Barrack: İsrail'in Golan'daki varlığı BM kararlarının açık ihlalidir
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump yönetiminin Orta Doğu'daki gerginliği azaltmayı temel amaç olarak belirlediğini belirterek, İsrail ile Suriye arasındaki gizli müzakereler, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) entegrasyon süreci, DAİŞ kampları ve tutuklularının durumu ile Lübnan'daki çatışma risklerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Bugün (22 Ağustos 2026) yayımlanan açıklamalara göre Tom Barrack, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu'daki gerginliklerin düşürülmesi gerektiğine inandığını kaydederek, ABD'nin artık herkes için sınırsız bir güvenlik şemsiyesi olamayacağını, Türkiye, Suudi Arabistan, Birlik (BAE), Katar ve İsrail gibi bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve siyasi sorumluluklarını üstlenmeleri gerektiğini vurguladı.
Suriye-İsrail Müzakereleri ve Bölgesel İlişkiler
Suriye'de Esad rejiminin düşmesinin ve Ahmed Şaraa liderliğindeki yeni hükümetin göreve gelmesinin ardından yaşanan değişimlere değinen Barrack, 7 Ekim sonrasında İsrail'in sınır güvenliğini korumaya yönelik bir strateji izlediğine işaret ederek, Şam'daki yeni yönetime tam anlamıyla güven duyulmaması ve silahlı grup endişeleri nedeniyle İsrail'in Suriye'nin askeri altyapısına yönelik operasyonlar gerçekleştirdiğini dile getirdi.
ABD'nin gözetiminde Suriye'nin yeni hükümeti ile İsrail arasında beş resmi tur ve çok sayıda gayriresmi görüşme gerçekleştirildiğini açıklayan Barrack, bu görüşmeler neticesinde, sınır hatlarını ve 1974 anlaşmasına dayanan ayrılma bölgesini izlemek üzere Ürdün'ün başkenti Amman'da "Ortak Koordinasyon Odası" kurulmasının kararlaştırıldığını aktardı.
SDG Dosyası ve Kuzey Suriye
Tom Barrack, SDG’ye ve Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin DAİŞ’le mücadeledeki rolüne övgüde bulunarak, Mazlum Abdi'nin açıklamaları doğrultusunda, SDG unsurlarının askeri bir yapı olarak Suriye Ulusal Ordusu bünyesine entegre edilme sürecinin başladığını, Kürtlerin siyasi ve eğitsel haklarına ilişkin müzakerelerin ise devam ettiğini kaydetti.
YPG, SDG ve PKK arasındaki ayrıma dikkat çeken Tom Barrack, Türkiye'nin 40 yıllık güvenlik kaygılarının anlaşıldığını ifade etti.
Türkiye'nin kuzey Suriye sınırında askeri varlığının bulunduğunu ve yeni hükümet güçlerini eğittiğini belirten Barrack, bu bölgelerin çatışmaya yol açmadan kademeli olarak düzenlenmesi için çaba sarf edildiğini aktardı.
DAİŞ Tutukluları ve Kampların Durumu
Suriye'deki DAİŞ kalıntılarına ilişkin ciddi uyarılarda bulunan Barrack, Suriye cezaevlerinde yargılama süreci veya resmi suçlamalar olmaksızın tutulan yaklaşık 9 bin 400 DAİŞ’linin bulunduğunu dile getirdi.
El Hol ve Roj gibi kamplarda, geri dönüş için net bir ufuk olmaksızın zor insani koşullarda yaşayan 75 binden fazla DAİŞ militanı ailesinin yer aldığına İşaret eden Barrack’a göre bu durum, hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmadığı takdirde bölge güvenliği için büyük bir tehdit oluşturmaya devam edecek.
İsrail ve Türkiye Arasındaki Gerginlikler
İsrail'in Suriye'deki Türkiye'ye ait üslere (T4 Askeri Üssü ve Palmira) yakın gerçekleştirdiği saldırıyla ilgili olarak Barrack, şu üç ihtimali öne sürdü:
1. Bu bölgelerde Türk silahlarının konuşlandırıldığına dair daha sonra doğru olmadığı anlaşılan yanlış istihbarat bilgisi bulunması.
