Prof. Öğütçü: Birleşik Irak artık dikiş tutmaz

Boğaziçi Enerji Kulübü Başkanı Prof. Mehmet Öğütçü, Kürdistan’ın enerji kaynakları, bölgesel gelişmeler ve Kürdistan’ın bağımsızlığı konularında Kürdistan24’ün sorularını yanıtladı.

Kürdistan24 / İSTANBUL
Dünyanın önde gelen uluslararası ilişkiler, jeopolitik ve enerji uzmanlarından İngiltere merkezli Global Resources Partnership ve Boğaziçi Enerji Kulübü’nün Başkanı Prof. Mehmet Öğütçü, Kürdistan’ın enerji kaynakları, bölgesel gelişmeler ve Kürdistan’ın bağımsızlığı konularında Kürdistan24’ün sorularını yanıtladı.

Geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan ve büyük ses getiren “Yeni Büyük Oyun Neresindeyiz Nereye Gidiyoruz?” isimli kitabında 3’üncü dünya savaşının başladığı ve vekalet savaşlarıyla devam ettiğini yazan Prof. Öğütçü, Ortadoğu’da suların yakın bir dönemde durulmasının zor gözüktüğünü söyledi.

Prof. Mehmet Öğütçü’nün Kürdistan24’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Üçüncü dünya savaşı ne zaman, nerde, nasıl başladı? Üçüncü dünya savaşını diğer ikisinden ayıran özelliği nedir?

Birinci Dünya savaşıyla 2. Dünya savaşının nasıl ortaya çıktığını nasıl geliştiğini biliyorsunuz. Şimdi yaşamakta olduğumuz, tırnak içerisinde 3. Dünya Savaşı ise bambaşka bir şekilde cereyan ediyor. Önce vekâlet savaşlarıyla başladı, hiçbir ülke artık 2 tane büyük süper gücün dizginleyici gücü olmadığı için ve çatışmalar çok hızlı yayılabileceği için devletler doğrudan girmek istemiyorlar savaşa. Onun için vekâlet savaşları dediğimiz yandaş, destekledikleri gruplar aracılığıyla giriyorlar. Şimdi bunu yaşıyoruz, birçok yerde sadece Ortadoğu’da değil Rusya’nın çevresindeki ülkelerde de görüyoruz, Uzakdoğu’da da görüyoruz, Latin Amerika’da da görüyoruz. Ama Ortadoğu en fazla bilinen, bizi de en fazla ilgilendiren bölge.

Yüz yıl önce birinci dünya savaşı döneminde bu coğrafyada sınırlar kalemle çizilirken özellikle Sykes-Picot ile Kürtlerin toprakları bölündü, her bir parçası bir tarafa verildi ama Kürtlere bir şey verilmedi. Birinci dünya savaşı geçti, ikincisi geçti, şimdi sizin deyiminizle üçüncü dünya savaşı sürerken Kürtler devletlerini istiyor. Üçüncü dünya savaşının bitiminde Kürtler bağımsızlıklarına kavuşmuş olabilecek mi? Üçüncü dünya savaşı bu coğrafyada ne tür şekillenmeler ortaya çıkaracak?

ASİMETRİK BİR SAVAŞ CEREYAN EDİYOR

Sykes-Picot’un 100. yılını geride bıraktık. Burada artık oyun kurucu bir ya da iki tane değil, eskiden İngiltere sonra Amerika ile Rusya-Sovyetler Birliği aldılar. Ama bugünkü düzende çok kutuplu bir düzen, çok sayıda oyuncu var. Ortadoğu’ya da baktığında görüyorsunuz; Amerika orada Avrupa Birliği’nin bazı ülkeleri orada. Birlik olarak olmasa da İngiltere Almanya başta olmak üzere, Fransa olmak üzere, Rusya çok güçlü bir şekilde geldi. En zayıf olduğunu düşündüğümüz dönemde Rusya şimdi Doğu Akdeniz gücü oldu Suriye’ye yerleşerek. Afrin’de Türkiye sınırında ateşkesin gözlemcisi sıfatıyla bulunuyor. İran, hiç eskiden hesapta olmayan bir güç.  Şuanda Ortadoğu’da oldukça güçlü bir oyun kurucu rolüne soyunuyor. Irak’ta, Körfez’de Yemen üzerinden Suudi Arabistan’a dönük olarak Bahreyn’de ve Doğu eyaletlerinde Suudi Arabistan’ın en büyük petrol üretiminin olduğu muazzam bir güç haline geldi İran. Ve satranç oyunu titizliğiyle çalışıyorlar.

