Savaş, Tahran doğası üzerindeki tehditleri derinleştiriyor

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) İran'da "Siyah Yağmur" olayının baş göstermesine ilişkin uyarılarının ardından, bölgedeki çevresel ve sağlık riskleri artışa geçti. Hava saldırıları sonrası yakıt ve petrol atıklarının yağmur damlalarıyla karışması sonucu oluşan bu doğa olayı, özellikle vatandaşlarda ciddi solunum yolu problemlerine yol açma riski taşıyor.

Uzmanlara göre hava saldırıları ve şiddetli patlamalar bazen sismik cihazlar tarafından kaydedilen "yüzey sarsıntılarına" neden olabiliyor. Ancak bu sarsıntılar, yer kabuğunun derin katmanlarını etkileyen gerçek ve güçlü bir deprem niteliği taşımıyor.

Savaş bölgelerinde bu tür yüzey titreşimlerinin yaşanması yaygın bir durumdur. Ancak bu titreşimlerin yerin jeolojik yapısı üzerinde kalıcı bir etkisi bulunmadığı gibi doğal bir depremi tetiklediği de görülmemiştir.

Asıl büyük risk deprem değil, zenginleştirilmiş uranyum içeren hassas bölgelerin hedef alınmasıdır. Bu tür tesislerin vurulması, insan sağlığı ve çevre üzerinde uzun vadeli yıkıcı etkileri olan tehlikeli radyoaktif sızıntılara yol açabilir.

Petrol tesislerinin yanması sonucu oluşan "Siyah Yağmur" ise; duman ve zehirli gazların (karbondioksit gibi) havadaki su buharı ile birleşerek yeryüzüne siyah ve kirli bir yağış şeklinde düşmesiyle meydana gelir.

Bilimsel açıdan bakıldığında; eğer patlamalar aktif jeolojik fay hatlarının yakınında gerçekleşirse, oluşan basınç normal şartlarda gelecekte yaşanması beklenen doğal bir depremi hızlandırabilir.

Ancak bölgede aktif bir fay hattı bulunmuyorsa, bombardıman ve patlamaların bir depreme yol açması imkansızdır. Çünkü deprem, yerin derinliklerindeki tektonik plakaların hareketiyle ilgilidir.

Sonuç olarak uzmanlar, dünya tarihinde askeri bombardımanların tek başına yıkıcı bir depreme yol açtığına dair kanıtlanmış bilimsel bir veri olmadığı konusunda hemfikir. Buna rağmen, çevresel kirlilik ve radyasyon sızıntısı bölge için temel tehdit olmaya devam ediyor.