K24 ÖZEL - Kesintiye uğrayan Kürdoloji

Mardin Artuklu Üniversitesi’nin Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü Bölümü’nde yaşanan ihraçlar, üniversitedeki Kürdoloji çalışmalarını da sekteye uğrattı.

İhsan Yalın

Üniversite bünyesine ders veren Kürtçe hocaları da 2016 yılı sonlarında çıkarılan kanun hükümde kararnamelerle ihraç edildi. Bu durumun hem araştırmalara hem de psikolojik olarak bölüme başvuranlara etki etti.

K24’e konuşan Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü Bölümü’nün ihraç edilen akademisyenleri Ramazan Çeçen ve Mikail Bülbül, 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’nı ve Kürtçe alanındaki son durumu değerlendirdi.

MOTİVASYON DÜŞTÜ

Akademisyen Mikail Bülbül, ihraçların, Kürtçe bölümü okumak isteyenlerin motivasyonunu düşürdüğünü belirtti:

“İki yıl öncesinde bile Mardin Artuklu Üniversitesi’nin Kürtçe bölümünde yaklaşık 35 hoca vardı. O dönem siyasi atmosfer pek kötü değildi ve birçok uzman kişi orada toplanmıştı. Ancak maalesef üniversitenin yönetimi değişince birçok hoca uzaklaştırıldı. Bu durumun Kürtçe’ye ve Kürtçe öğrencilerine kötü bir etkisi oldu.”

Bülbül, mevcut durumu şu şekilde özetledi:

“-Uzman kişiler çıkarıldığı için ciddi bir boşluk oluştu. Derslere alanında uzman olmayan kişiler giriyor artık. Birçok önemli tez yazılıyordu ama bu da büyük bir yara aldı. Kürtçe bölümünde okumak isteyen öğrencilerin motivasyonu düştü, psikolojik olarak kötü etkilendiler.”

KÜRT DİLİ BAYRAMI

Akademisyen Ramazan Çeçen, Kürt Dil Bayramı’yla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Birtakım kültürel milliyetçi dürtülerle ‘icat’ edilse de kimi gün ve adetlerin yararlı olduğuna inanıyorum. 15 Mayıs tarihli ‘Kürt Dili Günü’ de bunlardan biri.  Demek ki bir yerde ‘21 Şubat Dünya Anadil Günü’ yetmiyor ki böyle bir şeye müracaat ediyorsunuz. Kürtlerin bu tavrını gerekli ve geçerli kılan pek çok olumsuzluk ve tehlike var. Örneğin; Irak hariç Kürtlerin yaşadığı hiçbir ülkede onların ve dillerinin resmi bir statüsü yok. Sübvansiyon bir yana Kürtçe hâlâ asimilasyon ve dilkırım politikalarının kıskacında.”

‘ÇÖZÜM SÜRECİ’NDEN SONRA ÇÖKTÜ

“Türkiye'de ‘Çözüm süreci’ denilen ama sağlam ve samimi bir temele dayanmadığı için çöken zaman diliminde, birtakım adımlar atıldı” diyen Çeçen, “Üniversite düzeyinde Yaşayan Diller Enstitüsü, Kürt Dili ve Edebiyatı gibi lisans bölümleri ve sonrasında ortaokul düzeyinde de olsa ‘Seçmeli Kürtçe’ dersinin Milli Eğitim müfredatına dahil edilmesi, sanki eski dil politikalarından vazgeçişi çağrıştıran  girişimlerdi. Ancak çözüm sürecinin çökmesiyle gördük ki şu an devleti yöneten iktidar meseleye konjonktürel ve yararcı bakıyormuş” diye belirtti.

Bu bölümlerin hemen ardından kıskaca alındığını kaydeden Çeçen şöyle devam etti:

“Sorgusuz sualsiz kimi hocaları meslekten ihraç etti, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda hem doğrudan hem dolaylı yollarla okul müdürleri aracılığıyla Seçmeli Kürtçe'nin önünü tıkadı, okulda bu dersin açılmasına ön ayak olan öğretmenleri yıldırdı, olmadı onlara soruşturmalar açtı, tüm bunların toplamında da bu alana öğretmen yetiştiren yükseköğrenim programını gözden düşürdü.

Çünkü bir ara 40'ları geçen kontenjanıyla Boğaziçi Üniversitesi'nin dil bölümleriyle yarışan Mardin Artuklu Üniversitesi'nin Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü, sanırım bu özelliğini büyük ölçüde yitirdi. Ülkedeki genel yıldırma politikalarından sadece bu bölüm ve birimler etkilenmedi, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları bünyesinde faaliyet gösteren pek çok kültürel birim de, ki bazları da Kürtçeyle alakalıydı, bu politikalardan maalesef nasibini aldı.”

DAHA ÇOK MÜCADELE

Ramazan Çeçen, gelinen noktayı, “Sonuçta dünden çok da iyi olmadığımız bir yerdeyiz bugün” şeklinde özetliyor ve ekliyor:

“Bu yüzden Kürtçenin geleceğiyle ilgili sıradan kaygılar yeniden gündemleşti. Ama bunları aşmanın yolu da belli: Daha çok çalışmak ve mücadele etmek. Kürtçe'nin resmi statü kazanıp sübvansiyonlarla "kurtulma"sını beklemek yerine, onu hayatın her alanında etkin ve görünür kılmakla işe başlayabiliriz. Bu, çok da sahici bir başlangıç olur.”