Kürt’üm ve kendim olamadan sanatta da başarılı olamam

Hakan Yaşar
author_image Adem Özgür
Kürt ressam Hakan Yaşar
Kürt ressam Hakan Yaşar

ANKARA (K24)

Hakan Yaşar, çizime ve resme ilkokul yıllarında ilgi göstermeye başlıyor. 1990’da ailesiyle birlikte Norveç’e taşındıktan sonra uzun süre gurme aşçılığı ve marangozluk yaptı.

Ressam Hakan Yaşar, çalışma yaşamında göçün ve Kürtlerin yaşadığı acıların izlerinin olduğunu vurgulayarak, üretmeye devam ettiğini söylüyor.

Geçtiğimiz günlerde özel bir televizyon kanalında kendisiyle ilgili ‘’Türk ressam’’ ifadesine tepki gösteren Yaşar, ‘’Hayatım boyunca her ortamda kendimi Kürt olarak tanıtmışımdır. Türk diye lanse edenleri düzelmişimdir. ‘Kürt kökenli’ demelerine de karşıyım. Ne eksik ne de fazla ben Kürt’üm. Anadilim de Kürtçe. Kendim yani Kürt olamazsam sanatta da başarılı olamam’’ diyor.

K24’e konuşan Kürt ressam sanat yaşamından, Norveç’e yaptıkları göçten ve sergilerinden söz etti.

1

Klasik soruyla başlarsak, sizi biraz tanımak istiyoruz ve resime yönelik ilginizin nereden geldiğini merak ediyoruz.

Uzun yıllar önce Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinden Orta Anadolu’ya sürgün edilmiş Terkanlı aşireti mensubu Kürt bir ailenin ikinci çocuğu olarak Konya’nın Cihanbeyli ilçesindeki köyde dünyaya geldim. Yedi yaşıma kadar köy ve yayla hayatı yaşadıktan sonra Konya merkeze taşındık. İlkokulu ‘şans eseri’ bitirdikten sonra çalışmaya başladım. Şans ederi diyorum çünkü zayıf bir Türkçeyle başladığım ilkokulda ilk iki yıl haftanın üç günü ülkücü sınıf öğretmeninden dayak yiyen bir öğrenciydim.

İlkokul yıllarında resim sanatına ilgi duymaya başladım. Katıldığım bir resim yarışmasında okul birincisi olmuştum. İlkokuldan sonra çalışma hayatına girdiğim için pek fazla zaman bulamasam da arada hep bir şeyler karalardım.

Konya’da yaşayan pek çok Kürt gibi siz de İskandinav ülkelerine göç ettiniz, Norveç’e taşınma hikayenizden söz eder misiniz?

1990’da 4 kardeş ve annemle birlikte Norveç’e geldik. Babam bizden 3 sene önce gelip Norveç’te iltica etmişti. Biz ise aile birleşiminden buraya göç ettik. Geliş nedenimiz hem politik hem de ekonomik durumlardan dolayı.

Norveç’e taşındıktan sonra mecburen eğitime devam ettim. Yaklaşık 2-3 yıl eğitime ara versem de ortaokulda matematik dersinde okul birincisi olmuştum. Lakin zamanımızda Türkiye’den Norveç’e gelen pek çoğu ailesine ekonomik katkı sunmak için eğitimine son verirdi. Ben de eğitimime son vermiştim. En kolay meslek restorancılıktı. Bulaşık yıkamaktan başladım gurme aşçılığa ve mutfak şefliğine kadar yürüdü iş. Birçok isim yapmış restoran ve otelde mutfak şefliği yaptıktan sonra, kendi işletmelerimi açtım. Uzun süre yoğun bir tempo ile çok çalıştım, ama her zaman resim sanatı konusunda içimde bir eksiklik vardı. Hayallerimin peşinden gitmek gerektiğini çok geçmeden anladım, bu yüzden bir inanç sıçraması yaptım. O gün eşimi karşıma alıp ‘Yoruldum artık bu hayattan, hep stres hep bir koşturmaca; hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum’ dedim. O güne kadar iki restoran işletiyordum ve birçok çalışanım vardı.

