Muazzez Baktaş
Yazar
Kürdistan: Bağımsızdır zamanı
Egemenlik talep edilmez, inşa edilir. Egemenlik talep edilmez, inşa edilir. İnşa edilen güç ise er ya da geç tanınır.
Orta Doğu’nun kaderi uzun yıllar boyunca bölge halklarının iradesinden çok küresel güç dengeleri tarafından şekillendirildi. Sınırlar cetvelle çizildi, siyasal statüler masa başında belirlendi, toplumların geleceği dış müdahalelerle tayin edildi. Ancak tarih sürekli aynı gerçeği hatırlatır:
Kalıcı olan diplomatik metinler değil, sahada inşa edilen kurumsal kapasitedir. Bu nedenle egemenlik bir talep değil, bir sonuçtur. Güç üretilebildiğinde, siyasal statü eninde sonunda o güce uyum sağlar.
Bugün Kürdistan Bölgesi tam da bu gerçeğin somutlaştığı alanlardan biridir. Mevcut anayasal statüsünün sınırlarına rağmen güvenlik üretebilen, kurumlarını işletebilen, ekonomik ilişkilerini çeşitlendirebilen ve uluslararası aktörlerle doğrudan temas kurabilen bir yapı ortaya çıkmıştır.
Bu artık bir beklenti değil, oluşmuş bir kapasitedir.
Bölgesel kırılganlık ve kurumsal dayanıklılık
Irak’ta devlet kapasitesinin zaman zaman zayıfladığı, kamu düzeninin kırılganlaştığı ve siyasal parçalanmanın derinleştiği dönemlerde istikrar üretebilen yapılar daha da kritik hale gelmektedir.
Orta Doğu’nun temel sorunu çoğu zaman doğal kaynak eksikliği değildir. Sorun, kurumsal derinlik ve yönetim kapasitesidir.
Kürdistan Bölgesi özellikle güvenlik alanında, terörle mücadelede ve sınır istikrarının korunmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Bu rol yalnızca yerel değil, bölgesel güvenlik mimarisi açısından da dikkate değerdir.
Enerji ve ticaret hatları üzerindeki konumu ise jeopolitik önemini daha da artırmaktadır.
Bu tablo bağımsızlık tartışmasını duygusal bir zeminden çıkarıp stratejik bir değerlendirme alanına taşımaktadır.
Referandum: Askıya alınan takvim
2017 yılında gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu, Kürdistan halkının demokratik iradesini açık biçimde ortaya koyduğu tarihsel bir eşikti.
Ancak referandum sonrasında oluşan sert bölgesel tepkiler ve uluslararası baskı ortamı sürecin ilerletilmesini zorlaştırdı.
Burada kritik bir ayrım vardır:
Bağımsızlık iptal edilmedi. Halk iradesi geri çekilmedi. Süreç yalnızca o dönemin jeopolitik koşulları nedeniyle ertelendi. Bu erteleme bir vazgeçiş değil, stratejik bir duraklamadır.
Siyasal tarihte geri çekilmek her zaman zayıflık anlamına gelmez. Bazen geri adım dağılmamak için değil, güç biriktirmek için atılır.
Referandum sonrası dönemde Kürdistan Bölgesi’nin yaptığı tam olarak budur: Kurumsal tahkim, ekonomik çeşitlenme, diplomatik ilişkilerin genişletilmesi ve güvenlik kapasitesinin derinleştirilmesi.
Başka bir ifadeyle ilan edilen irade askıya alınmış, fakat inşa süreci devam etmiştir.
Uluslararası hukuk ve objektif kriterler
Devlet olmanın ölçütleri duygusal değil, hukukidir. 1933 tarihli Montevideo Sözleşmesi devlet olmanın dört temel unsurunu tanımlar:
• belirli bir toprak
• sürekli nüfus
• etkin hükümet
• uluslararası ilişkiler kurabilme kapasitesi
Bu kriterler siyasal tartışmaların ötesinde objektif bir çerçeve sunar. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) sisteminin temel ilkelerinden biri olan self-determinasyon, halkların kendi geleceklerini belirleme hakkını tanımaktadır.
