Karasu: Komisyonun raporunda kararlı bir duruş yok
"Türkiye’nin Demokratikleşememesinin nedeni Kürt sorunu"
Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Mecliste kurulan komisyonun sunduğu rapora ilişkin "Bir buçuk yıldır bu sürece denk bir adım atılmadı." dedi.
KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, gündemdeki gelişmelere dair Medya Haber TV’de yayınlanan özel programda değerlendirmelerde bulundu.
Kürt sorununun çözümü bağlamında Mecliste kurulan komisyonun sunduğu rapora ilişkin Karasu, “Bir buçuk yıldır bu sürece denk bir adım atılmadı. Ona denk bir yaklaşım gösterilip süreç ilerletilemedi. Rapor ciddi eksikler, yetersizlikler taşıyor. Yani bu sorun öyle terör sorunu falan değil. Bu Kürt sorunudur. Bunu kendileri de biliyor, dünya da biliyor, herkes de biliyor. Şimdi böyle ciddi bir konuya ciddi yaklaşmak lazım. Bir kere adını koymak lazım. Bir kararsızlık, bir tereddüt, bir ikircilik; yani kararlı bir duruş yok." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin demokratikleşmemesinin nedeninin Kürt sorunu olduğunu söyleyen Mustafa Karasu, "Demokratikleşme adımları atıldığında, ister istemez Kürt sorunu çözümünde de adımlar atacaklar. Hem demokratikleşme yapacaksın hem ‘demokratım, demokratikleşme var’ diyeceksiniz hem de ‘Kürt sorunu böyle kalamaz. Kürt sorunu çözümsüz kalamaz.’ Bu nedenle Zaten Türkiye'de gerçek demokrasi yoktur, olmamıştır. Şimdiye kadar gerçek demokrasi yoktur. Nedeni Kürt sonunun çözümsüz kalmasıdır. Bu yönlü tabii ki bunları eleştireceğiz. Evet meclisin böyle bir komisyon kurması, insanları çağırıp konuşması önemli. Çünkü çağırdığı insanlar hep Kürt sorunuyla ilgili insanlar. Kürt sorununun yarattığı sonuçlar tartışılmıştır. Bilmem 150 mi, 170 mi kişi ve kurumla konuşulmuş. Ve bu yönüyle hem böyle bir komisyon kurulacak, hem çağrılacak hem de sonradan komisyon böyle nasıl yani? ‘Şu nedir? Bu nasıl tepki gösterir?’ Yani böyle olmaz yani. Hükümet, devlet açık ağrılığını koyması gerekiyor. Koyarsa toplumsal destek alır. Öyle İYİ Parti'nin, şunun, bunun hiç söylemleri bir anlam ifade etmez." diye konuştu.
Karasu, raporda Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasına dair bir yaklaşımı görüp görmediğine dair soruya ise şu yanıtları verdi:
"Devlet Bahçeli çağrı yaptı. ‘Gel örgütünü feshet, umut hakkından yararlan’ dedi. Şimdi böyle ciddi bir sorun. Bu Kürt sorunu. Kürt halkı, ‘Baş müzakerecim’ diyor. Biz, Kürt özgürlük hareketiyiz. Onlarca yıldır süren gerilla mücadelesinden sorumluyuz. Böyle bir hareketiz. Biz de bu kadar büyük bir hareket olarak, onlarca yıldır mücadele veren bir hareket olarak; Öcalan'yı baş müzakereci ilan etmişiz. Şimdi bizim durumumuz tartışılıyor. Baş müzakerecimiz de Öcalan. Peki nasıl çözülecek? Örgüt sorunu nasıl çözülecek? Tabii ki Öcalan'la müzakere edilerek, tartışarak çözülür. Bu yönüyle hem böyle büyük bir sorun olacak hem de büyük bir sorunun muhatabı olan Öcalan’la süreç ciddi resmi bir muhataplıkla ilerlemeyecek. Bu olmaz. "
Rapora işaret edilerek, “Demokrasi şartlara bağlanabilir mi?” yönünde sorulan soruya dair konuşan Karasu, “Şimdi siz bu soruyu sorunca aklıma cezaevi geldi. Cezaevinde tabii baskılar vardı. Gazete verilmiyordu, ziyaretçilerimiz görüştürülmüyordu, açık işkence yapılıyordu. Biz eylemlere başvuruyorduk, ölüm orucuna giriyorduk. Tabii tartışmalar oluyordu. Cezaevi yönetimine, gelenlere, ‘İnsan haklarının pazarlığı mı olur? İşkence yapmamanın pazarlığı mı olur? Gazete vermenin pazarlığı mı olur?’ diyorduk. Bunlar temel haklardır. Biz sizden fazla bir şey istemeyiz. Bizi cezaevinden bırakın da demiyoruz. Ama bunlar temel haklardır." dedi.
Mustafa Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gerçekten demokratikleşme konusunda, ‘Şu olursa demokratikleşme olur.’ O zaman sen demokratik zihniyette değilsin. Demokratikleşme yaparak sorunlara çözüm bulacaksın. Demokratikleşme her türlü sorunun çözümüdür. Her türlü olumsuzluğu gideren bir yol ve yöntemdir. Bu bakımdan gerçekten, ‘Şöyle olursa demokratik adımlar atılır’ gibi raporda yer alan söylemler, raporun talihsizliğidir. Gerçekten raporu yazanlara yakışmamış diyelim. Çünkü belli ki bir entelektüel dil, birikim var. Öyle sıradan kişi yazmamış. Ama o entelektüel birikim, o kadar entelektüel şeyden bahsetmiş, demokrasi, özgürlükten bahsetmiş. Ondan sonra kalkmış ‘Demokratik haklar şu olursa yapılır’ gibi şeyler deniyor. Kimin için yapıyorsun? Sen kendi halkın için yapmayacak mısın yani? Sen demokrasi kimin için yapıyorsun? Demokrasi bütün halk için. Demokrasizlikten sadece Kürtler zarar görmüyor ki. Bütün Türkiye halkları zarar görüyor. Türkiye toplumu, insanı zarar görüyor. Bu açıdan tabii ki demokratikleşmeyi öyle diyelim şuna buna bağlamak doğru değil."