K24 ÖZEL- Ekonomide Kürt faktörü

http://www.kurdistan24.net/tr/

Hozan Adar

London Capital International'den ekonomist Ramazan Tunç, Türkiye ekonomisinin geleceğinde önemli bir dinamiğin de Kürt sorunu olduğunu vurguladı.

K24’e konuşan Ekonomist Ramazan Tunç, Kürtler’in politik karar alma sürecinin dışına itilmesinin Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yeni demokratik bir anayasayı zorlaştıracağını belirtti.

Tunç, Türkiye siyasetinin ekonomiyle olan ilişkisini şu başlıklar altında değerlendirdi:

7 HAZİRAN VE SONRASI

AKP hükümeti 2001 dünya ekonomik krizinden sonra iktidar olmuş bir siyasal partidir.

AB süreci ile uluslararası piyasalara entegre olmaya başlayan Türkiye, uluslararası sermaye akışının önemli duraklarından biri haline geldi. Böylelikle hem sermaye girişleri arttı hem de yapılan kısmi reformlarla, demokratik kurumlar güçlendirildi.

Ancak daha sonra siyasal iktidar AB Süreci ve reformlarını askıya aldığından ve irredantizm hastalığı nedeniyle uluslararası sermaye çevrelerinin Türkiye’ye olan güveni, siyasal iktidara olan güveni sarsılmaya başladı. 

Kronikleşen sorunların çözümü ertelendi veya üstü örtüldü. Nihayetinde 2014 yılından beri sürekli seçimler ve seçim ekonomisi ile Türkiye’nin ekonomi politikaları hayata geçirilmekte ve Türkiye 7 Haziran 2015’ten beri de siyasal bir kriz, bir türbülans yaşamaktadır.

KÜRTLER VE EKONOMİ

Kürtler’in politik karar alma sürecinin dışına itilmesi, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yeni demokratik bir anayasayı inşa etmeyi zorlaştırdığı gibi, reform ve regülasyonların da yapılmasının önünü tıkadığından piyasaya olan güvenin sarsılmasına neden olmaktadır.

Kürt sorunu çözülememesi her zaman için Türkiye ekonomisine büyük külfet getirmiştir, büyük maliyet olmuştur ve şu süreçte de bu maliyet artan bir ivme ile devam etmektedir.

Ekonominin gideceği yer 1994 Tansu Çiller dönemi ekonomi politikalarıdır ki o dönemde de Türk derin devleti iktidar hâkimiyeti en üst düzeydedir ve o dönemde yaşanan siyasal, ekonomik ve toplumsal krizin yarattığı toplumsal patlama hafızalardadır.

NELER OLACAK?

Yeni hükümet sisteminin yetkileri tek elde toplaması, demokratik kurumların işleyişini olumsuz etkileyecek ve bu durum birçok makro göstergelerde bozulmaya sebebiyet verecektir.

Bu durumdan kurtulmanın yolu ise reformlar, regülâsyonlarla, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, adaleti, ifade özgürlüğü başta olmak üzere tüm özgürlükleri garanti altına alacak, uzlaşmaya dayalı yeni bir anayasa oluşturmaktır.

Bununla birlikte çatışmacı ve yayılmacı dış politikadan, uzlaşmacı ve dış ticareti geliştirici politikalara yönelmek ve hakikatle yüzleşmektir.  Mümkün mü? İzleyip göreceğiz.