Şimdi yeni bir kurul düzeni oluşturulurken; bunun, savaşın enstrümanları değişti. Artık silahlı kuvvetlerle yapılmıyor savaş. Çok daha akıllı, ekonomik, teknolojik, siber güvenlik, siber saldırılar, araçlar çok arttı ve asimetrik bir savaş cereyan ediyor. Kiminle savaştığınızı bilmiyorsunuz, adeta yel değirmenlerine karşı savaşıyor gibi gözüküyorsunuz. Ama biraz çekilip şöyle ağaçların arasında kaybolmadan ormana tepeden baktığınızda görüyorsunuz ki belli bir yere doğru gidiş var.

ÖNEMLİ BİR HUSUS KÜRTLERİN GELECEĞİ NE OLACAK?

Nereye doğru, nasıl bir gidiş var, bu savaşın sonunda ne olacak?

Ortadoğu’da sınırlar değişecek… Hemen olmaz. Tarihi gelişime bakarsanız bu tür şeyler çok uzun zaman alır ama dünyamızda artık gelişmeler o kadar hızlı cereyan ediyor ki teknoloji sayesinde, iletişim sayesinde. Bunlar belki beklediğimizden çok daha hızlı gelişebilecek. Bölgedeki tabloya baktığınız zaman IŞİD’in temsil etmeye çalıştığı ama dünyada kimsenin kabul etmediği, halkları da bıktıran Sünni bir blok var orada. Bunu yok varsayamazsınız. Bugün IŞİD’i temizlersiniz ama arkasından mutlaka oradaki Sünni bloku, Irak’taki, Suriye’deki birleştirecek, onların menfaatlerini temsil edecek bir güç çıkacak. Dileriz ki daha böyle uluslararası camianın kabul edebileceği, oturup konuşulabilecek böylesi vahşice canavarca yollara başvurmayan güç çıkar ortaya. İkinci önemli husus Ortadoğu’da özellikle bizim yakın coğrafyamızda Kürtlerin geleceğinin ne olacağı?

IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KALMADI

Sykes-Picot’tan yüz yıl sonra Kürtlerin güçlü bir bağımsızlık talepleri var. Kürdistan’dan yapılan açıklamalar bağımsızlık yolunda hızla yol alınacağı yönünde. Kürdistan Başkanı Mesud Barzani bu konuda kararlılıklarını vurguluyor. Ne bekliyorsunuz, bundan sonra ne olur sizce?

Yani eğer Kürt Özerk Yönetim Başkanı Mesud Barzani’nin demeçlerine bakarsanız er ya da geç biz bağımsızlığı elde edeceğiz diyor, bunun için referandum da yapacağız diyor. Bunun için uluslararası konjonktür, bölgesel ülkelerin tavırları olur mu olmaz mı, buna yeşil ışık yakar mı yakmaz mı? Benim gözlemim Batı ile konuştuğunuz zaman, özellikle Amerika ile AB ülkeleriyle, sürekli şunu tekrarlıyorlar “biz Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız.” Irak’ta toprak bütünlüğü diye bir şey kalmadı, Suriye’de de kalmadı. Bunu geriye çevirip, eskiye geri çevirmek mümkün değil. Yani akan suyu geriye çeviremezsiniz. Orada bir realite yaratıldı. O realitenin bir şekilde bir mecraya dökülmesi gerekecek.

O realite nasıl bir mecraya dökülecek? Bağımsızlık konusunda öngörünüz nedir?

Yani şuanda bence bağımsızlığın koşulları tam olgunlaşmadı. Siyasi ve güvenlik münazaralarını kenara bıraksak ki onlar son derece önemli. Ekonomik olarak da koşullar olgunlaşmış değil. Ekonomik koşullar livable, yaşanabilir değil.

