Tülay Hatimoğulları: Barışın toplumsallaşması lazım

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecine dair yaptığı açıklamada, ''Bu mesele şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur. Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz.'' dedi. 

DEM Parti, 5'inci Olağan Büyük Kongresi'ni bugün (6 Eylül 2026) Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezinde gerçekleştiriyor. Yasal zorunluluklar kapsamında toplanacak olan kongrede parti yönetiminde kapsamlı değişiklik beklenmiyor.

Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:

''Üç yıl önce yaptığımız kongreden bu yana deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Küresel sermayenin krizinin bedelini açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm yeniden bir düzen kurarken bütün dünyayı özellikle Orta Doğu'yu yeniden şekillendiriyor. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor ve dünya bir nükleer tehdit altında. Suriye hâlâ yeni düzenini arıyor. Büyük göç dalgaları yaşanıyor küresel ölçekte ve küresel iklim krizi gittikçe derinleşiyor. Dijital ve teknoloji çağı hayatı hızlandırmış durumda, yapay zekânın geldiği boyut ve üretim biçimini belirlemesi ve üretime katılımıyla birlikte dünya adeta yepyeni bir uygarlığın haberini bekliyor. Dünyadaki gelişmeler böyleyken ve dışarıdaki fay hatları derinleşirken, içeride yüzyıldır taşıdığımız Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülebilmesi için bizler bu dönemi çok sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu mesele şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur. Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz. Bu kongre aynı zamanda üç yılın muhasebesidir.''

Çerçeve yasaya ilişkin de konuşan  Hatimoğlulları, ''Kabul edilen kanunu çok önemsiyoruz. Ama aynı zamanda eksikliklerini de belirttik. Hiçbir kanun tek başına toplumsal barış yapamaz. Kanun sadece bir kapı açabilir. Bu kapıdan nasıl geçileceğine siyaset, hukuk ve toplum birlikte karar verir. Şimdi önümüzde çok daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaşmasıdır. Barış mahallelere, okullara, belediyelere, parlamentoya girmezse barış olmaz. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf da değil. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele ve bedeller var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi. Eğer bugün İmralı'da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ve ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur. O halde barışı kim kuracak? Hepimizin üstünde durması gereken konu bu.'' ifadelerini kullandı. 

Barış sürecine dair yapılan eleştirilere de yanıt veren Tülay Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: 

''Sürece eleştirel yaklaşan kesimlere de seslenmek istiyorum; Eleştiri ve özeleştiri can suyudur ve ilerleticidir. Ama birbirimize ihtiyacımız var. Eleştirilerimizle, farklılıklarımızla barış yolunu gelin hep beraber yürüyelim. Geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz, ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya mahkûm etmeyeceğiz."

Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, ''Bugün buradayız ama buralara kolay gelmedik. Çok bedel ödedik. Yarım asır boyunca yaşadıklarımızı anlatmaya kalksak günler yetmez. Son 10 yılda her türlü baskıya, hakarete, zulme maruz kaldık. İl binalarımız kurşunlandı, yoldaşlarımız katledildi, eş genel başkanlarımız tutuklandı, belediyelerimize kayyım atandı. Birçok yoldaşımız sürgüne gitmek zorunda kaldı. Bunun bir amacı vardı. Niye bunları yaptılar? Dağılmamızı, yılmamızı, siyaset alanını terk etmemizi istiyorlardı. Bugün burada olduğu gibi ayaktayız. Mücadele etmeye devam edeceğiz.'' dedi. 

''Bir siyasi hareketin gücü geçmişiyle yüzleşme cesaretinden gelir'' diyen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kendini yenileyebilmek ancak bu cesaretle mümkündür. Bir dönemi değerlendirirken sadece dışarıdan gelen baskıları gerekçe gösteremeyiz. Kendi eksiklerimizi görmekten çekinmeyeceğiz. Zaman zaman toplumla aramızdaki bağı yeterince güçlü tutamadık. Kimi meselelerde sesimizi geç duyurduk. Örgütsel reflekslerimiz her zaman aynı hızla devreye girmedi. Kendi doğrularımızı tekrarlamakla yetindiğimiz anlar oldu. Kendi kadromuzu yetiştirme, yeni kuşakları siyasetin içine çekme konusunda daha yaratıcı olabilirdik. Bu konudaki eksiklerimizin bilincindeyiz. Türkiye içerideki dar korkular yüzünden sadece içeride değil, dışarıda da büyük bir maliyet ödedi. Ama hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır. Bu ülke bu insanlar sonu gelmeyen krizleri hak etmiyor. Biz iddialıyız, bu ülkeyi krizlerin ülkesi olmaktan çıkarmaya kararlıyız. Bugün bir başka baharın eşiğindeyiz. 50 yıllık çatışmalar ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkânı sunan, diyalogla müzakerenin yolunu açan başta Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum. Yüzyıldır isyan ve inkar denklemine sıkıştık. Şimdi, Türkiye bu kısır döngüden çıkmak istiyor. Türkiye, son 50 yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok büyük maliyetler ödedi. Orta Doğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir.''