DEM Parti Eş Genel Başkanı: Yasa çıkmadan Meclis kapanmamalı
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, "Türkiye’de barışın toplumsallaşmasının önündeki en önemli engellerden biri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerinde yürütülen operasyonlardır. Böyle bir süreçte CHP’nin bütünlüklü desteği son derece önemlidir. İktidarın bunu gözetmesi gerekirken, CHP’ye yönelik operasyonlarla bu süreç adeta sabote edilmeye başlanmıştır." dedi.
İktidara yakın isimlerin "Çerçeve yasa hazır, mutabakat sağlandı" yönündeki açıklamalarına değinen Hatimoğulları, "Şunu çok net söyleyebilirim, bize ulaşan herhangi bir metin yok. Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) çıkarmayı hedeflediği yasanın içinde ne olduğunu bilmiyoruz. Yasanın Temmuz ayında geleceği söyleniyor. Ama daha önce de defalarca ‘gelecek’ denildi ve gelmedi. Zaten Meclisin kapanmasına çok az zaman kaldı. Eğer ellerinde bir taslak varsa bu hafta paylaşmaları gerekiyor. Bu yasa çıkarılmadan Meclis kapanmamalı" ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, DEM Parti tarafından hazırlanan taslakta Abdullah Öcalan'a ''umut hakkı'' için bir düzenlemenin de yer aldığını ifade etti.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecinde yaşanan gelişmeleri Nefes Gazetesi’ne değerlendirdi. Hatimoğulları'nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
SORU: Neden “kök yasa” tabirini kullanıyorsunuz?
''İlk kez Kürt sorunuyla ilgili bir yasal ve hukuki adım atılmış olacak. Bu bakımdan biz bu yasayı önemsiyoruz. Bir ‘kök yasa’ dememizin sebebi de bu. Bu yasa, başka yasaların ve çözüm sürecindeki başka zeminlerin oluşmasına ve güçlenmesine katkı vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama iktidarın nasıl düşündüğünü bilmiyoruz. Fakat bizim açımızdan esas mesele şudur, gerçekten Kürt sorununun siyasal ve hukuki bir zeminde çözülmesiyle ilgili samimi bir adım atılacak mı? Aslında bu yasanın ana fikrini belirleyecek olan da budur. Ardından diğer düzenlemeler, diğer yasalar da gelmeli.''
SORU: AK Partinin hazırladığı yasayı görebildiniz mi?
''Hayır, görmedik. Son dönemde AK Parti adına konuşan isimlerden, yasa konusunda bir mutabakat sağlandığı, ortak bir metin üzerinde uzlaşıldığı ve bu metnin bize de verildiği yönünde açıklamalar ve haberler de çıktı. Ama şunu çok net söyleyebilirim, bize ulaşan herhangi bir metin yok. AK Partinin çıkarmayı hedeflediği yasanın içinde ne olduğunu bilmiyoruz. Normal şartlarda şöyle bir süreç işleyecekti. Son görüşmede Öcalan, 7-8 maddelik bir kök yasa mantığına ilişkin hazırlık yapmış. Bu devlet temsilcileriyle de paylaşılmış. Metin bize ulaşmadı ama içeriği hakkında genel hatlarıyla bilgilendirildik. Son yapılan görüşmede de kök yasa konuşuldu. Devlet temsilcileri yine oradaydı. Aslında genel anlamda bir mutabakat henüz sağlanabilmiş değil. Dolayısıyla bize ulaşmış somut bir içerik yok. Yarın öbür gün beklentileri karşılamayacak bir yasa çıkarılırsa, bunun sürece katkısı olmaz. Çünkü bu kök yasadaki temel yaklaşım, silahsızlanma sürecini hızlandıracak, siyasi ve hukuki zemini güçlendirecek bir düzenleme olmalıdır. Yasanın temmuz ayında geleceği söyleniyor. Ama daha önce de defalarca ‘gelecek’ denildi ve gelmedi. Zaten Meclisin kapanmasına çok az zaman kaldı. Eğer ellerinde bir taslak varsa bu hafta paylaşmaları gerekiyor. Bu yasa çıkarılmadan Meclis kapanmamalı.
