K24 RÖPORTAJ - Özgürel: Ankara ile Erbil yakınlaşacak!

Selahattin Demirtaş’ın, “kıskaçta” olduğunu belirten Özgürel, Demirtaş’ın silaha karşı çıkması durumunda Türkiye’de önemli şeyler yapabileceğini ifade etti

İhsan Yalın

Gazeteci yazar Avni Özgürel, Ankara ile Erbil arasında ilişkilerin tekrar normalleşeceğini ve yakınlaşma olacağını söyledi.

Özgürel, “HDP’nin aldığı oyların tamamının kendisine ait olmadığını” belirtti.

Selahattin Demirtaş’ın, “kıskaçta” olduğunu belirten Özgürel, Demirtaş’ın silaha karşı çıkması durumunda Türkiye’de önemli şeyler yapabileceğini ifade etti.

K24’ün yönelttiği sorular ve Avni Özgürel’in yanıtları...

HDP’nin Kürt illerinde oyları düşerken, Türkiye’nin batısındaki illerde oylarında artış görüldü. Bunu nasıl yorumlamak gerekir?

Hatırlarsanız bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş aday olduğunda da oylarda bir yükseliş, hele İstanbul’da yüzde 14 gibi bir orana ulaşıldı. Doğudan alınan oylardan daha yüksekti İstanbul. O zaman Demirtaş, “Bunlar emanet oylar, bunun farkındayız” demişti. Hatta PKK, “Ne emaneti, oyların hepsi bizim” demişti.

Aynı şey bugün de geçerli. Birtakım çevrelerde bu mutlaka HDP’nin parlamentoya girmesi gerektiğine ilişkin bir düşünceyle HDP’li olmayan ama HDP’nin parlamentoda olmasını demokrasinin gelişmesi için yararlı ve gerekli gören insanlar oy verdiler. Hatta her aileden “bir CHP’ye bir HDP’ye” diye de konuşuldu. Dolayısıyla alınan oylar HDP’nin gerçek oyları değil, Demirtaş’a o dönem verilen oylardır.

Yani bu oylar olmasa HDP bugün barajı aşamayacak mıydı?

Hayır aşamayacaktı. Yüzde 3’lük bir oy oranı sözkonusu. Deniliyor ki “HDP PKK’yla ilişkisini kessin” falan. Bu HDP’nin yapabileceği birşey değil. HDP zaten kime nispetle HDP’dir? PKK’ya nispetle. Yani PKK’ya yakın olması dolayısıyla bütün bu gelişme hissi gerçekleşti. Türkiye’deki Kürt aydınları ortadan kalktı. Kemal Burkay’lar falan örneğin. Sahneden çekildiler. İkincisi, onlar daha radikaldiler PKK istekleriyle kıyaslandığında. Kemal Burkay federasyon istiyor ve açıkça istiyor. Bunu meclise de koysanız orada da isteyecektir. Ama PKK böyle değil.

PKK Türkiye’de özellikle bu çözüm sürecinde, öyle anlaşılıyor ki, Abdullah Öcalan o Nevruz mesajında silahlı mücadele döneminin bittiğini ilan etti. Örgütün merkez komitesinin toplanıp silah bırakmaya davet ettiğini söylemişti. Onun lafını unutturdular. Sen davetededur dediler, unutturdular. Sonra Amerika’dan birtakım herhalde mesajlar gelmiş olmalı ki örgüte, “Siz ne yapıyorsunuz, biz size Ortadoğu’da bir devlet vaadediyoruz. Bizimle yanyana ürüyün” gibi birşey oldu. Sonra örgüt yakasına Amerikan sembollerini takarak hendekler falan, bütün o bildiğimiz ve hepimize acı veren sürece yöneldi. Şırnak’ta, Cizre’de onlarca insan hayatını kaybetti. Ne oldu peki? Bütün bunlar Kürt halkına ne kazandırdı? Hiçbir şey. Ama HDP buna karşı çıkabildi mi, hayır.

Bugün HDP’nin geldiği çıkmaz odur. HDP gidip gelip aynı duvarın dibinde duruyor. Onun için ben HDP’den yana ümitvar değilim. Küvözde parti olmaz, büyütülemez. Ondan serum al, bundan kan nakli getirsinler, böyle birşey olmaz. Türkiye’de yaşayan Kürt halkından da oy alamıyorsan bütün ümidin kendini “Kemalist” olarak tanımlayan CHP’den yardım alıp ayakta tutunmak ise niye o zaman siyaset yapıyorsunuz?

