12 Eylül’de Mamak’taki işkence zamanaşımına uğradı
Gözaltında öldürülenlerin ve işkenceye uğrayanların aileleri şikayette bulunmuştu
12 Eylül darbesi sonrasında Ankara’daki Mamak Cezaevinde ve gözaltındayken öldürülenlerin aileleri ile işkence görenlerin şikayetiyle başlayan soruşturma, “zamanaşımı” gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 12 Eylül darbesi dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube ile Mamak Askeri Cezaevinde işkenceye uğrayanların suç duyurusu üzerine başlattığı soruşturmada karar verdi.
Savcılık, 129 kişinin şikâyetiyle dönemin polis ve asker şüphelileri hakkında yürüttüğü soruşturmada, “suçlamalar zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle” takipsizlik kararı verdi.
İlhan Erdost’un öldürülmesine de takipsizlik
Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosunda görevli cumhuriyet savcısının verdiği kararda, 1980'de Mamak Askeri Cezaevinde öldürülen yayıncı İlhan Erdost ile aynı cezaevinde 1987'de ölen Hüseyin Kurumahmutoğlu “maktul”, gazeteci Rahmi Yıldırım “mağdur”, 129 kişi ile Milliyetçi Harekete Partisi (MHP) tüzel kişiliği ise “müşteki” olarak gösterildi.
Suç duyuruları 200 ve 2012 yıllarında yapılmıştı. Soruşturmanın şüphelileri arasında Mamak Askeri Cezaevi Müdürü Albay Raci Tetik, eski Ankara emniyet müdürleri Cevdet Saral, Ali Akan ve Ülkü Met ile o dönemde Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Mamak Askeri Cezaevinde görev yapan birçok kişi bulunuyor.
Takipsizlik kararında, 12 Eylül 1980 darbesinin öncesinde ve sonrasında kendileri ya da yakınları gözaltına alınan, tutuklanan ve Ankara Emniyet Müdürlüğü, Ulucanlar Cezaevi ve Mamak Askeri Cezaevinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını belirten şikayetçilerin suç duyuruları üzerine soruşturmanın açıldığı ifade edildi.
“Kasten öldürme, işkence, kötü muamele”
Soruşturma, “kasten insan öldürme, işkence yapma, kötü muamelede bulunma” suçlarından yürütülüyordu. Karardaki suç tarihi 1980-1984 olduğu belirtildi:
“Müştekilerin ifadelerinde belirttikleri, insanlık onuru ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan ve suç oluşturan kasten insan öldürme, işkence ve kötü muamele suçlarının 1980-1984 döneminde işlendiğinin iddia edildiği…”
Kararda,, suç tarihinden bu yana 30 yıldan fazla süre geçmiş olması dikkate alınarak, öncelikle zamanaşımı konusunun değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Buna gerekçe olarak, Anayasa'nın 38. Maddesindeki şu ifadeler gösterildi:
“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.”
Karar: 30 yıllık zamanaşımı süresi doldu
Kararda, suçun işlendiği tarihte 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) yürürlükte bulunduğu, bu kanuna göre şüphelilere isnat edilen suçların olağanüstü zaman aşımı süresinin 30 yıl olduğu ifade edildi.
Ancak halen yürürlükteki 5237 sayılı TCK'ya göre ise zamanaşımının dolmadığı, bu durumda şüphelilerin lehine olan 765 sayılı kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği anlatıldı.