Bazı yaklaşımlara baştan karşı olduğumuzu ifade etmek isterim. Birincisi, insanların kategorize edilmesine karşıyız. İkincisi ise, etkin pişmanlığı ya da pişmanlığı çağrıştıracak herhangi bir yaklaşımın kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz. Çünkü insanlar gerçekten siyasette yeni bir başlangıç yapmak istiyorlar. Zaten Türkiye’de etkin pişmanlık yasası var. Dolayısıyla bu bizim açımızdan yeni bir yaklaşım değil. Öcalan da İmralı’da bu yaklaşımın kabul edilmeyeceğini çok net bir biçimde ifade etmiş. Biz kendi taslağımızı ise önümüzdeki dönemde, gelişmelere göre kamuoyuyla paylaşabiliriz. Bizim taslağımızda kategoriler olmayacak. Numan Bey’in sık kullandığı bir ifade var, “Türk’ün de Kürt’ün de haysiyeti ve onuru.” Bu çok kıymetli bir yaklaşım. Yani kapsayıcı, insanları kategorilere ayırmayan, pişmanlığı dayatmayan, gerçekten siyasi ve hukuki çözümü esas alan, demokratik zemine oturacak bir kök yasadan söz ediyoruz. Hem kök yasaya ilişkin hem de Öcalan’ın umut hakkıyla ilgili hukuki düzlemde hazırladığımız çalışmalarımız bulunuyor.''
SORU: Süreci tabanınıza nasıl anlatıyorsunuz?
''Aslında atılması gereken bazı adımlar var ki bunlar için yeni yasal düzenlemeye bile ihtiyaç yok. Bunların başında AİHM kararlarının uygulanması geliyor. Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve arkadaşlarının serbest bırakılması gerekiyor. Aynı şekilde Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş açısından da yapılması gerekenler var. Bugün Türkiye’de barışın toplumsallaşmasının önündeki en önemli engellerden biri de CHP üzerinde yürütülen operasyonlardır. Bunlar hiçbir zaman olmaması gereken uygulamalardır. Ama özellikle barışın konuşulduğu bir dönemde yaşanması daha dikkat çekicidir. Böyle bir süreçte CHP’nin bütünlüklü desteği son derece önemlidir. İktidarın bunu gözetmesi gerekirken, CHP’ye yönelik operasyonlarla bu süreç adeta sabote edilmeye başlanmıştır. Üstelik bu gözaltılar ve tutuklamalarla sınırlı kalmadı. Mutlak butlan tartışmalarıyla hem CHP’nin dışına hem de iç işleyişine yönelik müdahaleler gündeme geldi. Operasyonlar devam ettiği sürece barışı toplumsallaştırmakta ve ‘Türkiye’nin birinci gündemi barıştır’ algısını oluşturmakta zorlanıyoruz.''
SORU: Süreçte DEM Parti’ye yönelik bakışta değişiklik oldu mu?
''Kendi tabanımız açısından söyleyecek olursam, tabanımız barış konusunda kararlı bir mücadele yürütüyor. MHP ise kendi tabanını ikna etmek için ciddi bir emek verdi. Başta Bahçeli devreye girip bunu anlatmasaydı, kendi tabanını ikna etmekte zorlanabilecek bir yapıydı. AK Parti ise böyle bir çalışma yapmadı. Bizim AK Parti’ye yönelik en önemli eleştirilerimizden biri de budur. 2013-2015 sürecinde Akil İnsanlar Heyeti oluşturulmuştu. Aydınlar, yazarlar, gazeteciler ve sanatçılar toplumun ikna edilmesi için Türkiye’nin birçok yerini dolaşmıştı. İktidara yakın medya organlarının Kürt sorununa ilişkin dili değişmişti. Bugün ise bunların hiçbirini görmüyoruz. Bunu görüştüğümüz AK Parti temsilcilerine de ifade ettik. Buna rağmen CHP’nin bugüne kadar çok olumlu bir tutumu oldu. Mecliste kurulan komisyonda yer almaları son derece önemliydi.''