2

Sonra ne oldu?

Belki de dünyada bunu benden başkası yapamamıştır. Her iki işletmemi sattım, hiçbir sanatsal eğitimim ve profesyonel tecrübem olmadan şehir merkezinde üç katlı bir atölye ve galeri aldım. Patron olmaktansa sanatın kölesi olmak bana daha cazip gelmişti. Adını duyduğum, fakat kendisini şahsen tanımadığım dünyaca ünlü Norveçli bir ressamın burada Türk bir talebesi olduğunu biliyordum, bana teknik açıdan yardım etmesi için kendisini bir süre yanıma aldım. Tekniği ve malzemeleri tanıma konusunda çok büyük katkıları oldu.

İçimdeki sanat aşkı veya hayallerime sonunda kavuştuğum için önüme hedefler koymaya başladım. Bir şart vardı: 24 saat çalışmak zorunda kalsam da koyduğum hedefe doğru ilerleyeceğim. İş hayatındaki tecrübelerim hedeflerime ulaşmama yardımcı oldu. Sanat, geçmişimin melankolisi için duygusal bir çıkıştı.

resim

Sanatsal üretimlerinizde kendinize has bir tekniğiniz var ve genellikle insan figürlerini kullanıyorsunuz. Resim yaparken daha çok neye dikkat ediyorsunuz ve ne tür teknikler kullanıyorsunuz?

İnsanların yüzlerindeki yaşanmışlıklar hep ilgimi çekmiştir. Bu yüzden figüratif çalışmayı tercih ettim. Figürlerim en çok duygu ve dramayı barındırıyor. Her çalışmamda başka bir yüz olsa da aslında hepsinde ben varım. Mesajın kendisi benim hayatım. Felsefesi olmayan resim, sadece dekordur. Çalışmalarımda anatomi, beden, hareketler, zamansız bir dil birimine dikkat ediyorum. Yaptığım resim tarzına Neoklasik denilir. Kullandığım teknik her ne kadar rönesans zamanında kullanılmış olsa da aradan geçen süreçte kullandığımız malzemenin daha gelişmiş olmasıyla birlikte kendime has bir teknik kullanıyorum ve güce önem veriyorum.

Peki, etkilendiğiniz ya da ilham aldığınız kaynaklar, ressamlar var mı?

İlham kaynağım ve öğretmenim doğadır. Doğa bilimsel tekniği öğreten ve hataların tekrarlanmaması için rehberdir. Birey dünyanın kendisidir ve evren, birey var olduğu sürece dünyadır. Her birey vizyonu, davranışı ve yaşamı ile bir dünya yetiştirir ve inşa eder. Kendini insan yapmak diyebiliriz. Buradaki tek sorun, bireyselliğin egoizmle karıştırılmamasıdır. Çalıştığım her insan başlı başına bir dünya ve benim resimlerimde de bunu görmelerini umut ediyorum. Dolayısıyla ne takip ettiğim bir idol ne de rakip bir ressam var. Benim, en büyük rakibim. 

fayola

Bu arada yaptığınız çalışmalar Norveç’te büyük ilgi görüyor. Konya’daki ‘yabancılık’ ya da Norveç’te göçmen olmanız çalışmalarınıza yansıyor mu?

Öncelikle bir Norveçli figüratif ressam arasındaki en büyük farkımız coğrafyamızdaki acı, kan ve gözyaşıdır. Geldiğim coğrafyada her gün acı yaşanıyor. Diğer taraftan Norveç’in kültürünü de yaşayan biri olarak, sanatseverler çalışmalarımı duygu yüklü ve farklı görüyor. Birçok sergimde çalışmalarıma bakıp ağlayan erkek ve kadınlar gördüm. Bu da aslında istediğim duyguyu ne kadar iyi yansıttığım anlamına geliyor.

Ayrıca çalışırken genellikle dengbêjlerimizi dinliyorum...

12

Biraz da figüratif sanattan söz eder misiniz?