Bütün Türkiye, hepimiz biliyoruz ki bu şansı vermişti. Ve herkes Sayın Demirtaş’ın aldığı sonuçtan dolayı gayet mutluydu. Ama herşey bir anda tuzla buz oldu. Amerika’nın, İngiltere’nin Kürtler’i ilk aldatışı değil bu. Irak’taki, Suriye’deki olaylara da bakıyoruz.

Türkiye’nin gerçekleştirmediği bir yerel yönetimler reformu bir de anadilde eğitim meselesi var. Bunların gerçekleştirilmesinin önünde hiçbir engel de yokken Türkiye’deki Kürt coğrafyası bir kan denizine döndü.

İşi çıkmaza sokan Kürt sorunu değildi yani...

Kesinlikle PKK sorunuydu. Hatta sadece PKK’nın lider kadrosuydu. Ben PKK saflarında olan insanların da bıktığını düşünüyorum. Ama çaresizlik var bir, korku var iki... Örgüt üyeliği böyle birşeydir. Canım sıkılıyor hadi gideyim diyemezsiniz. Kürt halkı bu işten vazgeçtiğini o kadar samimi olarak ortaya koydu ki, hiçbir şeyden çekinmeden birçok anne Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin önüne gidip çocuğumu istiyorum dedi. Bu insanlar itelendiler, tehdit edildiler, dövüldüler. Bunu siyaset, demokrasi adına yaptığınızı söylüyorsunuz ama kimse yutmaz. Yarın da aynı şeyi yapacaklarını düşünüyorum.

Bütün partilerin Kürt meselesinde duyarlı olması lazım ama özellikle duyarlı olan bir siyasi oluşuma ihtiyaç var. Taşıma suyla değirmen dönüyor şu an.

Oluşan tabloya baktığımızda HDP’nin, kaybettiği oyları da gözönüne alarak, bu dönemi değerlendirebileceğini düşünüyor musunuz? Türkiyelileşme siyasetini hedef olarak önüne koyduğunu da varsayarsak...

HDP’nin içindeki birtakım siyasetçiler isteyebilir. Ama bunu yapma kabiliyetleri, şansları yok. Bu partinin bir patronu var ve o patron buna izin vermez. Demirtaş zaten öyle bir kıskaca sıkılmış ki... Demirtaş eğer serbest bırakılsa ve bu örgüt bağından kurtulsa ve yeni bir oluşma yönelse, hem Türkiye hem de Kürtler açısından hayırlı birşey yapabileceğine inanıyorum. Ama en başta bir manifesto açıklayarak yaparsa bu mümkün olur. Silahlı mücadeleye hiçbir zaman inanmadığını söyledi. PKK’nın bugünkü silahlı durumuna karşı mı açıklaması lazım. Hatırlarsanız Amerikalılar “PYD’yi PKK’yla savaştıralım” diye teklif ettiler.

Peki bu mümkün müydü ki Amerika böyle bir teklifte bulundu?

Mümkün olması önemli değil. Adam bu derece kullanma kabiliyetinde olduğunu gösteriyor. Ama belki de mümkün. Mümkün olmasa bir ABD Kuvvetler Komutanı bunu söyleme cesaretinde bulunabilir miydi? Bana göre PKK’nın, PYD’nin şu an Kürt halkına yaptığı en büyük saygısızlıktır.

Bunun için önümüzdeki dönem bir kongre mi toplar başka bir şey mi yaparlar oturup bir özgür ortamda tartışmalılar. Özgür bir ortam olmadan alkışlarla oturup kalkarlarsa bir faydası olmaz.

“Demirtaş serbest bırakılırsa...” dediniz. Yakın vadede böyle bir şey bekliyor musunuz?

Onu önümüzdeki dönem gösterecek. Demirtaş’ın karşı karşıya kaldığı durumu hukuki açıdan değerlendirme şansına sahip değilim. Bir şekilde bir süre sonra çıkacak, sonsuza kadar içerde kalacak değil. Ümit ederiz ki kısa sürede çıksın.

Rahmetli Bülent Ecevit’i değiştiren neydi biliyor musunuz? 12 Eylül’deki tutuklanması ve ardından Ankara’da cezaevinde konulduğu vakit BBC’ye verdiği demeçte duruşmaya çıktığında, duruşma salonunda izleyici sıralarında bir tek Rahşan Hanım vardı. Bülent Ecevit Demokratik Sol Parti’yi kurmaya o anda karar verdi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeniden açılmasına karar verildiğinde, CHP’nin 12 Eylül dönemindeki Genel Sekreteri Mustafa Üstündağ anahtarı alıp Ecevit’in kapısına gittiğinde Bülent Bey onu geri çevirir ve gidin partinize ne yapıyorsanız yapın der. Bir siyaset adamı, devlet adamı böyle davranır.