Dolayısıyla mesele bir hayalin peşinden gitmek değildir. Mesele fiilen oluşmuş kapasitenin siyasal karşılığının nasıl tanımlanacağıdır.
Geri çekilme sürecinde güçlenme
Referandum sonrasında izlenen strateji dikkatle okunmalıdır. Uluslararası baskı ortamında ani ve sert adımlar yerine iç kapasiteyi güçlendirmeye dönük bir yol tercih edilmiştir.
Ekonomik altyapının güçlendirilmesi, kamu maliyesinin disipline edilmesi, enerji diplomasisinin çeşitlendirilmesi ve güvenlik kurumlarının modernizasyonu…
Bunların tamamı ertelenmiş egemenliğin altyapısını oluşturmaktadır. Çünkü egemenlik yalnızca bir siyasi ilan değildir. Egemenlik sürdürülebilir yönetim kapasitesidir.
Bugün Kürdistan Bölgesi referandum dönemine kıyasla daha kurumsallaşmış, daha deneyimli ve uluslararası sistemle daha entegre bir yapı görünümündedir. Bu tablo geri çekilmenin zayıflama değil, güç biriktirme süreci olduğunu göstermektedir.
Yarım statü sorunu
Yarım statüler uzun vadede belirsizlik üretir. Belirsizlik ise dış müdahalelere açık alanlar yaratır. Gri bölgeler jeopolitik rekabetin zeminine dönüşür.
Kürdistan yönetimi savaşta taraf olmayacağını defalarca açıklamasına rağmen, çatışma başladığından bu yana bölgeye füzeler ve dronlar yöneltilmiştir. Hatta pervasız biçimde bölgesel başkanın konutu dahi hedef alınmıştır.
Bu durum, tanımlanmamış statülerin nasıl kırılganlık ürettiğini açık biçimde göstermektedir. Oysa açık, tanımlı ve uluslararası hukuk zemininde şekillendirilmiş bir statü hem iç istikrarı güçlendirebilir hem de bölgesel güvenliğe katkı sunabilir.
Uluslararası topluma sorumluluk
Uluslararası sistemin amacı istikrarı korumak ve meşru siyasal yapıları güçlendirmektir. Fiilen oluşmuş ve istikrar üretme kapasitesine sahip bir yapının statüsünü sürekli ertelemek sorunu çözmez.
Yalnızca zamana yayar.
Gerçekliği ertelemek yerine yönetmek gerekir. Belirsizliği büyütmek yerine çerçevelemek gerekir. İstikrar üreten kapasiteyi görmezden gelmek yerine kurumsallaştırmak gerekir.
Kürdistan için olası bir devletleşme süreci doğru diplomasi ve hukuk çerçevesi içinde yürütüldüğünde bölgesel bir kriz değil, kontrollü bir dönüşüm olabilir.
Sonuç: Ertelenmiş ama hazırlanmış bir süreç
2017 referandumu bir ilandı. Uluslararası baskı nedeniyle takvimi ertelendi. Ancak geri çekilme sürecinde dağılan değil, güçlenen bir yapı ortaya çıktı.
Egemenlik talep edilmez, inşa edilir. Ve inşa edilen güç er ya da geç tanınır. Tarih acele etmez. Ama güç birikimi tamamlandığında süreç hızlanır.
Bugün asıl soru şudur: Oluşmuş ve güçlenmiş kapasite, hangi diplomatik mimari içinde kalıcı bir siyasal statüye dönüşecektir?
Bu artık yalnızca yerel değil, bölgesel ve uluslararası bir sorudur. Ve cevabı, sahada inşa edilen gücün düzeyi belirleyecektir.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.