DOĞALGAZ KAYNAKLARI ÇOK ÖNEMLİ

Kürdistan’ın güçlü enerji kaynakları var…

Kürt bölgesinin ayakta kalabilmesi için her ay en az 1.2 ile 1,5 milyar dolarlık bir gelire ihtiyaç var. Bunu Bağdat’tan alamıyorsunuz, petrol gelirlerinden elde ettiğiniz para oldukça sınırlı, 600 bin varil petrol ihraç ediliyor biliyorsunuz…

Şuanda Kürdistan’ın dayandığı en önemli kaynak, finansör olarak söylüyorum petrolden elde ettiği gelir. Madenler belki bir süre sonra. Şayet doğalgaz yatırımları Miran’da, Bina Bawi’de gerçekleşirse, ki oldukça önemli bir gelir de sağlayacak ama bu hemen olabilecek bir iş değil. Önümüzdeki en az 3 yıl yatırım süreci var. Ondan sonra doğalgaz çıkacak, yatırımcıların parası ödenecek falan. Dolayısıyla görünür gelecekte Kürdistan’ın yüklü bir ulusal bir gelire sahip olması şart. Ya da bağımsızlığını destekleyecek başka bir formül. Çünkü başka formüller de konuşuluyor, sadece bağımsızlık değil.

EGEMENLİĞİN PAYLAŞIMI FORMÜLÜ; CONDOMINIUM

Nedir o formüller?

Şuanda Irak’taki Kürt Özerk Yönetim Bölgesi’nin en büyük sıkıntısı egemen bir güç olmadığı için, varlık olmadığı için dış dünyayla ticaretinde, finans ilişkilerinde, yatırım ilişkilerinde ciddi güçlükle karşılaşıyor. Bunun önüne geçmek için belki bir orta yol bulunur diye konuşuluyor. Anayasa’da değişiklik yapılıp Bağdat’ı da ikna edip, Tahran’ı Ankarayı da ikna edip acaba condominium dediğimiz ortak egemen bir statü yaratılabilir mi? Eğer bağımsızlık mevcut koşullar altında mümkün değilse. Bir de Kürt Özerk Yönetim Bölgesinin bağımsızlık arzusunu, tutkusunu olumsuz yönde etkileyen başka gelişmeler var.

YPG UNSURU OLMASAYDI ANKARA’NIN BAKIŞI DAHA POZİTİF OLURDU

Nedir onlar?

Suriye’de olup bitenler. YPG’nin Türkiye ile ciddi bir şekilde çekişmeye girmesi, Amerika ile Rusya’nın orada taraf alıp Türkiye’yi hısım olarak görmesi. Bu biraz manzarayı zorlaştırıyor. Şayet Suriye’deki son gelişmeler yaşanmasaydı belki Ankara’nın bakışı farklı olabilirdi Erbil’e veya Erbil’in arzularına. Çünkü iki bölgeyle Türkiye arasında muazzam bir ekonomik ticari, yatırım müteahhitlik hizmetleri ilişkisi gelişti aynı zamanda PKK’ya karşı ortak bir yaklaşım oluştu. Paketin içinde çok unsur var; güvenlik de var, yatırım da var, ticaret de var, enerji de var, turizm de var. Böylesine iç içe geçmiş karşılıklı bağımlılığı artmış bir dünyada her şey yolunda giderken aslında Suriye’de ortaya çıkan gelişmeler ne yazık ki bunu olumsuz yönde etkileyebilir, pürüz olabilir. Oranın da çözüme kavuşması lazım. Bu şekilde.

Yine başa dönecek olursak, bu keşmekeş içinde ne olacak, taşlar yerine oturacak mı, oturacaksa hangi taş nereye oturacak, ne zaman oturacak?

Oturmayacak. Bu kadar kısa zamanda bunun oturmasını beklemeyelim. Çünkü Trump’ın ne yapacağını hala çözemedik. Trump’ın Ortadoğu’ya yönelik politikası ne olacak, bunun netleşmesi lazım. Rusya ne yapacak, Rusya’nın stratejisi bölgeye yönelik ne kadar sürdürülebilir? Rusya şuanda Suriye’de önemli kazanım elde etti. Aynı şekilde İran’ın bölgedeki arzuları etkileri silinmeyecek. Yani bunların arasında Türkiye ne yapacak? Birtakım belirsizlikler, sıkıntılar yaşanıyor ama hala Türkiye bölgenin önemli gücü. Dolayısıyla böyle menfaatleri çatışan ülkeleri biraraya getirip bir oyun kurmak ortaya net bir şey çıkartmak kolay değil. Dolayısıyla bu belirsizlik, bu çatışmalar, benim şahsi kanaatim daha da devam edecek. En büyük sıkıntı, Türkiye açısından tabi bölgedeki Kürtlere yönelik politikasında PKK’nın durumu. Çünkü Ankara’daki inanış PKK bu vekalet savaşlarında bir aracı olarak kullanılıyor. Dolayısıyla böyle bir yaklaşımı gördüğünüz zaman PKK’nın bir şekilde nötralize edilmesi, özellikle Suriye’de, Kuzey Irak’ta Kürdistan Bölgesindeki giderek artan etkisinin sınırlandırılması Erbil ile Ankara arasındaki ilişkiler açısından da belirleyici olacaktır.

