Kürdistan Bölgesi, bölgesel krizlerin üstesinden gelmeyi başardı

Suriye Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Necip Gazban, Kurdistan24’e verdiği özel röportajda; şu ana kadar 1,6 milyon sığınmacının ülkeye geri döndüğünü ve Şam yönetiminin Erbil’de yakında bir konsolosluk açacağını açıkladı. Gazban ayrıca yerel yönetim modelinin hayata geçirilmesi ile tüm etnik ve dini yapıların haklarının tanınmasının öncelikleri arasında olduğunu vurguladı.

Necip Gazban

Kurdistan24: Hoş geldiniz. Bu Erbil’e ilk gelişiniz mi? Kürdistan Bölgesi’ni nasıl buldunuz?

Necip Gazban: Hoş bulduk. Aslında bu ikinci gelişim; geçen yıl da gelmiştim ancak bölgeyi kapsamlı bir şekilde ziyaret etme fırsatı bulamamıştım. Kürdistan Bölgesi’nin etrafımızda cereyan eden bunca olayın olumsuz yansımalarının üstesinden gelmeyi başarmış olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Hepimiz istikrarın sağlanması ve vatandaşlarımızın korunması konusunda ortak bir hassasiyete sahibiz. Kuşkusuz geçmiş dönemde Kürdistan Bölgesi’ndeki bazı noktalara yönelik birtakım saldırılar gerçekleşti; biz Suriye olarak bunları kınadık. Zira bu savaş ve gerilimin bir an önce sona ermesi hepimizin ortak menfaatinedir.

Kurdistan24: Suriye’deki mevcut tabloya gelirsek; bugünkü Suriye gerçekliğini nasıl tanımlarsınız? Ülke çatışma döneminden devlet inşası aşamasına geçebildi mi, yoksa iç ve dış siyasi sınamalar hala devam mı ediyor?

Necip Gazban: Kuşkusuz yeniden imar ve devlet inşası sürecine resmen adım atmış bulunuyoruz ve bu kapsamda somut bazı kazanımlardan söz edebiliriz. Birincisi, 14 yıl boyunca aralıksız çatışmalara sahne olmuş bir ülke için güvenliğin ulaştığı seviye oldukça yüksektir ve bu çok olumlu bir tablodur. Özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) askeri kurumlara ve güvenlik birimlerine entegrasyonu sürecinin ardından, güvenlik ve savunma kurumlarının inşası olumlu adımlarla ilerlemektedir. Bu, başlı başına çok büyük ve stratejik bir kazanımdır.

Dış politika cephesinde ise Suriye’nin uluslararası topluma yeniden dönmesi, dünya devletleriyle ilişkilerini tesis etmesi ve bizim için son derece kritik olan komşu ülkelerle bağlarını güçlendirmesi yönünde ciddi başarılar elde edildi. Bu çerçevede, Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin Şam’a gerçekleştirdiği ziyareti özellikle hatırlatmak isterim; bu tarihi bir ziyaretti ve güvenlik, ekonomi, ortak yatırımlar gibi her alanda iş birliğinin kapısını araladı. Liderlik düzeyindeki bu karşılıklı temasın çok güçlü bir sembolik anlamı vardır ve bunun daha da geliştirilmesini arzuluyoruz.

Elbette önümüzde devasa zorluklar da var. Bunların başında ekonomik çöküntü geliyor. Yıkılmış bir devlet yapısı, çökmüş bir ekonomi, içeride ve dışarıda yerinden edilmiş milyonlarca yurttaş ve çok yüksek bir yoksulluk oranı devraldık. Dolayısıyla şu an karşımızdaki en büyük meydan okuma ekonomidir.

Kurdistan24: SDG konusuna değindiniz. Suriye Hükümeti SDG dosyasının tamamen nihayete erdiğini mi düşünüyor, yoksa daha fazla uzlaşı gerektiren temel pürüzler hala var mı?

Necip Gazban: Bu çok kritik bir başlık. Burada iki temel noktanın altını çizmek gerekir. İlki; entegrasyon süreci uygulamaya konuldu ve şu an her iki taraftan da sürecin son derece olumlu ilerlediğine dair teyitler alıyoruz. 

İkincisi ve çok daha önemlisi ise; bu anlaşmanın uygulanmasıyla eş zamanlı olarak, Kürt kimliğinin ve haklarının tanınması, ayrıca uzun süredir askıda bekleyen "vatandaşlıktan mahrum bırakılmış Kürtlere" kimliklerinin iade edilmesi yönünde tarihi bir başkanlık kararnamesi çıkarıldı. Bana göre bu, herkesin mutabık olduğu üzere tarihi nitelikte bir adımdır. Ancak tabii ki sahadaki uygulamalar zamana ihtiyaç duymaktadır. Örneğin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu bölgelerde Kürtçe eğitimin hayata geçirilmesi ve yalnızca Haseke veya Kobani'de değil, tüm Suriye genelinde sivil kurumların entegrasyonu gibi hususlar söz konusudur. Açıkçası bu süreç, her iki tarafın da yoğun çabasını ve iş birliğini gerektirmektedir.