Ben Sayın Demirtaş’ın bütün bu süreci değerlendirmesini isterim. Belki de tutukluluk süreci onun için hayırlı bile olmuştur.

Peki mecliste oluşan milliyetçi partilerin ağırlıklı dağılımına bakacak olursak, Kürt sorunuyla ilgili adımlar atılabileceğini ya da bir çözüm süreci başlatılabileceğini söyleyebilir miyiz?

Çözüm süreci diye isimlendirmeyelim ama şöyle bir sıkıntı var Türkiye’de. Hangi parti olursa olsun bunu görmezden gelemez. AK Parti, MHP, CHP, İYİ Parti farketmez. Kürtler’in yoğunlukla yaşadığı illerde oy kaybetmiş de olsun, hala mecliste tutunabilen, yüzde 8 bile olsa ki küçük bir seviye değil, bunu görmezlikten gelince sadece gerçeğe gözünüzü kapatmış olursunuz. Ortada bir terör meselesi var, şiddet sarmalı var. Bir tane askerimiz ölüyor, onlardan kaç kişi ölüyor... Bu mu yani? Hergün 8-10 kişi ölsün diye mi yapılıyor bütün bunlar? Ve elde var sıfır. Niçin bunu yapıyor PKK? Sırf o tepedeki lordlar keyif yapsın diye mi yapılıyor? Ama şunun bilinmesi lazım. Bu kan denizinde şu an sörf yapıyorlar, yüzüyorlar ama örgüt lideri bu kanda boğulacaktır. Kürtler’in kanları bu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlerden önce “Kürt sorunu yoktur” demişti. Bundan bir geri adım olur mu?

Bunlar siyasi söylemler. O şunu söyledi, diğeri bunu söyledi. Biri “HDP’nin başına bir Türk getirecek değiliz” gibi sözler de söyler. Bunlara bakıp kalırsak kimse birşey çözemez. Söylemek istediğim şu: Bu sorunun, meselenin ne çapta olduğunu bilen bir lider varsa, buna PKK’lılar dahil, o da Erdoğan’dır. Çözüm yine Erdoğan’da. Erdoğan PKK ya da Kürtler tarafından sahip çıkılmadığı ve ihanete uğradığı sıkıntısını yaşadı. Siz Diyarbakır’a gideceksiniz, Şivan Perwer’le, Sayın Barzani’yle beraber gideceksiniz. Diğer yandan silahlı mücadele dönemi bitti çağrıları yapılacak ama adamı arkadan vuracaksınız. Böyle birşey olur mu? Bu sorun ortada durduğu sürece, bana göre çözüm adresi hala Erdoğan’dır.

Erbil’le yeniden bir yakınlaşma olacak mı peki?

Tabii ki. O kırgınlıklar onarılır, o ayrı bir mesele. Sayın Barzani İstanbul’a geldiğinde havalimanının şeref direğine Kürdistan bayrağı çekildi. Bunun bir kıymeti var, anlamı var. Bu sıradan bir iş değil. Herşeyin bir vakti var. Bunun anlamını bilen insan, onca yılın tecrübesini bilen insandır. O bayrağın çekilmesi ile Tayyip Erdoğan nasıl risk aldı biliyorlar mı?

AVNİ ÖZGÜREL / PORTRE

1948 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara’da Ulus gazetesinde gazetecilik mesleğine başladı. Aynı zamanda İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ekonomi-Maliye Bölümü’nde yüksek öğrenimini tamamladı. 1964-65 yıllarında Türk Ocakları Gençlik Kolları üyeliği yaptı.

Bu süreçte Milliyet, Akşam, Yeni İstanbul, Ayrıntılı Haber gazetelerinde ve Yankı Dergisi’nde gazetecilik mesleğini sürdürdü.

7 Şubat Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) operasyonunun anlatıldığı “Darbe”  adlı filmin senaryosunu ve yapımcılığını üstlendi.

2012 yılında PKK yöneticilerinden Murat Karayılan’la röportaj yaptı.

2013’te çözüm süreci döneminde “Akil İnsanlar” Ege Bölgesi heyetinde yer aldı.