Figüratif sanat veya Figürativizm, doğada mevcut nesneleri betimleyen sanat eserlerini (özellikle resim ve heykelleri) tanımlamak için kullanılan sanat terimi. Soyut sanatın tersi olarak kabul edilse de bunu kabul etmiyorum. Çünkü soyut olmayan hiçbir resim yoktur. Klasik sanat soyutun kontrolüdür ve bir figüratif sanatçının ulaşmak istediği en büyük mertebedir.

Çizdiğiniz resimlerin çerçevelerini dahi kendiniz hazırlıyorsunuz, neden böyle bir tercih?

Sadece çerçeve değil, boyamı, kasnağını, resim medyumumu hepsini kendim yapıyorum. Kullandığım malzemeyi hem daha iyi tanıyorum hem de bazı kullandığım karışımlar dünyanın hiçbir yerinde hazır olarak satılmıyor. Hedeflerimden biri de bir gün el yapımı sanat boya fabrikası açmak. Çünkü ne Norveç’te ne de Türkiye’de sanat boyası var. Yaptığım boya en kaliteli sanat boyaları arasında.

2 Ekim’de “Her insan bir dünyadır” adlı serginiz gerçekleşecek. Serginizle ilgili de bir şeyler söylemek ister misiniz?

2 Ekim’de Norveç’in Drammen şehrinde, bugüne kadarki en büyük sergimi açıyorum. Aslında bu sergiye biraz daha önem veriyorum. Bundan bir süre önce Kürdistan’ın Duhok şehrinde yaşayan Aisha Saeed adında bir kız çocuğun görüntüleri gözüme çarptı. Onun ağlamasını gördüğümde duygulandım. Kızın ailesine destek olmak istedim, onlar için Süleymaniye’de sergi açacaktım, hatta Aisha’yı konu alan bir çalışma da yapmıştım. Covid-19 ve başka bazı sorunlardan dolayı Süleymaniye’ye gidemedim.  Ben de hazır o resmi yapmışken aynı projeyi burada yapmaya karar verdim. Norveç medyası çalışmaya ilgi duydu ve açık artırımla satılacak Aisha’nın resminin değeri 13 bin dolar. Hem İskandinavya’dan hem Irak’tan hem de dünyanın her yerinden katılım olacak. Hedef: 30 - 40 bin dolar.

Sergi açılışını 35 çalışmamla birlikte yapacağım. Onların da satışından tüm gelirin yüzde 20’sini kadın veya çocuk derneklerine bağışlayacam. Eserler ebat veya çalışmaya göre  4 bin - 30 bin dolar arasında değişiyor.

Son olarak, Twitter’da “Ben Kürdüm” tepkisinden de söz etmenizi istiyorum. Neden böyle bir tweet atma ihtiyacı duydunuz?

Bu sorunuza bir anımla yanıt vermek istiyorum. Bundan birkaç yıl önce, Norveç’ten İstanbul’a gelerek bir televizyon programına katıldım. Bekleme salonunda 20-30 kişi vardı, bulunduğumuz masada ise benimle birlikte birkaç akademisyen vardı. Bir an program yöneticisi içeri girdi, bizleri selamladı. O an başka masadan kendisine bir resim hediye edildi. Yönetici, bizim masayı işaret ederek ‘siz ressamsınız, bu arkadaşın getirdiği resim için ne düşünüyorsunuz?’ diye sordu. Ben de, iyi bir resim olduğunu fakat tarzım olmadığı için herhangi bir fikir beyan edemeyeceğimi söyledim. ‘Siz İranlı mısınız?’ diye sordu. 30 yıl yurt dışında yaşamış ve 7 yaşımdan sonra Türkçe öğrendiğim için lehçemi İranlı sandı. ‘Hayır Kürt’üm’ dedim. O an sanki küfür etmişim gibi, salondakilerin hepsi bana baktı.


Bizim masada oturanlardan bir akademisyen ‘Efendim Kürt de neymiş biz burada hepimiz Türk’üz’ deyiverdi. Tekrar, ‘Hayır, ben Kürt’üm’ dedim. Devam etti: ‘Hepimiz aynı şemsiye altında Türk’üz efendim.’ Ben de kendisine şunu söyledim: ‘Hayır efendim, siz Türk olabilirsiniz ama ben Kürt’üm ve o şemsiye sizin şemsiyeniz, benim değil.’