Kurdistan24: Mevcut Suriye Hükümetinin birincil önceliği nedir? İstikrarı sağlamlaştırmak mı, dış ilişkileri yeniden kurmak mı, yoksa ülke topraklarının tamamı üzerinde idari kontrolü yeniden tesis etmek mi?

Necip Gazban: Aslında bu hedeflerin tamamı birbirine paralel şekilde yürütülüyor.

Kurdistan24: Ben hepsini tek bir soruda özetlemiş oldum.

Necip Gazban: Evet, hepsi eş zamanlı ilerleyen süreçlerdir. Suriye’nin egemenliğinin yeniden tesis edilmesi ve ülke topraklarının birliği hayati önem taşımaktadır. Diğer bir başlık ise devlet kurumlarının yeniden inşasıdır; bu basit bir süreç olmayıp büyük bir zaman, çaba ve kapasite gerektirir. Aynı zamanda önceliğimiz istikrarlı bir Suriye’dir; çünkü istikrar, yeniden imarın ve istihdam yaratıp yoksulluğu ortadan kaldıracak ekonomik çarkların dönmesinin ön koşuludur. 

Bir diğer büyük sorunumuz ise göç ve sığınmacı krizidir. Suriye nüfusunun yarısı ya ülke içinde yerinden edilmiş ya da yurt dışında sığınmacı konumuna düşmüştür. Dolayısıyla bu insanların evlerine dönmesi bizim için esastır. Nitekim BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) verilerine göre tüm zor şartlara rağmen bugüne kadar yaklaşık 1 milyon 600 bin sığınmacı Suriye’ye geri döndü. Bu, sorunu çözme yönündeki siyasi iradenin somut bir yansımasıdır. Dosyaların hiçbirini diğerine feda etmeden eş zamanlı yürütüyoruz. Elbette dış koşullar da önemli; örneğin Suriye’ye uygulanan uluslararası yaptırımlar, yabancı yatırımcı çekmemizin ve küresel finans sistemine yeniden entegre olmamızın önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir.

Kurdistan24: Kürdistan Bölgesi’ndeki Suriyeli sığınmacılar konusuna gelirsek; DAİŞ’e karşı savaş döneminde yaklaşık yarım milyon Suriyeli buraya sığındı. Dünyanın dört bir yanından dönüşleri başlattınız; Kürdistan Bölgesi’ndekileri de geri getirme planınız var mı?

Necip Gazban: İlkesel olarak biz bir devlet sıfatıyla ilk kez Cenevre Mülteciler Konferansı’nda, komşu ülkeler ve dünyadaki tüm sığınmacıların dönüşünü taahhüt ettiğimizi ilan ettik. Ancak biz; gönüllü, güvenli ve onurlu bir geri dönüşten bahsediyoruz.

Açık konuşmak gerekirse birçok Avrupa ülkesi bize yalnızca işsiz olanları ve suça karışanları geri göndermek istediklerini iletti. Biz de kendilerine, bu konunun müzakere edilebileceğini ancak bu insanların geri dönebilmesi için temel altyapı yatırımlarına destek vermeleri gerektiğini söyledik. Zira insanların dönüp kısa süre sonra Suriye içinde yeniden yerinden edilmiş konuma düşmelerini istemiyoruz. Buna rağmen 1,6 milyonluk geri dönüş çok önemli bir başarıdır. Önceliğimizi kampları kapatmaya verdik; hedefimiz bu yılın sonuna kadar Suriye’de hiçbir çadır kampın kalmamasıdır.

Kürdistan Bölgesi ve Irak’taki Suriyelilere gelince; aynı durum onlar için de geçerlidir. Dönüş kararı onların kişisel şartlarıyla doğrudan bağlantılıdır; belki de en zor şartlarda yaşayanlar zaten geri dönmüştür. Evleri yıkılmış olan oluşturulması şarttır. Buradaki vatandaşlarımız da dahil olmak üzere bu taahhüdümüzün arkasındayız.

Kurdistan24: bu insanlara sağlık, eğitim ve barınma koşullarını sağlamak hükümetimiz için ciddi bir sorumluluktur. Güvenliğin sağlanması olumlu bir adımdır ancak temel yaşam koşullarının da Suriye Hükümeti, Suriye halkını oluşturan farklı etnik ve dini bileşenlere nasıl yaklaşacak? Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de tek bir kimlik yok. Şam, merkeziyetçi bir yapıda mı ısrar edecek, yoksa bu gruplara kültürel ve idari haklar tanınacak mı?

