Hatimoğulları: Silahlar yanıyorsa hukuk ertelenemez
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, silah yakma töreninin yalnızca sembolik bir adım olmadığını belirterek, ''11 Temmuz’daki silah yakma töreni sıradan bir adım değildi. Yıllardır barışı ve onurlu çözümü engellemek için öne sürülen mazeretler o gün yakıldı. Silahlar yanıyorsa hukuk ertelenemez, demokratik siyaset kriminalize edilemez.'' dedi.
Tülay Hatimoğulları, barış sürecinde yaşanan gelişmelere ilişkin, "Silahlar geri dönüşsüz bir biçimde yakıldı. Fakat aynı açıklıkla şunu söylemeliyiz ki bu bir yıl yeterince değerlendirilmedi. Bugün çok daha iyi bir noktada olunabilirdi. Hukuki çerçeve hazırlanmış, İmralı'da özgür çalışma koşulları oluşturulmuş, kayyum pratiği bitirilmiş, cezaevlerine dair cesur adımlar atılmış, siyasi tutsaklar serbest bırakılmış olabilirdi" değerlendirmesinde bulundu.
Hatimoğulları, (11 Temmuz 2026) partisinin Balgat'taki Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Tülay Hatimoğulları, 11 Temmuz'un "PKK'nin silah yakma töreninin yıl dönümü olduğunu" belirterek, bugünkü açıklamalarını bu gündem çerçevesinde yapacağını söyledi.
11 Temmuz 2025'te Süleymaniye'de gerçekleştirilen silah yakma töreninin "tarihi bir dönüm noktası" olduğunu ifade eden Hatimoğulları, "O gün Süleymaniye'de Barış Anneleriyle, kadınlarla, gençlerle, farklı ülkelerden siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve dünyanın birçok ülkesinden gelen basın mensuplarıyla birlikte bu tarihi ana tanıklık ettik. Oradan büyük bir umut ve büyük bir inançla döndük. Ateş yakıldı ve silahlar ateşe atıldı. O ateş ölümü, çatışmayı ve şiddeti tarihe havale eden, yaşamı kutsayan, barışı çağıran bir ateşti. O gün gördüğümüz şey açık ve netti, silahlı bir dönem yerini demokratik siyaset dönemine bırakıyordu." diye konuştu.
Silah yakma töreninin yalnızca sembolik bir adım olmadığını dile getiren Hatimoğulları, "Kürt sorunu bir güvenlik duvarına hapsedilemez. Silahlar yanıyorsa hukuk ertelenemez, demokratik siyaset kriminalize edilemez. 11 Temmuz’un anlamı budur. Bundan sonra hiçbir anne evladını kaybetmesin; hiçbir genç çatışmayla, ölümle, dağla, cezaeviyle, sürgünle, yoksullukla karşılaşmasın; hiçbir halk inkar yaşamasın, hiçbir yurttaş korkuyla büyümesin. Hiçbir çocuk kendi adını, dilini ve kimliğini saklamak ya da unutmak zorunda kalmasın. Başta Türk kardeşlerimiz olmak üzere bütün Türkiye yurttaşları olarak bizler bu sürecin anlamını ve önemini çok iyi idrak etmek zorundayız. Biz bunları bıkmadan usanmadan 7/24 anlattık, anlatmaya da devam edeceğiz. Törenin yapıldığı yerin hafızası da bize çok şey söylüyor. Casene Mağarası Şeyh Mahmut Berzenci'nin sığındığı, direndiği bir yer. Berzenci o mağaraya sığınırken yanına matbaa götürüyor. O matbaa 1923'te Hakikatin Sesi gazetesini basıyor. Aradan bir asır geçti ve aynı yerde başka bir hakikate tanıklık ettik: Bir zamanlar matbaanın mürekkebiyle yükselen ses bu kez küle dönen silahların içinden yükseldi." değerlendirmesini yaptı.
Hatimoğulları, PKK'nin attığı adımların ardından devlet ve siyaset kurumunun da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, "Abdullah Öcalan'ın çağrısı bir kapı açtı. Silahı yakan PKK'liler bir yıldır bu kapıdan girmeyi bekliyorlar. Şimdi görev Mecliste, iktidarda, siyaset kurumlarında ve devlettedir. Hepimizin görevi, zemini hukuk, çatısı demokrasi olan ortak bir yaşamı kurmaktır" dedi.
