

​Bu noktada, Kürdün siyasal hayatında baskın bir konuma sahip olan PKK pratiği açık yüreklilikle analiz edilmelidir. Kırk yılı aşan silahlı mücadelesi, ürettiği dil ve sosyolojik tahribatlarıyla bu yapı eleştiriyi tabulaştıran ve itiraz ettiği aygıtın jargonuyla iktidar kuran bir vesayet üretmiştir.

Ulus-devlet anlayışını eleştirirken, kendi iç organizasyonunda ve etki alanında devletleşmiş bir dil yürürlüğe koymak derin bir çelişkidir.Tek merkezli, lider odaklı ve geçmişi kutsallaştıran bu anlayış demokratik siyasetin de önünü kapatmaktadır.

​PKK ve uzantılarının demokratikleşmesi, geçmişin romantize edilmesinden değil, geçmişi ve bugünüyle cesurca yüzleşmesinden geçer. 20. yüzyılın otoriter yöntemleriyle 21. yüzyılın özgürlük mücadelesi yapılamaz.

​Çatışma ve travmalarla yaşayan toplumlarda siyasal tutumlar zamanla dogmatik aidiyetlere dönüşür. Bir süre sonra insan, fikrini savunmaktan çok aidiyetini korumaya başlar. Böylece siyaset düşüncelerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkıp, aidiyetlerin birbirini imha etmeye çalıştığı bir savaş alanına dönüşür.

​Zaten tarihsel olarak parçalanmış bir tecrübeden gelen Kürtler için bunun bedeli çok daha ağırdır. İç kavgaları sürdürdükçe elimizde kalan şey haklılıkların toplamı değil, ortak bir geleceği kurma yeteneğinin kaybı olur.

​Kürt meselesinin çözümü, Kürtlerin tek tipleştirilmesinden geçmez. Aksine çözüm, bu çeşitliliğin, çoğulcu ve demokratik bir sözleşme zemininde yan yana durabilmesinden geçer.
​
​Birbirimizi sevmek, aynı partiye oy vermek ya da aynı liderin arkasında hizalanmak zorunda değiliz. Ancak birbirimizin var olma hakkını koşulsuz tanımak vede tolere etmek zorundayız. Gerçek demokratik olgunluk, kendimiz gibi düşünenlerle yan yana durmak değil, bizden farklı düşünenlerin de ifade haklarını savunabilmektir.

Kürt siyasetinin ihtiyacı yeni bir "tekçilik" değil, çoğulculuğun ilkesel olarak içselleştirilmesidir. 

Artık birbirimize "Sen kimsin, hangi siyasal hareketin mensubusun?" diye sormak yerine, "Biz birlikte ne yapabiliriz?" sorusunu sorma zamanıdır.
​
Kürtlerin ihtiyacı olan şey yeni bir vesayet değil, kendi kolektif aklını inşa etmek olmalıdır.

​Bu inşanın ilk yolu da yapıcı dilden geçer: Daha az hakaret, daha az kesin hüküm, daha çok dinlemek ve anlamaya çalışmaktır. Aksi takdirde bu denli kutuplaşma maalesef çoğumuzun bitişi olacaktır.

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.