Neden bunu anlattım? Hayatım boyunca her ortamda kendimi Kürt olarak tanıtmışımdır. Türk diye lanse edenleri düzeltmişimdir. ‘Kürt kökenli’ demelerine de karşıyım. Ne eksik ne fazla Kürt’üm. Anadilim de Kürtçe. Türk yerine ‘Türkiyeli ’ demiş olsalar benim için bir hissiyat sorunu olmayacak. Ne yazık ki tanıdığım birçok sanatçı eğer ki Kürtçeden/Kürtlerden ekmek yemiyorsa Kürtlüğünü saklıyor. Özellikle Türkiye’deki Kürt sanatçılar bunu yapıyor ya da buna mecbur bırakılıyor.

Hatta Kürt demek yerine ‘insanım’ demeye başladılar. Bu da bana saçma geliyor. Onu söyleyenin karşısında kör bir insan yoktur herhalde.  Tabii ki kendisine Kürt demeyen sanatçıları aşağılamak amaçlı söylemiyorum. Bunda, Kürt halkının da suçu büyük. Kendi sanatçısına ne kadar sahip çıkıyor? Kendi sanatçısını sömürürsen, ona gereken desteği vermezsen sanatçı nasıl gelişecek, ilerleyecek? Halk olabilmek için her şeyinizle güçlü olmak zorundasınız. Siyasetinizle, sanatınızla, bilimle, felsefenizle iyi olmak zorundasınız. Birinden biri eksik olduğunda halk olamazsanız ve ezilmeye mahkumsunuz. Sanat özgürlük ister ve bu yüzden benim için Kürt kimliğim önemlidir. Kendim, yani Kürt olamazsam sanatta da başarılı olamam.

HAKAN YAŞAR / PORTRE

1976 yılında Konya’da doğan Hakan Yaşar, aslen Diyarbakırlıdır. Çizime ve resme ilkokul yıllarında ilgi göstermeye başladı.

1990 yılında Norveç’e ailesiyle birlikte taşınmış sonrasında orta ve mesleki lisesini Trondheim`de bitirdikten sonra uzun süre gurme aşçılığı ve marangozluk yaptı. 2010 yılında bir galeri ziyaretinde gördüğü bir resim onun sanata olan aşkını tazeledi. Duvardaki tablo kendisi gibi Norveç’te yaşayan Eser Afacan’a ait bir tabloydu.

Eser Afacan ise yine bu alanda çalışan modern Norveç sanat tarihinin en heyecan verici isimlerinden biri olarak anılmaktadır. Önceki iş hayatını bir kenara bırakıp Eser Afacan’ın yanında asistan olarak çalışmaya başladı. O zamandan beri Hakan Yaşar kendisini sanata adadı ve Norveç’te ki ilk sergisi ilgi gördükten sonra 2012`de İsviçre, Basel’de büyük bir organizasyonda tek ressam olarak davet edildi. Sonrasında Norveç`te değişik sergiler verdi.

Resim ve kara kalem çizim alanında çalışan bir sanatçı olan klasik veya gerçekçi adıyla ifade edilen resim türü üzerine çalışan Norveç’li sanatçılar grubunda yer alır. Anatomi, beden, hareketler, zamansız bir dil ve motife doğal bir yaklaşım sunan bu resim alanında anahtar kelimelerdir. Figüratif resimlerde genellikle kadın ve erkek bedeninin merkezde kullanır.

Aynı zamanda çok sayıda veranda, duygu ve hareket içeren dramatik bir duyguya sahiptir. İçsel-varoluşsal çatışmalar, dışsal çatışmalar ve doğal dramalar barındırır. Bazen saçları kesilmiş, elbiseleri parçalanmış kahramanlar, bazen de göğüsleri açığa çıkmış kadınları kitlesel kiosk literatür resimlerinde bulmak mümkündür. Farklı açılarda bakıldığında Hakan Yaşar’ın motifleri eski moda bir tonda ve güzel bir sessiz atmosferde sembolik bir yapıya sahiptir ya da dini bir fikir izlenimi verebilir.