İran ve Avrupa Hürmüz Boğazı'nın mayınlardan temizlenmesi için iş birliği yapacak
İran yönetiminin, Hürmüz Boğazı'nda konuşlandırılan mayınların temizlenmesi operasyonlarına Avrupalı devletlerin katılımına izin vermeyi öngören bir formülü masaya yatırdığı iddia edildi.
Bloomberg'in üst düzey diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre İran yönetimi, Hürmüz Boğazı'nda konuşlandırılan mayınların temizlenmesi operasyonlarına Avrupalı devletlerin katılımına izin vermeyi öngören bir formülü masaya yatırdı.
Kaynaklar, söz konusu adımın bu stratejik deniz yolunda seyrüsefer güvenliğinin yeniden tesis edilmesini hedefleyen kapsamlı bir uzlaşmanın parçası olabileceğini değerlendiriyor. Bu hamlenin, bölgedeki askeri tırmanmayı dizginleme ve Washington ile sürdürülen diplomatik temasları destekleme amacı taşıdığı ifade ediliyor.
Daha önce Hürmüz Boğazı'na yönelik herhangi bir harici müdahaleyi kesin bir dille reddeden Tahran'ın, son haftalarda basına kapalı yürütülen müzakerelerde esneklik sinyalleri verdiği ve bölgenin mayından arındırılması sürecinde uluslararası aktörlerle iş birliğine açık olduğunu bildirdiği belirtiliyor.
Diplomatik kanallardaki hareketlilik sürerken ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde kritik aşamaların kaydedildiğini açıkladı.
Rubio, "Hürmüz Boğazı'nın seyrüsefere açılması konusunda nihai anlaşmaya kısa süre içerisinde ulaşmayı hedefliyoruz." açıklamasında bulundu.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise taraflar arasındaki mutabakatın her an sağlanabileceğine işaret ederek, muhtemel bir anlaşmanın bölgesel istikrarın yeniden inşasına ve gerilimin kademeli olarak düşürülmesine önemli katkı sunacağını ifade etti.
Çatışmaların başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini fiili denetimi altında tutan İran, ticari gemileri kendi karasularına yakın güzergahları kullanmaya zorluyor.
Boğazdaki statünün savaş öncesi koşullara dönmeyeceğini ve geçiş yapan gemilerden hizmet bedeli tahsil edileceğini beyan eden Tahran yönetimine karşı ABD, seyrüsefer serbestisinin uluslararası hukuk gereği kısıtlanamayacağını savunuyor.