Tuncer Bakırhan: Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan, barış sürecine ilişkin yaptığı açıklamada hükümeti eleştirerek, ''Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir. Her hafta yeni bir şart, her ay yeni bir gerekçe üreterek bu tarihi imkan tüketilemez.'' dedi.
Partisinin Meclis grup toplantısında bugün (20 Ekim 2026) gündeme dair açıklamalarda bulunan Tuncer Bakırhan, ''Orta Doğu'da savaşlar, siyasi ve toplumsal krizler devam ediyor. Artık bölgede yaşanan hiçbir gelişme yalnızca yaşandığı ülkeyle sınırlı kalmıyor. Kimse büyük bir savaş istemiyor ama gerçek bir barış için de yeterli adımlar atılmıyor.'' ifedesini kullandı.
Tuncer Bakırhan, 12-13 Ekim 2026 tarihleri arasında Erbil'de düzenlenen MERI Forumu'na katılmıştı. Erbil'deki temaslarına ilişkin konuşan Bakırhan şunları söyledi:
''Orta Doğu'nun geleceğini, Kürtlerin durumunu, Türkiye'de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Sürecini ve Suriye'deki gelişmeleri tartıştık. Orada Neçirvan Barzani, Bafıl Talabani, Kubad Talabani, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed'in de aralarında olduğu birçok isimle görüştük. Forumda en sık dile getirilen değerlendirmelerden biri, Türkiye'de barışın bölge barışının dinamosu olabileceğiydi. Biz de bu tespite katılıyoruz. Kürtler kendi aralarında daha fazla konuşmalı, sorunlarını diyalogla çözmeli ve bölgenin geleceğinde güçlü biçimde yer almalıdır. İran konusunda da Bafıl Talabani, İran'daki Kürtlerle yeni bir diyalog sürecinin başlangıç aşamasında olduklarını ve İran'ın da buna olumlu yaklaştığını söyledi. Biz bunu önemsiyoruz. İran yönetimi, Kürt siyasi aktörlerle doğrudan diyalog kurmalı ve kalıcı bir müzakere süreci başlatmalıdır. Türkiye de olası bir Kürt-İran diyalog sürecine destek vermelidir."
Barış sürecine dair hükümete eleştirilerde bulunan Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''İki yılı aşkın süredir önemli bir süreçten geçiyoruz. Çok söz söylendi, önemli adımlar atıldı. En son 8 Ekim'de Türkiye'den tamamen çekilme kararı paylaşıldı. Hareket yönetimi tek bir ferdinin kalmadığını açıkladı. Yine bazı kamplar ve üsler boşaltıldı. Bu önemli adımın ardından Türkiye'de herkesin aklında 'Barışın önünü açacak adımlar daha ne kadar bekletilecek?' sorusu yeniden canlandı. Hareket Yönetimi de yaptığı açıklamada, 'Bizden beklenen daha ne kaldı?' dedi. Bu soru artık tüm toplumun sorusu. Cezaevi kapısında evladını bekleyen annenin de, yıllardır sürgünde yaşayan yurttaşımızın da, kırk yılı aşkın acının artık bitmesini isteyen bu ülkenin bütün insanlarının da ortak sorusu. Fesih yapıldı. Silahlar yakıldı. Çekilme kararı açıklandı. Kamplar boşaltılıyor. Toplum bu sürece umutla bağlandı. Bu kadar açık bir tablo karşısında beklemenin bir gerekçesi kalmadı. Biz de bu toplumun sesiyle açık yüreklilikle soruyoruz: Artık neyi bekliyorsunuz? Bu soruya sessizlikle cevap verilemez. İktidar artık niyet anlatmayı bırakıp karar alma aşamasına geçmelidir.
Çünkü insanlar bize her yerde soruyor: Öcalan ne zaman özgür iletişim ve yaşam koşullarına sahip olacak? Ne zaman doğrudan kamuoyuna seslenebilecek? Cezaevleri ne zaman boşalacak, sürgündekiler ne zaman dönebilecek, dağdakiler ne zaman demokratik siyasete dönebilecek? Kayyumlar ne zaman kalkacak? Ahmet Türk ne zaman görevine dönecek? Siirt belediye eş başkanlarımız ne zaman görevlerine dönecek? Seçilmiş eş başkanlarımız ne zaman görevlerine dönecek? Demokratik siyasetin önündeki engeller ne zaman kaldırılacak? Bu sürecin hukuki güvenceleri ne zaman kurulacak? Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir. Her hafta yeni bir şart, her ay yeni bir gerekçe üreterek bu tarihi imkan tüketilemez. Açıkça diyoruz: Meclisin önünü açın. Gerekli yasaları çıkarın. Kayyum siyasetini bitirin. İfade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırın. Hukuku iktidarın sopası değil, herkesin güvencesi haline getirin.''
Tuncer Bakırhan, ''Bir somut adımın da özellikle altını çizmek istiyorum. Öcalan'ın koordinatörlüğünde Barış ve Siyasallaşma Kurulu artık gecikmeden kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Silahsızlanma bir irade beyanıyla tamamlanamaz; onu sonuca götürecek bir mekanizma gerekir. O mekanizma bu kuruldur. Bu kurula verilecek isimler, Öcalan ile gerekirse yedi gün yirmi dört saat barış mesaisinde olmalıdır. Sürecin baş müzakerecisiyle haftalar süren aralıklarla görüşülerek bu iş yürümez. Her geçen gün, barış için kaybedilmiş bir gündür. Bu kurul beklemeye alınamaz. Hemen kurulmalı, hemen çalışmaya başlamalıdır.'' diye konuştu.