TRUMP, İRAN’I SINIRLANDIRMAK İSTER AMA BEDELİNİ DE İSTER

Sizin de dediğiniz gibi İran son yıllarda bölgede büyük bir nüfuz elde etti. Trump bunu sınırlandıracağım diyor. Bu konuda ne tür gelişmeler beklenebilir?

O aslında en büyük sorulardan bir tanesi. Çünkü İran, sadece Amerika’yı değil İsrail’i değil aynı zamanda Körfez bölgelerini ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Suudi Arabistan’da işte Yemen üzerinden, Bahreyn’de, Doğu eyaletlerinde. Obama, müttefiklerini küstürmüştü ama Trump da diyor ki ben kimsenin bedava jandarması olmam diyor. Bunun bir bedeli var diyor. Şayet Amerika burada eğer İran’ı dizginleyecek ve bu Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlayacak bir ülke olacaksa bunun bedelini ister.

ABD ve Rusya’nın güç savaşımının bölgedeki yansımaları nasıl olur?

Rusya ne yapacağını, ne yapmak istediğini gösterdi. Ben bu bölgede varım dedi, üslerini de kurdu. Hem deniz üslerini hem hava üslerini. Bölgede gücünü tesis etmeye devam edecek. Ama Trump’ın nasıl davranacağı konusunda henüz bir netlik yok. Şuan Trump’ın ajandasında tek önemli husus IŞİD’in yok edilmesi. Bu seçim kampanyasında da verdiği söz.

ABD KARTLARINI AÇIK ETMİYOR

Trump’ın Kürdistan politikasının Obama’dan daha farklı bağımsızlığa daha yakın olacağı yönünde değerlendirmeler var, sizin değerlendirmeniz ne yönde?

Buna dair net bir şey söylemek için henüz erken. Kürdistan yöneticileri birkaç kez gitti Washington’a, Trump’ın ekibiyle görüştüler. Amerikalılar bu konuda kartlarını çok net bir şekilde göstermiyorlar, katlarını göğse yakın tutuyorlar. Şuana kadar Kürt Özerk Bölgesi Yönetimi bağımsızlığını ilan ederse bunu tanırız diyen tek ülke dünyada İsrail. Diğerleri dediğim gibi kartları göğüslerine yakın tutup gelişmelere göre tavır alacaklar ama bölgedeki Kürt nüfusun, önemli bir hacme ulaşmış olması ve güvenliği sağlamada, yeni sınırların çizilmesinde, Ortadoğu’nun yeniden tasarımının yapılanmasında önemli bir rol oynayacaklarının da farkındalar.

Türkiye’nin bakışı peki?

Daha önce de belirttiğim gibi PKK’nın Türkiye’deki faaliyetleri, Suriye’de YPG unsuru Türkiye’de çeşitli endişelere vesile oluyor. Bunlar olmasaydı Ankara’nın bakışının çok daha Erbil’in bakışıyla paralel olacağını düşünüyorum. Ancak Türkiye’nin bu haklı endişelerine rağmen gelişmelere daha yapıcı bir perspektiften bakması gerekiyor. Sadece tepkici değil daha yapıcı bir şekilde bölgedeki Kürt realitesini bize hasmani olmayan, dost, işbirliği yapılabilir, birlikte çalışılabilecek, bölgesel tasarımın hep birlikte çıkartılabileceği hale nasıl getirileceği bir perspektiften bakması lazım. Bu da sadece pazı gücüyle olmaz askeri güçle olmaz. Yumuşak güç ve akıllı gücü devreye çıkartmak lazım ve kazan kazan, bizim sık sık tekrarladığımız yani hem bölgedeki insanların hem Türkiye’nin kazanacağı rahat hissedebileceği bir mecraya dökmek lazım.