DEM Parti: Artık somut ve geri dönülmez adımlar atılmalı
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), barış sürecinin soyut beyanlarla sınırlandırılamayacağını belirterek, barışın gereğinin artık sözle değil, somut ve geri dönülmez adımlarla yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dün (15 Ocak 2026 Perşembe) Ankara’da gerçekleştirilen Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı.
Halep şehrinde Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve işlenen suçların, barışın önünü tıkayan ve birlikte yaşama ihtimalini doğrudan hedef alan bir sistematik girişim olarak nitelendirildiği bildirgede, "Bu saldırılar yalnızca Kürt halkına değil, Suriye’nin ortak geleceğine ve halkların birlikte yaşama iradesine yöneliktir. Türkiye’nin bu süreçte barışı önceleyen, halkların eşitliğini esas alan yapıcı bir rol üstlenmesi tarihsel bir sorumluluğun gereğiyken, HTŞ rejimine aktif destek sunan yaklaşımı kabul edilemez. Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal yapısına, tekçi ve selefi bir zihniyet dayatılamaz." denildi.
Türkiye’deki barış süreciyle ilgili bilgirgede şu ifadelere yer verildi:
"Eski çatışma rejiminin bütünüyle yeniden tesis edilmediği; ancak barışın da kendiliğinden ilerlemediği kırılgan, gerilimli ve mücadeleye açık bir süreç yaşanmaktadır. Bu sürecin en kritik tarihsel eşiği, 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”dır. Bu çağrı, yıllardır derinleşen çatışma ve inkar düzeninde belirleyici bir kırılma yaratmış; yeni bir yön tayin ederek barışın ve demokratik çözümün hala mümkün olduğunu güçlü biçimde ortaya koymuştur."
Barış sürecinin soyut beyanlarla sınırlandırılamayacağı kaydedilen bildirgede, "Bu noktada siyasal iktidara açık ve bağlayıcı bir çağrıda bulunuyoruz: Barışın gereği artık sözle değil, somut ve geri dönülmez adımlarla yerine getirilmelidir. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı; infaz rejiminden ifade özgürlüğüne, siyasal katılımdan yerel demokrasiye kadar çözümün altyapısını oluşturacak düzenlemeler gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Barış ertelenerek değil, siyasal cesaret ve tarihsel sorumlulukla kurulur." sözleri kullanıldı.
Barışın dış gelişmelere, bölgesel ajandalara ya da zamana yayılmış belirsizliklere havale edilmemesi gerektiği vurgulanan bildirgede, "Halkların geleceği, büyük güçlerin stratejik hesaplarına teslim edilemez. Barış, dış konjonktürün rehini değildir; bu toplumun ortak iradesiyle kurulacak tarihsel bir zorunluluktur." denildi.
Kalıcı ve gerçek barışın ancak iradenin toplumsallaşmasıyla gerçekleştirilebileceği belirtilen bildirgede, "Halkların sürecin pasif izleyicisi değil, öznesi ve kurucusu haline gelmesi esastır. Parlamento bu sürecin önemli bir parçasıdır. Ancak barışın asıl gücü, toplumun örgütlü iradesinde ve demokratik mücadele kapasitesinde yatmaktadır. Bu nedenle barış mücadelesi, demokratikleşme mücadelesinden ayrı düşünülemez." sözleri kullanıldı.