Necip Gazban: Belirttiğiniz gibi, çok bileşenli ve çok kültürlü yapıya sahip tek ülke biz değiliz. Biz, güçlü kurumları olan güçlü bir merkezi devlete inanıyoruz; ancak aynı zamanda çeşitliliğin yerel yönetimler yoluyla idare edilmesini savunuyoruz. Bu çeşitliliğin tek tip bir formülü yoktur; fakat tüm vilayetleri kapsayan ve tüm toplumsal kesimlere uygulanan yerel yönetim anlayışı, yeni Suriye devlet vizyonunun ayrılmaz bir parçasıdır.

Burada altı çizilmesi gereken asıl nokta şudur: Suriye, tüm vatandaşlarına dünya standartlarında eşit yurttaşlık hakkı tanıma tecrübesini henüz layıkıyla yaşamadı. Yani bir vatandaşın devletle olan bağı etnik veya mezhepsel kimliği üzerinden değil; haklar, ödevler, fırsat eşitliği ve hukukun üstünlüğü üzerinden kurulmalıdır.

Aynı zamanda belirli toplumsal grupların özgünlüklerini ve haklarını tanımak bir zafiyet değil, zenginliktir. Bu çeşitlilik tanındığı takdirde bir güce dönüşür; güçlü merkezi kurumlar ile çoğulcu yönetim arasında bir tezat yoktur. Zaten bu nedenle tarihi başkanlık kararnamesinden bahsettim. Umuyoruz ki bu haklar anayasal güvenceye kavuşturulur; dil ve kültür alanında kalıcı haklar haline gelir. Tüm vilayetlerde güvenliği ve kamu hizmetlerini yerel düzeyde sağlayacak yerel bir yönetim modelinden yanayız.

Kurdistan24: Kürdistan Bölgesi’nin rolüne dönersek; Sayın Başkan Mesud Barzani’nin ve genel olarak Kürdistan Bölgesi Hükümetinin, Şam ile Erbil arasındaki ilişkilerin geliştirilmesindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Necip Gazban: Suriye’nin Kürdistan Bölgesi’ne bakışı son derece müspettir. Savaş yıllarında sığınmacılara kucak açtılar. Sayın Mesud Barzani ve bölge liderliği, yürütülen diyalog süreçlerini ve barış arayışlarını her zaman destekledi. Bizim siyasi muhalefet cephemizde yer alan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), bizzat Kürdistan Bölgesi tarafından desteklenen ana unsurlardan biriydi.

Bugün artık farklı bir aşamadayız. Sayın Neçirvan Barzani’nin Suriye ziyareti bu ilişkileri bambaşka bir boyuta taşıdı. Temennimiz; bu yapıcı siyasi temasların iki halkın doğrudan yararlanacağı ekonomik iş birliği, sınır güvenliği, radikalizm ve terörle mücadele gibi somut ortaklıklara dönüşmesidir. İki tarafın liderliğinde de ilişkileri daha ileri bir seviyeye taşıma yönünde güçlü bir siyasi irade mevcuttur.

Kurdistan24: İlişkilerden bahsetmişken; bilindiği üzere Kürdistan Bölgesi’nde önemli sayıda Suriye vatandaşı ikamet ediyor. Şam yönetiminin Erbil’de bir konsolosluk açma kararı ne aşamadadır?

Necip Gazban: Konsolosluk açılması kararı öncelikli gündem maddelerimiz arasındaydı. Bildiğiniz gibi dünya geneline dağılmış Suriyeli diasporaya hizmet verebilmek için büyükelçilik ve konsolosluklarımızı yeniden faaliyete geçirmek ciddi bir mesai gerektiriyor. Kürdistan Bölgesi’ne bu süreçte özel bir öncelik verdik; çünkü burada çok dinamik bir Suriyeli nüfus bulunuyor. Amacımız, hem buradaki vatandaşlarımıza hizmet vermek hem de iş insanlarına kolaylık sağlayarak gidiş-gelişleri ve ticareti hızlandırmaktır. Bildiğim kadarıyla ilkesel mutabakat sağlanmış durumda, geriye sadece birtakım teknik ayrıntılar kaldı. Bu konsolosluğun halklarımız arasındaki bağları pekiştirmede son derece yapıcı bir rol oynayacağına inanıyorum.

Kurdistan24: Peki ya sınır kapısı? Suriye ile Kürdistan Bölgesi arasında yalnızca bir geçiş noktası bulunuyor. Bu kapıyı uluslararası standartta tam teşekküllü bir sınır kapısına dönüştürme niyetiniz var mı?