2. İsrail'in istihbarat yoluyla ani veya şüpheli bir hareketlilik fark edip derhal vurma kararı almış olması.
3. MOSSAD Başkanı’nın ve Suriye Dışişleri Bakanı'nın birkaç gün önce uzun uzadıya görüşmeler gerçekleştirmesine rağmen gizli kanallarda iletişim sorunu ve yanlış anlaşılma yaşanması.
Barrack, röportajın bir başka bölümünde İsrail'in devam eden işgallerini eleştirerek şöyle konuştu:
"İsrailliler hala Suriye'nin Golan Tepeleri'ni işgal altında tutuyor. Bu durum, Golan'ın Suriye topraklarına ait olduğunu belirten Birleşmiş Milletler kararlarının ve uluslararası sistemin ihlalidir."
Ankara'nın tutumuna ilişkin olarak Barrack, Türkiye'nin "İsrail'e saldırmak veya İsrail ile herhangi bir askeri ve düşmanca çatışmaya girmek gibi bir menfaatinin olmadığını, ancak askeri bir hatanın istenmeyen sonuçlarının çok büyük ve tehlikeli olabileceği konusunda uyardığı" vurgusunu yaptı.
Türk liderliğinin İsrail uçaklarını gördüğünde son derece sakin ve soğukkanlı bir şekilde hareket ettiğini ve gerginliğin doğrudan bir savaşa dönüşmesine izin vermediğini vurgulayan Barrack, "Hatırlarsanız Türkler, benzer bir durumda Rus savaş uçağını düşürmüştü. Önceden haber vermeden ve hiçbir anlaşma olmaksızın sınırda savaş uçağı konuşlandırmak çok tehlikeli bir oyundur." dedi.
Tom Barrack, PBS NewsHour kanalına yaptığı açıklamada da şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye, İsrail'e karşı hiçbir niyetinin ve saldırgan tutumunun olmadığını, askeri operasyona veya doğrudan savaşa katılmayı hiçbir şekilde istemediğini açıkça ifade etmiştir. Türklerin istediği, egemen ve bağımsız bir Suriye'dir, ki bu bizim, İsrail'in ve bölgedeki tüm ülkelerin arzusudur."
Suriye'deki yeni rejimin göreve gelmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine ve güven inşa etme çabalarına rağmen adımların hala yavaş olduğunu ve askeri olayların geçici bir gerileme olarak değerlendirildiğini kaydeden Barrack, İsrail'in son dönemde Suriye'deki iki askeri üsse yönelik hava saldırılarına değinerek, İsrail savaş uçaklarının Türkiye sınırına 80 kilometre kadar yaklaştığını ve önceden hiçbir uyarıda bulunmaksızın uçak pistlerini bombaladığını söyledi.
ABD'li Özel Temsilci, İsrail'in dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarından birine sahip olduğunu, ancak şu anda seçim sürecinin ve sert siyasi söylemlerin etkisi altında bulunduğunu kaydetti.
Barrack, Amerikan diplomasisinin şu anki temel görevinin bölgede istenmeyen herhangi bir gerginlik ve çatışmanın ortak koordinasyon odası ve sürekli iletişim mekanizmaları aracılığıyla önlenmesi için tüm tarafları (İsrail, Türkiye ve Suriye) yeniden müzakere masasına getirmek olduğunu vurguladı.
Tom Barrack’ın bu değerlendirmesi, Kasım 2015'te Türk F-16 savaş uçaklarının Suriye sınırında Rus yapımı Su-24 tipi bir bombardıman uçağını düşürdüğü olaya atıfta bulunmaktadır. Bu olay, Haziran 2016'da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e gönderdiği özür mektubuna kadar Moskova ile Ankara arasındaki ilişkileri savaş eşiğine getirmişti.