"Bugün çok daha iyi bir noktada olunabilirdi"
Barış sürecinin hukuki ve demokratik düzenlemelerle desteklenmediğini savunan Hatimoğulları, şunları kaydetti:
"Dünyada çatışma ve çözüm deneyimleri içinde eşine az rastlanan bir adım atıldı. Bu büyük bir iyi niyet göstergesiydi. Silahlar geri dönüşsüz biçimde yakıldı. Fakat bu bir yıl yeterince değerlendirilmedi. Bugün çok daha iyi bir noktada olunabilirdi. Hukuki çerçeve hazırlanmış, İmralı'da özgür çalışma koşulları oluşturulmuş, kayyum pratiği bitirilmiş, cezaevlerine dair cesur adımlar atılmış, siyasi tutsaklar serbest bırakılmış olabilirdi. Bunlar olsaydı bu bir yılı çok daha başarılı, umut verici ve olumlu bir biçimde geçirmiş olacaktık. Bunların hiçbiri lütuf değildir. Barışa inanılıyorsa adım atılır, çözüme inanılıyorsa hukuk kurulur, demokratik siyasete inanılıyorsa seçilmişlerin iradesi tanınır."
Orta Doğu'da yaşanan gelişmelere de değinen Hatimoğulları, Türkiye'nin iç barışını güçlendirmesinin bölgesel gelişmeler karşısında stratejik önem taşıdığını vurguladı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı, "Türkiye'nin kendi iç barışını oluşturması ve bunu devlet politikası haline getirmesi bugün her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Bu süreç dar manada bir siyasi partinin çıkarlarına kurban edilemez. Bu sürecin muhalefetin dövüldüğü bir atmosferde güçlendirilmesi ve toplumsallaşması ile ilgili ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bu süreçte Kürt halkının ve dostlarının barış ve demokrasi mücadelesini zayıflatma aracına dönüştürme taktiğiyle ilerlenemez. Kürt sorunu terör ve güvenlik parantezinde tutulamaz. Güçlü bir iç barış, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünü açacaktır" dedi.
"Bu dönemde kılıçlar kınına girmeliydi"
Sürecin başlangıcından bu yana "Kürt tarafının üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini" savunan Hatimoğulları, devletin aynı doğrultuda adım atmadığını ileri sürdü.
Hatimoğulları, "Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'taki çağrısına Kürt tarafı gerekli karşılığı verdi ve yükümlülüklerini yerine getirmeye çalıştı. Ama özel yasa hala çıkmadı. İmralı'daki koşullar sürecin ruhuna ters ilerliyor. Kayyumlar yerinde duruyor. Siyasi tutukluluklar devam ediyor. AİHM kararları uygulanmıyor. Osman Kavala, Can Atalay, Gezi tutukluları, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Kobani davası tutukluları hala cezaevinde. Seçilmiş belediye başkanları ya cezaevinde ya da yerlerine kayyum atanmış durumda. Yargı kılıcı muhalefetin üstünde sallanıyor. Oysa bu dönemde kılıçlar kınına girmeliydi ve saban olmalıydı" ifadelerini kullandı.
"Çerçeve yasa daha fazla geciktirilmemeli"
Hatimoğulları, Öcalan'ın süreci yürütebileceği koşulların oluşturulması gerektiğini kaydederek, "Öcalan'ın çalışma, görüşme, iletişim kurma ve süreci yönetebileceği özgür çalışma koşullarının oluşması şarttır. Baş müzakereci özgürce konuşamıyorsa iktidar ve devlet bu süreci nasıl ilerletmeyi düşünebilir?" diye sordu.
Temmuz ayında çıkarılması beklenen yasal düzenlemeye ilişkin de çağrıda bulunan Hatimoğulları, "Bu ay çıkması beklenen çerçeve yasa daha fazla geciktirilmemeli ve müzakere edildiği şekilde çıkmalıdır. Kategorik ayrımlar ya da pişmanlık dayatmalarıyla değil, kapsayıcı, barış ve çözüm odaklı bir yasa hazırlanmalıdır. Bütün Türkiye şunu bilmeli: PKK'nin attığı bütün adımları, Öcalan bu zemini sağlamıştır. Geçen sene bugün silahlar yakıldıysa, bunu Öcalan'ın onurlu barış perspektifi sağlamıştır" diye konuştu.
"Temmuz ayını en doğru şekilde değerlendirelim"
Konuşmasının sonunda Türkiye'nin tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu dile getiren Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı:
"Bugün silahların sustuğu ve artık konuşmayacağının ilan edildiği bir dönemde Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi Türkiye toplumunun tamamını rahatlatacaktır. Bu süreç yalnızca Kürt halkının değil, demokrasiden, barıştan ve insan haklarından yana olan herkesin sahip çıkması gereken bir süreçtir. Buradan bir çağrımız da iktidara ve devlete, temmuz ayını en doğru şekilde değerlendirelim. Beklenen kök yasa, çerçeve yasanın bir an önce beklentiye olumlu yanıt verecek şekilde çıkmasını sağlayalım. Bu engelleri ortadan kaldıralım ve yolumuzda daha iyi bir şekilde ilerleyelim."