Necip Gazban: Sınır kapıları konusu önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sınır geçişleri, ticari hacmi ve vatandaşların seyahatini doğrudan belirleyen can damarlarıdır. Örneğin Ürdün sınırındaki kapılarımızın kapasitesini Suriye tarafı olarak ciddi ölçüde genişlettik; aynı adımı Irak ve Kürdistan Bölgesi sınırında da atmak istiyoruz. Suriye’yi stratejik bir transit ve ticaret merkezi olarak görüyoruz; bölgesel ticari iş birlikleri gerçek istikrarın teminatıdır. Dolayısıyla hem ticareti hem de sivil geçişleri kolaylaştırmak adına komşularımızla sınır kapılarını genişletme noktasında tam bir iradeye sahibiz.

Kurdistan24: Kürt meselesine gelirsek; Araplardan sonra Suriye’deki en büyük ikinci etnik grup Kürtlerdir. Şam yönetimi, Haseke ve diğer Kürt bölgelerinin idaresini nasıl entegre edecek? Özellikle Haseke başta olmak üzere Araplar, Kürtler ve diğer unsurlar arasındaki ortak yönetimi nasıl güvenceye alacaksınız?

Necip Gazban: Belirttiğim gibi bunun birkaç kademesi var. Birincisi; bu bölgelerde yaşayan herkes istisnasız eşit hak ve sorumluluklara sahip Suriye vatandaşıdır.

İkincisi; SDG ile varılan siyasi mutabakatlardır. Orada fiili bir özerk yapı oluşmuştu ve bu durum özel anlaşmalar yapılmasını zorunlu kıldı.

Üçüncüsü ise uygulama aşaması ve pürüzlerin giderilmesidir; örneğin dil eğitimi konusunda bazı teknik meseleler bulunuyor.

Bundan sonraki adım; Kürt toplumunun haklarının resmen tanınmasının yanı sıra gerçek bir arada yaşamı garanti altına alacak mekanizmaları kurmaktır. Güven ancak böyle inşa edilir. Bu aşamada resmi kurumların ve sivil toplumun, ırkçı ve mezhepçi nefret söylemi üreten aşırı akımları dizginlemesi gerektiğine inanıyorum. Bu tavır; Kürt, Arap, Süryani, Hristiyan, Müslüman, Alevi veya Dürzi ayrımı olmaksızın tüm Suriyelilerin ortak devleti olma hedefimize güç katacaktır. Farklılıkları doğru yönetmek geleceğin Suriye’si için en büyük sınavdır ancak bunu tanıma ve ortaklık temelinde çözme kararlılığındayız.

Kurdistan24: Dünyada çok parçalı toplumsal yapıya sahip olup bu sorunu çözmüş ülkeler var; İsviçre veya Birleşik Krallık gibi modeller mevcut. Sizce bu modellerden hangisi Suriye için en uygundur?

Necip Gazban: En doğrusu, Suriye’nin kendi toplumsal dokusuna, demografisine ve çoğulculuğuna birebir uyan özgün bir "Suriye Modeli" geliştirmemizdir. Çoğulculuk güzeldir; asıl maharet onu bölünme ve çatışma sebebi değil, milli birliğin ve gücün kaynağı haline getirebilmektir. Dünyadaki örnekler elbette değerlidir ancak bizim kendi şartlarımıza uygun yerli bir model üretmemiz şarttır.

Kurdistan24: Irak’ta da Kürdistan Bölgesi örneği var; federal bir sistem. Sizce bu başarılı bir model mi?

Necip Gazban: Evet, şüphesiz Irak şartlarında başarılı bir deneyimdir. Irak’ta Kürt nüfusunun belirli bir coğrafi sınır içinde yoğunlaşmış olması federalizm fikrini son derece mantıklı kılmıştır. Ancak Suriye’de durum biraz farklı; Kürt nüfus Suriye coğrafyasının geneline yayılmış durumdadır. Bu nedenle Suriye için tüm ülke genelinde uygulanacak güçlü bir yerel yönetim modelinin daha uygun olabileceği kanaatindeyim. Tabii ki bu mesele de tüm kesimlerin katılımıyla yürütülecek ortak müzakerelerle şekillenecektir.

Kurdistan24: Kürdistan Bölgesi’nde ikamet eden ve buradaki üniversitelerden mezun olan pek çok Suriyeli sığınmacı genç var. Döndüklerinde Kürdistan Bölgesi veya Irak üniversitelerinden aldıkları bu diplomalar Suriye devleti tarafından tanınacak mı?

Necip Gazban: Burada herhangi bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Çünkü biz Türkiye’den veya Almanya’dan mezun olup dönen Suriyeli gençlerle de aynı süreci yürütüyoruz. Yükseköğretim Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren aktif bir Denklik Komisyonumuz var. Uluslararası geçerliliği ve akreditasyonu olan üniversitelerden alınan diplomaların onaylanması yönünde net bir yaklaşımımız mevcuttur; dolayısıyla bu konu bir engel teşkil etmeyecektir.